Günümüzü anlamanın en doğru yolu, anın ruhunu yakalamaya ve yaşamaya çalışmaktır. Bunu yapabilmek de anı geçmişle birlikte, kökleriyle birlikte, o anı bugüne getiren anların toplamıyla birlikte düşünebilmektir.
Ortadoğu’yu, Ortadoğu insanını, yine aynı şekilde Kürdistan’ı ve Kürdistan insanının bugününe baktığımızda, tüm kutsallıkların lanetlendiğini görürüz. Kendi toplumunu, toplumsallığına ve kendi özgür yaşam anlayışına ihanet içinde olmak, lanetliliği anlamak için yeterlidir. Kendi kutsalını egemenine kendi elleriyle her an sunan bir ihanet ve işbirliği vardır Ortadoğu’da. Bu tablo her gün, her an tam karşımızda durarak bizleri tarihi ve toplumun tarihselliğini yeniden sorgulamaya çağırmaktadır.
Öyküleştirilerek günümüze kadar taşınan mitolojiler tarihin kimi kesitleri hakkında yorum yapabileceğimiz az sayıdaki kanıtlardandır. Sümer mitolojisi de bu anlamda hiyerarşinin, erkek egemenliğinin, kadın ve erkek köleliğinin nasıl oluştuğuna dair veriler barındırmaktadır. Babil Yaratılış Destanı olan Enuma Eliş destanı ile kadının birinci cinsel kırılması yaşadığını söylesek de esas kırılma Sümerlerle başlamıştır. Tiamat’ın Marduk ile savaşı sonrasında yenilmesi, Marduk tarafından ölüm darbesi vurularak parçalanması, kadının artık hiçbir kutsallığının kalmadığını gösterecek şekilde sembolleştirilmiş ve tanrılar meclisinden atıldığı söylenegelmiştir.

Kadınca öğelerin öldürülmesi

Kadının tanrılar meclisinden atılması iki partinin kavgası sonrası birinin diğerini meclisten atması şeklinde anlaşılamayacak kadar yaşamsal bir durumdur. Kadının siyaset diyebileceğimiz meclisten atılması, onun yaşam dışına itilmesi, düşürülmesi, yaşam ve topluma dair kadınca öğelerin öldürülmesi ve toplumun erkek ve kadın kimliklerinden sıyrılarak karı ve egemen erkek formlarıyla düşürülmesini anlatır. Kadının cinsel kırılması diye anlatılan Tiamat-Marduk mitolojisinin öncesine bakarak bu formların nasıl ortaya çıktığını anlamak gerekir.
Kadında kırılma yaratacak zihniyetteki erkeğin nasıl oluştuğu konusu incelenmek durumundadır. Bu süreç Sümer tabletlerinde yazılmış olmasına rağmen yönlendirilmiş yorumlarla es geçilmekte ve toplumun düşüşü direkt kadının düşüşüyle başlatılmaktadır. Her iki cinsin birlikte nasıl düşürüldüğü konularına pek girilmemektedir. Oysa yalancı ve zalim erkeklik denilen olgu, erkekliğin ideolojikleştirilmesiyle mümkün olabilir. Toplumun erkek bireylerinin düşürülmesi kadınları düşürecek erkeklerin varlığını oluşturmakta, her iki durum da birbirini besleyerek hiyerarşik devletçi sistemleri inşa etmektedir. Bu anlamıyla, Gılgameş Destanı incelenmek durumundadır.

Bir egemenlik destanı!

