Mizah, olay ve olgulardan, günlük yaşanmışlıklardan hareketle, geçmiş ve geleceğe dair insanı güldürmek, güldürürken düşündürmek, düşündürürken de yaşamdan dersler edindirme sanatıdır. Bu anlamda, birinci hedefi karşısındakini ve karşısındakileri güldürmektir. Günlük yaşamı renklendiren, hoş bir hale getiren, incelmiş ve gelişmiş zekanın ürünüdür. Mizah, her şeyden önce insanların duygularını ve düşüncelerini, hoşuna giden, tuhafına giden durumlar karşısında sesli-yazılı görsel bir şekilde hem kulağa ve göze, hem de beyine hitap eden, bunu açığa çıkarmaya hatta gerçeğin güldürücü, düşündürücü yanını meydana getirmeye hizmet eden, eğlendiren de bir sanattır. Her mizahın altında bir gerçek, her gerçeğin altında bir mizah vardır. Mizah, değişik sanatlarla icra edilir. Mizah, bugün sanat endüstrisinin önemli bir alanı haline getirilmiş, metalaştırılmıştır. Güzel sanatlar, eğitim, pedagoji, sosyoloji, psikoloji, ekonomi, sağlık, reklam sanayince başvurulan bir sanat dalıdır.
Bu sanat icra edilirken halkın, ulusun anadili ile bunu öğrenmesi, yaşaması, izlemesi temel bir gerçekliktir. Aksi, anadili asimile olmuş, kültürü erozyona uğramış, kendi dili, edebiyatı, kültürüyle harmanlanması ve her yönüyle düşünmesi toplumsal ve kamusal alanda bunu gerçekleştirdiği oranda, mizahtan da bir şey anlar. Yoksa gülmesi de, düşünmesi de arızalı ve ters bir durum olur. Burada bir farkındalığı bilince çıkarmak için açma ihtiyacı duydum. Kapitalist modernitenin emrinde olan, ona hizmet eden devletçi sınıf ve zihniyetlere sanat alanında hizmet eden mizah olduğu gibi, emekçilerin, ezilenlerin, ötekilerin, alttakilerin, ezilen ulusların, sömürge ulusların, halkların, kadınların da mizahı vardır. Bu yönüyle ele alırsak, sanat-sanat içindir, gibi ne idüğü belirsiz, sanatı hizmet ettiği kesimlerde bilinç bulanıklığı yaratanlardan değiliz. Mizah, bu yönüyle halkçı, devrimci, ilerici, muhalif olmak zorundadır. Aksi bize ait değildir.
Egemenlerin psikolojik, askeri, ekonomik, eğitim, kültür ve her türlü baskı, erozyonuna ve saldırısına karşı bir savunma mekanizması ve aracı olarak kullanmamız gerektiği gibi, dünya halklarının, ilerici insanlığın hizmetinde sıkça başvurulması gereken bir sanattır. En zor zamanlarımızda karanlığı dağıtan, moralsizliği yerle bir eden aydınlık bir yönü vardır. Açık bir şekilde, kuyumcu inceliğiyle çizgisinde, yazısında, müziğinde, şiirinde, heykelinde insanlığın ruhunun, yüreğinin, beyninin, zekasının derinliklerine girmekte olan mizah, unutulmayan bir şekilde insanlık ihtiyaç duyduğunda güncelleştirip, tekrar icra edebiliyor. Ruhsal, sosyal, psikolojik yönlerde toplumların terapisinde kullanabilir ve kullanılmalıdır. Mizah insana ait yaratımlardır. Uyarıcıdır. Analitik zeka ve duygusal zekayı canlandıran, bazen hızlı düşündüren, bazen bize analiz yaptıran bir güce sahiptir.
Özellikle toplumsal kurtuluş, sınıfsal, cins, kimlik, kültür, ulusal kurtuluş mücadelesinde ekolojik, demokratik konfederal toplum yaratımında ve gerçekleşmesinde de toplumu, halkı ayakta tutan, canlılık yaratan birliğine güçlü kılan maddi ve manevi değerlerinin gelişimlerine, tatminlerine renk katan bir özelliği de taşıyor. Mizah, kültürümüzün ciddi bir parçası, olmazsa olmazıdır. Toplumlar, halklar tüm sevinç ve acılarını, bazen mizahla dile getirmiştir. Yaşamın, düşmanın, doğal afetlerin, siyasal göçlerin yarattığı acılara, baskılara, zulme karşı, kendini ve toplumunu mizahla koruyabilmişlerdir. Devrimci mücadelenin her mekanında ve ortamında en zor anlarında egemenlerin dayatma, yaptırım ve işkencelerine, psikolojik savaşlarına karşı mizahla cevap vermişlerdir. Moral ve motivasyonlarını yükseltmişler.
