Sur’da bir muğlaklık hakim, bundan sonra ne olacağı bilinmiyor. Büyük bir mülkiyet sıkıntısı var. Hukuk sürecinde adalet mekanizmaları kapalı olduğu için aileler çaresiz kaldı. Açıklanan bir proje yok. Açıklanan metrekare birim fiyatlarına bakıldığında Sur’un gerçek sahiplerinin Sur’da ev sahibi olması mümkün değil.  

Sur ablukası ve saldırı, büyük bir kültürel ve insani yıkıma yol açtı. İnsanlığın ortak inanç ve kültür mirası olarak kabul edilen kutsal mekânlar harabeye çevrildi, UNESCO kültür mirası listesinde bulunan Amed Surları tank ve top atışlarıyla hasara uğratıldı. Tarihi kentte farklı inançlara ait kiliseler, camiler, konaklar, hamamlar bu yasaya dayandırılarak yok edildi. 1564-1567 yılları arasında yapılan Behram Paşa (Paşa) Hamamı ağır silahların hedefi olurken, Hacı Hamit Camii, Süleyman Nazif İlköğretim Okulu ve 1500 yıllık tarihi geçmişe sahip olmanın yanı sıra türünün tek örneği olan Dört Ayaklı Minare ve onun camisi Şêx Mutahar Camii, Ermeni Katolik Kilisesi, Mehmed Uzun Evi, Şehzadeler Konağı, Protestan Kilisesi, Mor Pedriom Keldani Kilisesi, Ortadoğu’nun en büyük Kilisesi Surp Giragos Ermeni Kilisesi, çatışmalardan büyük zarar gördü.

 Özel harekat timleri, kiliseleri karargah olarak kullanıp ırkçı ve cinsiyetçi yazılarla tahrip etti. Ayrıca 500 yıllık tarihi olan Kurşunlu Camii, çatışmalardan dolayı yıkılırken Hüsrev Paşa Camii, Nashu Paşa Camii, Hz Süleyman Camii, Yavuz Selim İlköğretim Okulu, Esma Ocak Evi, Cumhuriyet İlkokulu gibi 20 önemli tarihi yapı büyük ölçüde zarar gördü; bir kısmı ise aslına uygun olmayan biçimde tadilata alındı. Ayakta kalan bir kaç bina ise polis ve özel timler tarafından karakola dönüştürüldü.

TOKİ hoyratlığı ve konutlar

Sur’un tarihi evleri yıkılırken, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından yapılan evler ise Amed’in tarihi evlerinin mimarisine uygun inşa edilmedi. Bununla birlikte Mimarlar Odası’nın verdiği bilgilere göre; Sur’da 2012’de Büyükşehir Belediyesi ile Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın Koruma Kurulu’nun onayladığı “Koruma Amaçlı İmar Planı” olduğu ve bu plana göre Sur’u “İmar Koruma Planı” çerçevesinde inşa edeceklerini söylemelerine rağmen başka bir proje ortaya çıkardılar. Bu proje değişikliği içerisinde 6 karakol yer aldı. Bu karakolların Hasırlı, Cevatpaşa, İskender Paşa, Melik Ahmet ve Ali Paşa mahallelerinde yapımı sürdü. Aynı zamanda bu karakolları birbirine bağlayan yollar yapılmış, bu yollar genişletilirken hiçbir şekilde Sur’un mevcut dokusu göz önüne alınmadı.

Susuz ve elektriksiz

Yüzde 82’lik kamulaştırmadan sonra evleri satın alan devlet, halkı TOKİ’lere mecbur etti. Alipaşa ve Lalebey mahallerinde 23 Mayıs’ta başlayan yıkımla da binlerce insan evlerinden zorla çıkmak zorunda kalırken, evlerini bırakmayıp direnen yurttaşlar ise Ramazan ayı boyunca susuz ve elektriksiz bırakılıp cezalandırıldı. Mahalleden ayrılmak zorunda kalan halka Elazığ ve Urfa yolu üzerindeki TOKİ’ler “indirimli” olarak sunuldu. Daha önce yaşanan yıkımda halka TOKİ evlerini sunan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, aynı planı devreye koyarak TOKİ’ye mecbur bıraktı. Bakanlık yetkilileri, Sur’da Alipaşa ve Lalebey mahallelerinden çıkan halka da Sur’u bırakma koşulunda TOKİ vaadinde bulunmaya devam ederken, TOKİ’leri kabul etmeyen yurttaşlar ise ağırlıklı olarak Sur’un arka mahalleri, Bağlar ve Şehitlik gibi semtlere taşınarak yaşamlarını sürdürmeye çalıştı.