Uruk sitesinin kuruluş destanı olan Gılgameş Destanı, erkek kimliğinin doğal bir kimlik olmaktan çıkmasının, erkekliğin diğer erkekler üzerindeki hegemonyasının ve toplumu düşürmenin temel aracı olarak kullanılmasının öyküsüdür.
Muzaffer Ramazanoğlu çevirisinden Gılgameş Destanı’nı okurken, öyküleştirilen mitolojilerin iyimserliği bir yana çarpıtılışını bir kez daha görmek mümkün. Yine tarihi roman adı altında yazılanların tarihin roman diline büründürülerek çarpıtılması anlamına geldiğini, bu yolla toplumun incitilmeden bastırıldığını-kırıldığını unutmamak gerekir. Tarihi romanların bu anlamıyla egemenlikli sistemlere hizmet etme anlamında tarihi ideolojikleştirme görevi gördüğü de bilinmek durumundadır. Bundan dolayı, tarihi romanları okuyarak tarih hakkında bilgi edindiğini sanmak, egemen sistemin yaratmaya çalıştığı tarih algısını kendi zihnine yerleştirmektir.  
Gılgameş Destanı okunurken bir kadın olarak ya da bir kadın gözüyle bakmaktan öte destanda anlatılanlara insan-toplum ve doğa yaşamının doğal seyrinin nasıl olduğu ve bu seyrin ne kadar sekteye uğradığı üzerinden bakmak gerekir. Destanda Enkidu adlı “dağlı”nın şehirleştirilmesi için kadın cinselliği kullanılmaktadır. Bu Enkidu’nun ilk düşüş adımıdır. Dağlı Enkidu, kıra dayalı kabile toplumunun bir bireyidir. İkinci ve esas düşüşün ne olduğuna dair ise destana bakmak gerekir. Destandan aldığımız bu satırlar okunarak bir görüşe ulaşılabilir.
“Enkidu, sana yaşamı seven, acıdan zevk alan Gılgamış’ı göstermek isterim. Onu gör, onun yüzüne bak: O, erkek güzelidir. Tam güçlüdür; senden güçlüdür. Gece gündüz dinlenmesi yoktur. Enkidu, kıskançlığını bırak! Ona, Gılgamış’a, sevgiyi Şamaş gösterdi. Onun aklını düşüncesini Anu, Enlil ve Ea genişlettiler; sen o dağdan gelmezden önce, Gılgamış seni düşünde gördü; düşünü yorarak kalktı, anasına anlattı: “Aman ana, ben bu gece bir düş gördüm. Bütün gücümle adamların arasından geçip ileri gittim. Orada gökyüzünün yıldızları birdenbire yere döküldüler. Göktaşı gibi yukardan aşağı üstüme düştü. Onu kaldırmak istedim. Bana ağır geldi, kımıldatmak istedim, kımıldatamadım. Uruk halkı oraya toplandı. Erkekler onun ayaklarını öptüler ve ben, o bir karıymış gibi, üzerinde ondan zevk aldım. Orada kendi kendime zorladım. Onlar bana yardım ettiler. Onu kaldırdım ve sana getirdim.”
Her şeyi öğrenen Gılgamış’ın anası, Gılgamış’a anlattı:
“Gılgamış, bu açık bir şeydir. Kırda sana benzer biri doğmuştur. Onu dağlar yetiştirmiştir. Senin onu görür görmez, bir karıymış gibi üzerinde ondan zevk aldığın adam, senden asla ayrılmayacaktır. Adamlar onun ayaklarını öpecektir. Sen onu kucaklayacaksın. Onu bana getireceksin! O, güçlü Enkidu’dur. Dar zamanda arkadaşa yardım eden bir yoldaştır. Ülkede en güçlü odur. Güçlüdür. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür. Senin, karı gibi, üstünde zevk aldığın o adam, senden hiç ayrılmayacaktır.”

Kendisi olmaktan çıkarılmak

Bu bölümün dipnotunda çevirmen özellikle Gılgameş-Enkidu ilişkisinin eşcinsel bir ilişki olmadığı, olayın yanıltıcı olduğu, destan yazıcısının anlattığı düşün sanatta gösterdiği en büyük özelliği olduğunu belirtmektedir. Garip bir şekilde Uruk kralı Gılgameş’in tecavüzcü yanının üzeri örtülmektedir diyebiliriz bu dipnottaki açıklamayla. Oysa Gılgameş’in rüyasını anlatırken kullanılan dil de tecavüzü anlatır cinstendir. Kadın gibi denmemesi önemlidir. “Bir karıymış gibi” belirlemesi, aslında erkeğin karılaştırılması sözünü tanımlarcasına dile gelmiştir.  
Gılgameş’in destan boyunca gördüğü belirtilen sapık düşleri, Sümer rahiplerinin yaratmaya çalıştığı erkek tipini anlatmaktadır. Erkeklik Gılgameş formuyla doğal bir cins kimliği olmaktan çıkarılmış ve ideolojikleştirilmiştir. Kadını kadın olarak değil, üzerinde zevk alınan bir karı olarak görmek Gılgameş’e uygulatılan bir egemenlik ideolojisidir. Kadını zevk nesnesi olarak görmek, her türlü emeline bu zevk nesnesiyle ulaşmak, diğer erkekleri de bu nesneyle düşürmek, tuzağa çekmek, kendi doğallığından çıkarmak ve kendine benzetmek, Gılgameş’in temel özelliklerindendir. Bu özellikler aynı zamanda tecavüzcü erkek tipinin de temel özellikleridir.
Enkidu, ilk önce kadın yoluyla tuzağa düşürülmekte ve terbiye edilmektedir. Kadın yoluyla kendisi olmaktan çıkarılmakta, kendi doğal toplum yaşamından kopmaktadır. İlginçtir, Türkiye ya da Avrupa metropollerine giden Kürt erkeklerini anlatır gibidir destanın bu kısmı. Enkidu’nun başına gelenleri yorumlamak, bugünkü erkek kimliğinin düştüğü durumu anlamak açısından esastır. Kadın cinselliği yoluyla kendisi olmaktan çıkarılmak Sümer’den bugüne kadar uygulanagelen bir bitirme yöntemi olmaktadır. Bundan sonra Enkidu Gılgameş’in yanına götürülmeye ikna edilmektedir. Enkidu ise, başına geleceklerden habersiz, kendince Uruk’un yazgısını değiştirmeye gitmektedir.