Sanat ve kültür, bilim-aydınlanmayla bu alandaki savaşımını ideolojik derinliğiyle birleştirerek, güçlü bir savunma cephesi olarak, mücadelede yerini almaktadır. O yoksa her zaman bir yanımız, silahımız, ilacımız, gıdamız eksik olacaktır. Charlie Chaplin’in, Hitler ve faşizme karşı yürüttüğü mizah savaşıyla ciddi bir teşhiri yerine getirmiş, bunun iyi incelenmesi, bilinmesi ve dersler çıkarılması lazımdır. Yine Cervantes’in “Don Kişot’un yel değirmenlerine karşı savaşı” adlı mizahi kitabı, derin düşündüğümüzde aynı zamanda bir savunma aracı, bir cesaretin sembolüdür. Yel değirmenlerine karşı ironi yaparak küçümseyen, alaya alan bir mizah eseridir. İnsanın kendi yaptığı bir alete ve isteme karşı aciz olmaması, imkansızı yapabilmelidir. Ancak gerçekçi de olabilmeyi bu güzel eserinde mizahlaştırmıştır.
Yoğun bir kültürel birikimi estetik bir tarz ve üslup ile gizli ve gizleneni, kaçanı, görünmeyeni espri ve mizah gücüyle ortaya çıkarandır. Halkın ve ezilenlerin mizahını yapan, öğreten her zaman halk içinde sevilen, sayılan, başvurulan sosyal bir tabip olduğu gibi aydın bir kişiliktir de. Mizahla, eleştiri nükteleriyle egemenlere ve onların iktidarına karşı mücadele edendir. Bu uğurda yaptıkları, mizah ve söz ustalıklarıyla, muhalif kişilikleriyle nemrutların, firavunların, şahların, padişahların, kralların gadrine uğramış, derileri yüzülmüş, boyunları vurulmuş, idama çekilmiş yüzlerce Nesimi’ler, Hallac-ı Mansur’lar kahramanca canlarını vermişlerdir. Ezilenlerin önünde yürüyen toplumun duygu ve düşünce istemlerini dile getiren eserleriyle, aydın bir kişiliğe sahiptirler. Halkın vicdanıdırlar. Her zaman zalime karşı alttakilerin, ötekilerin, kimliksizlerin kimliği ve öncüsü olmuşlardır. Tarihle ayakta kalan toplumlar, uluslar, halklar, özellikle biz Kürtler, iktidar (devletsel) anlamında bir kurumlaşma, buna bağlı bir yazı diline daha düne kadar sahip olmazken, ayakta kalmanın, bugüne kadar gelmenin bir gücü ve sebebi de mizahtır.
Kapalı yaşam, savaşlar ve ticaretler yolunun üzerinde yaşayan, diğer iç etmenlerle birlikte, mizah yönleri gelişkin bir kültür yaratmışlardır. Belki bu tam açığa çıkmamışsa, kapalılığın, izolasyonun, tecridin önemli bir etkisi vardır. Buna rağmen dengbêjler, henekçiler, henekkerler ortaya çıkarmış, yaşamı güzel kılmaya çalışmış, yergilerini ve övgülerini bu yolla dile getirmişlerdir. Üzerine ölü toprağı serilmiş, ortak aklı parçalanmış yüze bölünmüş bir halk gerçekliğimizin, bu olumsuz sosyolojik durumuna rağmen özgürlük hareketinin gelişimiyle birlikte, kendi mizahına yeni katkılarla (döneme ve sürece yeterince cevap olmasa da) gelişmeye başlamıştır. Kültürel kurumlarımız bu eksikliği gündeme getirmişlerdir. Mizahımızın tarihini ve mizahçılarımızı ayrı bir konu, araştırma-inceleme içinde ele alınması gerekir.
Ancak şu kadarını söyleyeyim; en küçük sosyal birim olan ailemizde bile birimizin mizahi yönü gelişkindir. Hazır cevaptır. Her köyde ve yerleşim birimlerimizde yerel mizahçılarımız, özellikle sözle mizah yapanlarımız vardır. Son dönemlerde halk olarak birçok mizahçımız ortaya çıkmıştır. Kürtçe bir mizahı ortaya çıkarmak da mizahçılarımızın önünde duran bir görevdir. Tabii hepimizin görevidir. Sürece ve mücadeleye hizmet eden bir mizah, görevini yerine getirmiş sayılır. Mizahçı, bulunduğu birimdeki sosyal, toplumsal, kültürel yaşantıyı, acıları, sevinçleri karikatürize eden, manevi ve ruhsal dünyamızı geliştiren toplumun öğrencisi, öğretmeni, eğitmeni görevini ve işlevini yerine getirmiş demektir. Ekmek, su, hava insanın yaşamı için ne kadar gerekli ise gülmek de manevi ve ruhsal dünyamız için o kadar gerekli, arınmayı da birlikte getiren bir özelliğe sahiptir. Bu yanıyla da ele alırsak insan düşünen, alet yapan emeğiyle ve gülmesiyle insandır.
Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi
SÜLEYMAN ÖZCAN: Mizah üzerine