Acele kamulaştırmada bir iptal

Bakanlar Kurulu’nun “acele kamulaştırma” kararına ilişkin hak sahiplerinin verdiği hukuk mücadelesi, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) takıldı. Danıştay ve AYM, “acele kamulaştırma” kararının iptal edilmesi için yapılan başvuruları reddetti. Mimarlar Odası da hakkında kamulaştırma kararı alınan kültür varlığı niteliğindeki Dengbêj Evi ve diğer yapılar için Danıştay’a başvurdu. Danıştay 6. Dairesi, odanın bu talebini reddetti. Oda, kararın bozulması için temyiz talebini, bir üst kurul olan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na (DİDDK) taşıdı. DİDDK tetkik hakimi, Oda'nın kendisine ait kültür varlığı niteliğindeki yapıyla ilgili talebini yerinde görerek, "Korunması gerekli kültür varlığı olan taşınmazların 2942 Sayılı Kanun’un 27’nci maddesi kapsamında değerlendirilebilmesi hukuken mümkün olmadığından, bu nitelikteki dava konusu taşınmazın acele kamulaştırılmasına yönelik dava konusu Bakanlar Kurulu kararında hukuka uyarlık bulunmadığı; bu nedenle temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozularak, söz konusu Bakanlar Kurulu kararının dava konusu taşınmaza yönelik kısmının iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir" dedi.

DİDDK de hakimin düşüncesini yerinde görerek kültür varlığı niteliğindeki yapıları ilgilendiren 2863 Sayılı Koruma Yasası'nı hatırlattı ve “acele kamulaştırma” kararına yasada atıf yapılmadığını belirterek, şu ifadelere yer verdi: "Yasada bu nitelikteki taşınmazların kullanımı ve devri ile bu taşınmazlara yönelik fiziki müdahalelere ilişkin tüm usul ve esaslar kurala bağlanmış, taşınmaz kültür varlıklarının kamulaştırılması konusunda yetkili olan idareler tarafından izlenmesi gereken usul ve prosedürler ayrıntılı olarak belirtilmiş; ancak özel düzenleme niteliğindeki 2863 sayılı yasanın 15’nci maddesinde taşınmazların kamulaştırılması konusunda istisnai bir yöntem olan acele kamulaştırmaya ilişkin herhangi bir düzenlemeye ya da bu konuda 2942 sayılı Kanun’un 27’nci maddesine yönelik herhangi bir atıfa yer verilmemiştir."

Üst kurul, Bakanlar Kurulu'na kültür varlıklarını acele kamulaştırma yetkisi olmadığına dikkat çekerek, "Korunması gerekli kültür varlığı niteliğinde olan taşınmazların 2942 sayılı 27’nci maddesinde öngörülen acele kamulaştırma usulü kapsamında değerlendirilebilmesi hukuken mümkün olmayıp, aksi yöndeki yaklaşımın, korunması gerekli kültür varlığı olan taşınmazların bu niteliğinin göz ardı edilerek, kamulaştırmalarda 2863 sayılı yasa uyarınca öngörülen sürecin ve kamulaştırmaya yetkili olan ilgili idarelerin bu yetkilerinin bertaraf edilmesine sebebiyet verebileceği açıktır" dedi.

Hukuka uygun değil

Mahkeme, açıkladığı gerekçelerle Danıştay 6. Dairesi'nin ret kararında hukuka uyarlık bulunmadığını belirterek, bozduğu kararın gerekçesinde şu ifadelere yer verdi: "Yukarıda yer verilen değerlendirmeler doğrultusunda, korunması gerekli kültür varlığı olan taşınmazların acele kamulaştırılması hukuken mümkün olmadığından, 2942 sayılı Kanun’un 27’nci maddesi uyarınca tesis edilen 21/03/2016 günlü, Bakanlar Kurulu kararının sivil mimarlık örneği korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olan Diyarbakır İli, Sur İlçesi, Ziya Gökalp Mahallesi, 415 ada, 15 parsel sayılı dava konusu taşınmaza yönelik kısmında hukuka uyarlık görülmemiştir."

Mahkeme kararının, “acele kamulaştırma” kapsamına alınan kültür varlığı niteliğindeki yapılar için emsal olduğu belirtiliyor.

AYM’den sonra AİHM

“Acele Kamulaştırma” kararının yürütmesinin durdurulması ve işlemin iptali için Bakanlar Kurulu’nu temsilen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı aleyhine açılan dava, Danıştay 6. Dairesi’nce reddedildi. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, buna yayıplan itirazı oy çokluğuyla geri çevirdi. Bunun üzerine Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP) ve Sur Platformu adına davayı takip eden hukukçular, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) 140 bireysel başvuruda bulundu. AYM süreci iki yılı bulabilir. Olumsuz sonuç alındığı takdirde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınacak.

