İki süper başarıdan bahsedelim.
Önce 6 Ekim 2016’ya gidelim. İçişleri Bakanı S.Soylu bir toplantıda konuşuyor, aynen aktarıyorum: “Üst düzey yöneticilerle birlikte bir Kaymakamlar Kararnamesi hazırlıyoruz. En iyi kaymakamımızı Hani’ye, Sur’a, Mazıdağı’na, Cizre’ye vereceğiz. Bu kaymakamların bilgi ve tecrübeleri aracılığıyla PKK’nın vatandaşıyla devleti arasına, vatandaşıyla vatandaşı arasına fitne sokmaya çalışmasına engel olacaklar.”
Bu “en iyi” denilen kaymakamların hepsi kayyum olarak atandı. Kürdistan’ın tüm merkez ve ilçe belediyeleri kayyum dolup taştı. Peki bu iyiler üstü iyi denilen, bilgi ve tecrübeleriyle insanlık ve vatan aşkı için yanıp tutuşan kaymakamlar ne yaptı? Daha aradan bir yıl geçmeden vatan ve iş aşklarını ispatladılar.
Şimdi 23 Ağustos 2017 günündeki gelişmelere bakalım: “Yolsuzluk, iltimas, ihaleye fesat karıştırma, rant”a dair şikayetleri dinlemek ve raporlaştırmak için gönderilen müfettişlerin raporlarını bittirmesinin ardından DBP’li belediyelere kayyum olarak atanan 9 kaymakamın ‘kayyumluk’ görevlerine son verildi” Aaa! En iyilere bakar mısın? Nasıl da çalmışlar, pardon çalışmışlar!! Kim bu muhteşem dokuzlu? Cizre Belediyesi kayyumu Ahmet Adanur, Diyarbakır merkez Kayapınar Belediyesi kayyumu Mustafa Kılıç, Diyarbakır merkez Yenişehir Belediyesi kayyumu Mehmet Özel, Muş Malazgirt Belediyesi kayyumu Soner Kırlı, Van Muradiye Belediyesi kayyumu Fatih Çelikel, Van Bahçesaray kayyumu Serhat Karabektaş, Hakkari Çukurca Belediyesi kayyumu Mehmet Mut, Hakkari Şemdinli Belediyesi kayyumu Muhammet Fuat Türkman, Elazığ Karakoçan Belediyesi kayyumu Cemil Sarıoğlu…
Bunlar demek işin cılkını çıkarıp artık mecburi atılmak zorunda kalan, açık yiyiciler. Bu kayyumlar “yolsuzluktan” yani çürümenin dibinden atıldılar. Oysa madalya verilmesi gerekirdi. Çünkü bakan beyin de ifade ettiği üzere, “devleti en iyi şekilde temsil ettiler”. Devletin, yönetici sınıfının hakikatı budur. En üst düzeyi çuvalla, kutu kutu götürürse kaymakamı geri mi kalır? Ne bekliyoruz yani ondan? Nietzsche devleti ahlaksız bir örgütlenme olarak tanımlarken yerden göğe haklıdır. O ahlaksızlığın içinde neler var neler…
***
Antalya’nın Kepez ilçesinde Milli Eğitim Müdürü Hüdai Vural, ortaokul müdürlüklerine resmi yazı göndererek öğrencilerin en az yüzde 35’inin imam hatiplere yönlendirilmesi talimatı verdi. Resmi yazıda şu ifadeler yer aldı: „2017-2018 eğitim öğretim yılında mevcut ortaokullarınızdaki 5. sınıf öğrenci sayılarınızın en az yüzde 35’ini imam hatip ortaokullarımıza kazandırmak için gerekli özenin ve hassasiyetin gösterilmesi hususunda bilgi ver gereğini rica ederim.“
Buyur sana eğitim! Eğitimden sorumlu olanları kafası hepten xoş! Yetişecek nesil nasıl olur? Bir örnek verelim: Nurettin Yıldız! Fetvacı… Biyografisine baksan alim gibi alim! Zaten bu ülkede herkes mükemmel. Bu kadar sorun nerden çıkıyor anlamak zor. Neyse, Yıldız vakfındaki sohbette diyor “Allah adına konuşuyorum, kadını vurabilirsiniz. Kadını vurmak kadın için bir şanstır”… Yani teşekkür etmeli kadın diyor.
Bir başka fetvacı, Prof.Dr. Abdulaziz Bayındır, alime soruyorlar. “Güneş dünyamızı aydınlatırken uzay neden karanlıkta kalıyor?”
Cevap, yok elbette. Ama sallayacak bişiler mecbur. Şunu diyor: “Güneş ışınlarının dünyamızda bulunan gündüze çarpması ile olur. Kutup bölgelerinde aydınlık geceler olur. Karanlık gündüzler olmaz. Biliyorsunuz gece ve gündüzün ayrı varlıklar olduğunu ilk defa biz ortaya koyduk. Tüm dünya şuan makalemizin bitmesini bekliyor” Devamında insanın beyin devrelerini yakan, doğduğuna pişman eden, sen insansan ben neyim diye sorgulamalar yaratan cümleler de var. Lakin sizi düşündüğümden daha fazla şey etmek istemiyorum. Bu iki oksijen israfını neden örnek verdim? Bu tipler çoğaldı ve onlara ses etmeyen, her şeyi ile bir şekilde onaylayan iktidar var ortada. İktidarın alter egoları gibi çalışıyorlar. İşte okullara gönderilen yazıda olduğu gibi çok rahat bu kesimi devşirme peşindeler. Hepsinden birer Bayındır, Yıldız yaratma peşindeler…