İşbirlikçiliğin arka planı

Gılgameş Destanı aynı zamanda ilk şehirli-barbar çatışmasını anlatmaktadır. Şehir ve kır çelişkisine dair ayrıntılar destanda bulunmaktadır. Kırda yaşayanların aşağılanması, kirli görülmesi, şehirliliğin özendirilmesi ve temiz gösterilmeye çalışılması destanda yer bulan anlatımlardandır. Ayrıca destanın Avrupalı ya da Avrupa zihniyetli erkekler tarafından tercüme edilmiş olmasının destandaki yansımaları da görülmektedir. Destandaki şu bölüm anlatının batılı erkeklerce yapıldığını doğrular niteliktedir: Enkidu, doyuncaya dek ekmek yedi. Yedi küp içki içti. İçi açıldı, neşe buldu. Yüreğine açıklık geldi, yüzü parladı. Kıllı, pis gövdesini sıvadı, kendi kendini yağladı, insana döndü. Sonra bir giysi giydi, artık adam oldu.”
Destan okuyucularının gözünde canavarlaştırılan Humbaba’ya dair yorum, kesilen ağaçlar karşısında Humbaba’nın gösterdiği tepkiyle yapılmalıdır. “Kimdir o, dağlarımın çocukları olan ağaçların ırzına geçen? Kimdir o, katranı deviren?”
Gılgameş’in “…üzerinde karı gibi zevk aldığım…” diye anlattığı olaylardan sonra, aslında kral erkeğin tecavüzüne uğradıktan sonra, Humbaba’nın yaptığı savaş taktikleri karşısında girdiği tavır, Enkidu’nun yaşadığı durumun çizgileştiğini gösterir. “Enkidu, Gılgamış’a dedi: “Humbaba’nın dediklerini dinleme! Humbaba’yı öldürmelisin!” der Enkidu Gılgameş’e. Tecavüz sonrası Enkidu’nun girdiği tutumlar, işbirlikçi-ihanetçi çizginin bir tecavüz sonucu olarak nasıl geliştiğini gösterir. Her ihanetin, işbirlikçiliğin arka planında bir tecavüz olduğu sonucuna gitmek için güncel bilgiler kadar Enkidu örneğine bakmak da önemlidir.