AI: Tasarlanmış plan

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), sokağa çıkma yasağının birinci yılında Sur ilçesinde yaşananları ve bölgedeki son durumu yansıttığı raporunda, 79’u çocuk olmak üzere, 321 sivilin katledildiğini, yaklaşık 40 bin kişinin yerinden edildiğini vurgulayarak, bugün teyit edilen şu tespit ve öngörüde bulunuyordu: “Bölgedeki sürece bir bütün olarak bakıldığında, bu süreç, altyapıdaki değişiklikler ve nüfus transferi vasıtasıyla güvenliği sağlamak için söz konusu yerlerde ikamet eden kişileri yerinden etme ve bu yerleri yıkıp yeniden inşa etmeye yönelik önceden tasarlanmış bir planın olduğu izlenimini veriyor… Devam eden bir güvenlik operasyonu kalmamışken ya da bu tür bir operasyon ihtiyacı söz konusu değilken, sokağa çıkma yasağı uygulamalarının sürdürülmesini meşru kılacak daha da az gerekçe bulunuyor. Silahlı çatışmaların üzerinden dokuz ay geçmiş olmasına rağmen bölgeyi patlayıcılardan arındırma gerekçesiyle sokağa çıkma yasağının devam etmesi de inandırıcılıktan uzak. Yetkililer aksi yönde somut deliller sunmadıkça, devam eden sokağa çıkma yasağı uygulamalarının gerçek gerekçesinin, bölgenin kamulaştırılmasına ve bölgede başlatılan kentsel dönüşüm projelerinin gerçekleştirilmesine olanak sağlamak olması daha muhtemel gözüküyor…”

Toplumsal dışlanma alanı

Sur ilçesinin Cevatpaşa, Fatihpaşa, Dabanoğlu, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahallelerinde zorla yerinden edilen insanların yaşadığı mağduriyetin tespit edilmesi için Dicle Toplumsal Araştırma Merkezi (DİTAM) tarafından “Diyarbakır İli Sur İlçesinde Yerinden Edilen Ailelerin Temel Haklara ve Kamu Hizmetlerine Erişim Projesi” çalışmaları yürütüldü. Geçen hafta Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan projenin koordinatörü Dilan Kaya, AKP hükümetinin üç yıl önce yerinden edilmiş insanların ailelerin mağduriyetini gidermek için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eliyle proje başlattığını ve mülk sahiplerine üç seçenek sunduğunu aktardı;

* Maddi tazminat,

* TOKİ’nin başka bölgede bir evi,

* Sur’da yapacağı evlerden biri.

Evlere, ederinin çok altında değer biçildi. Bazı ailelere daha yazı gitmemiş. Bazı ailelerle uzlaşılmış, birçok aile de uzlaşmayı reddetti. Bazılarına teklif dahi gitmemiş. Ailelerin hepsi Sur’a yakın yerlere taşındı ve Sur’a dönmek istiyor.

 Ne olacağı bilinmiyor

 Sur’da bir muğlaklık hakim, bundan sonra ne olacağı bilinmiyor. Büyük bir mülkiyet sıkıntısı var. Hukuk sürecinde adalet mekanizmaları kapalı olduğu için aileler çaresiz kaldı. Açıklanan bir proje yok. Açıklanan metrekare birim fiyatlarına bakıldığında Sur’un gerçek sahiplerinin Sur’da ev sahibi olması mümkün değil.

Ailelerin devletle uzlaşmaya yaklaşmama nedeninin başında, sunulan seçeneklerdeki belirsizliklerin fazla olması ve karşılanması imkansız büyük maddi taahhütlerin altına girme kaygısı geliyor.

Kent dinamik bir durum, unutturmak istediğini sana unutturmayı biliyor. Hatırlamak istediğini de hatırlatır. Bundan dolayı kent planlaması çok önemli, bir şey unutturmak isterseniz belli politikalarla unutturabilirsiniz. Sur’da hiçbir şey olmamış gibi bir ortam var; sınırları, sokakları kapatan beton blokları görene kadar. Arka sokağa geçmek istediğinde yapılan tüm makyaj düşüyor ve bariyerlerle karşılaşıyorsunuz. Sur’un tarihsel hafızası ile birlikte bugünkü hafızası var.

Savunma odaklı ‘elit’ bir Sur

Sur’da yapılan inşaatlara bakıldığında savunma odaklı bir plan görülüyor. Yeni planda Sur içinde 6 karakolun yapılması, bir şeyleri çözmek değil ipleri elinde tutmaktır. İlçenin birçok noktasında bariyerler, arama noktaları ile karşılaşılıyor. Yapılan betonarme evlere bakıldığında yüksek gelir grubuna hitap edilen bir manzara. 5 yıl sonraki Suriçi, mevcut Suriçi’nden çok uzak olacak. Bundan sonra lüks mağazalar, lüks kafeler… Büyük şirket ve firmaların gireceği bir alan olacak. Yerel tasfiye edilecek. Toplumsal dışlanma alanı olacak bir şekilde dizayn ediliyor. Orada bir statü yaratılıyor. Dar gelirli ailelere ‘siz buraya layık değilsiniz’ denilecek.

Yaşanan sorun bir kez daha ötelendi ama bu sorunu çözmüyor. Köy yakmalar döneminde yaşanan hafıza, başka bir şekilde ortaya çıktı ve başka bir mekanda kendini inşa etti. Hafızayı, yaşamı yok eden politikalar başarılı olamayacak, sadece yaşanan acıları katlayacak.

* TMMOB, TİHV, İHD, AI ve HDP raporları; DİHA, JINNEWS, MA ve ANF’ye yansıyan haberler, ilgili kurumların basın açıklamaları ve Yeni Özgür Politika’da yayınlanan Sur Günlükleri’nden yararlanıldı.

ANF/HABER MERKEZİ