İdeolojik bir inşa ürünü

Uruk sitesi İnanna koruyuculuğundadır. M.Ö.3000’lerde ilk devlet şekillenmesi burada oluşmuştur. Gılgameş de üçte bir insan üçte iki tanrı olmasından dolayı şehrin en güçlü, büyük öküz kadar güçlü erkeğidir. Öküzün tarım toplumundaki öneminden kaynaklı verilen bu ad aynı zamanda kutsal boğa mitinin nasıl şekillendiğini de anlatmaktadır. Gılgameş’in tanrıçalarla kavgası, kır toplumuna saldırılarıyla başa baş sürmektedir. Çünkü, kadına ve toplumsallığa saldırının anlamı ve amacı ortaktır. Destan baştan sona ideolojik bir inşa ürünüdür. Aynı zamanda ideolojik bir inşayı hedefler. Kral ve aynı zamanda asker olan Gılgamış profili, kurulmakta olan devletin kimlerden ve nasıl olaşacağını da göstermektedir. Devletin doğuşu, erkekliğin düşürülen kadın ve karılaştırılan erkek formuyla düşürülmesi, krallar şahsında egemen erkekliğin yaratılması ve kadının nesneleştirilmesi destanda anlatılmaktadır. Kadın, Uruk destanında Gılgameş’in etrafında cariyeleştirilerek anlatılmaktadır.
Enkidu’nun Gılgameş’in tecavüzü sonucu düşürülmesi bir ilk örnektir. Ardından Humbaba’ya saldırılmaktadır. Humbaba kadar, kıra dayalı kabile toplumunun tüm insanlarına saldırı olduğu anlaşılmaktadır. Burada kıra dayalı kabile toplumunun insanları ya öldürülmekte ya da Enkidu gibi “avlanılarak” düşürülmekte ve şehir yaşamına taşınmaktadır. Baştan sona destanda kıra dayalı kabile toplumu bireylerinin birçok yoldan kendi toplumsallıklarından koparılması, özgür varoluşlarından uzaklaştırılması, köleleştirilmesi ve kendilerine ait olmayan bir yaşama alıştırılması anlatılır. Bir anlamıyla Gılgameş Destanı bir asimilasyon öyküsüdür. Bir anlamıyla da ilk köy boşaltma öyküsüdür. 


Uluslararası düşürülmüşlük

Ortadoğu’da bugün güncel olarak yaşanan soysuzlukların tarihteki ilk örneğidir belki de Gılgameş Destanı’nında anlatılandır. Bugün kendini tecavüzcü bir erkek emperyalizmiyle vareden DAİŞ vahşeti, Uruk örneğinde yaratılan erkeklik ideolojisinin Irak zemininde somutlaşmasıdır. Soysuzluk, her ne kadar tercih etmediğim bir sözcük olsa da, kendi kutsallığına bunca tecavüzü yapabilenlerin kesinlikle beyinsel ya da fiziksel olarak bir tecavüz yaşayarak kendi insan olma gerçekliğinden ve anlam soylarından koptukları gerçeğinden hareketle sözcüğü kullanıyorum. DAİŞ (IŞİD) karşısında savaşabilmek, direnebilmek ve Ortadoğu’nun kutsallığını koruyabilmek için ihanet ve işbirliği hattından uzaklaşmak gerekir.
Kürdistan’da ihanet ve işbirlikçilik, uluslararası anlaşmalarla oluşturulan, Enkidu hattının bugüne kadar getirilmesidir. Bugün hala KDP ve benzer partiler somutunda bu hat sürdürülmektedir. Enkidu nasıl Enkidulaşmışsa, bu partiler de aynı yöntemlerle ihanet ve işbirliği hattına çekilmişlerdir. Uluslararası düşürülmüşlük yaşayan bu partilerin DAİŞ saldırıları karşısında direnmesini beklemek zaten tarihsel olarak mümkün değildir.
Günümüzü anlamak için tarihe bakmak ve anı kökleriyle birlikte yorumlamak gerekir. Mitolojilerin bu anlamda rolleri de üzerinde durulmayı şart kılmaktadır. Mitolojilerde dile gelen her bir kavram, yeni inşanın adımları olarak görülmelidir. Sümer icadının nasıl oluştuğuna dair yorumlar yapmayıp bu belirlemeleri sanatsal söylemler olarak değerlendirmek tarihsel toplum gerçeğini anlamayı da engeller.
Tecavüzden kurtulamadığı kadar tecavüzün yarattığı ihanetçi çizgiye girerek düşmanıyla işbirliği yapan egemen erkek karşısındaki karılaşmış erkek profili olan Enkidu’nun son sözleri ölüm anında kendi gerçeğini gördüğünün işareti sayılabilir. “Arkadaş, ben bir ilence uğradım! Savaşta ölen bir adam gibi ölmüyorum. Savaştan korktuğum için şimdi onursuz ölüyorum.”
Evet, Enkidu bir ilence uğramıştır. Arkasını döndüğü, ihanet ettiği tüm ağaçlar ona beddua etmiştir. Humbaba’nın tüm çocukları Enkidu’nun arkasından beddua etmiş ve onu lanetlemişlerdir. Doğanın, kıra dayalı kabile insanının ve bu insanların oluşturduğu toplumsallığın gereği, Enkidu’yu ve Enkidulaşanları asla affetmemektedir.



DILZAR DÎLOK