
MEDİNE MAMEDOÐLU/JINNEWS/AMED
Sur'da hayata geçirilen yıkıma karşı bir ailenin soğuk hava koşullarına rağmen yıkıntılar arasında kurdukları çadırdaki direnişi devam ediyor.
Sur'da 24 Mayıs’tan bu yana devam eden yıkımla Alipaşa ve Lalebey mahallelerinin yüzde 80'i yok edildi. Halkın susuz, elektriksiz bırakıldığı mahallelerde, yıkılan evlerin yerine şimdilerde butik otellerin temeli atılıyor. Herkesin aylarca sessiz sedasız izlediği yıkıma karşı onlarca aile her gün evlerine vurulan kepçe darbelerine karşı direndi. Bütün ailelerin "Çadırda yaşarım", "Ölsem de çıkmam" dediği Sur, aylar sonra barikatlar ve bariyerlerle kapatıldı. Komşuları ile aralarına barikat giren ailelerin çoğu darp edildi, gözaltına alındı ya da bir sabah evine gelen kepçe darbesiyle uyandı. Bütün itiraz ve direnişine rağmen yıkılan evlerinin yerine çadır kuran Ak Ailesi ise iki ayı aşkın süredir soğuğa ve yıkım tehdidine rağmen çadırlarını terk etmiyor.
Sur'un kepçelerden geriye kalan tarihi taşlarından destek alarak yapılan çadırda, ikisi çocuk 5 kişi yaşıyor. Havanın soğuk olmasına rağmen sürekli çadır kapılarını açık bırakan aile, yıkım tehlikesine karşı çadırlarını bir an olsun terk etmiyor. "Evimizi aldılar, ama bunu alamayacaklar" diyen aile, yanı başlarında demir bariyerleri hemen arkasında yapılan temel atma çalışmalarını umursamadan yaşamlarına devam ediyor.
Bir leğen, bir soba, bir kanepe
Soğuk havaya rağmen gece kaldıkları çadırın içinde bir elektrikli soba, bir leğen bir kanepe ve mutfak eşyaları var. Her gördüğümüzde çadırın önünde elinde şemsiyesiyle oyun oynayan Zınar, neden kaldıklarını anlamadığı çadırını çok sevdiğini söylüyor. "Evimiz gitti, bu geldi" sözleriyle hem ailesi hem de kendi hikayesini özetleyen Zınar, gülüşü ve oyunlarıyla aileye biraz da olsa neşe kaynağı oluyor.
Çadırın içinde gördüğümüz Zozan ise komşudan aldığı suyla domates doğruyor. Zozan, "Suyu komşudan alıyoruz. Zaten bir sobamız var onla da idare ediyoruz. Zaten hava soğuk, dolaba ihtiyaç kalmıyor. Belki gelir çadırı da yıkarlar diye bir an olsun buradan ayrılmıyoruz" diyor.
‘Sur’daki yıkım sorunu derinleştirir’
OHAL şartlarının ağır hissedildiği Diyarbakır’a, 2 yıl önce katledilen Baro Başkanı Tahir Elçi’yi vurulduğu yerde anmak için gelen Biraradayız Platformu üyeleri, yıkımın devam ettiği Sur’da yaptıkları incelemeler hakkında konuştu.
Sur’da yıkımın devam ettiği mahalleleri yerinde inceleyen Yazar Oya Baydar, “Savaşa harcanan paranın onda biri bütün Sur’u yaşanacak hale getirirdi. İnsanlar yerinden edilmezdi. Dönemin Başbakanı Davutoğlu ‘Sur’u, Toledo yapacağız’ demişti, hatta kendisi de ev alacağını söylemişti. Onu ve onun gibi insanları buraya davet etmek istiyorum. Gelip buralara bir baksın” sözleriyle Sur’da yaşananlara tepki gösterdi.
OHAL’in büyük bir yıkım ve hak gaspı anlamına geldiğini ifade eden EMEP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Levent Tüzel, “Üç yıllık tahribatın sonucunu bugün Diyarbakır’da yakınlarını kaybedenlerden, insan hakları çevrelerinden dinledik. Bu yıkımın bir çözüm getirmeyeceği de gerçek. Aslında gelecek dönemlere daha derin izler bırakacağı herkesin malumu” diyerek yapılan yıkımın sorunu çözmek yerine derinleştireceğine vurgu yaptı.
Sessizlik iyiye yorumlanmaz
Bölgede birçok belediyeye kayyum atanarak gasp edildiğine işaret eden Tüzel, “Kentin bütün sokakları karakollara dönüştürülmüş durumda. Bunlara sadece bir OHAL uygulaması demek de doğru değil. Kürt coğrafyasında büyük bir sessizlik hakim fakat bu iyiye yorumlanmamalıdır. Bu sessizlik Kürtlerin olan biteni kabul ettiği anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Gençay Gürsoy da şunları söyledi: “Tarihi bir abidenin bu hale gelişinin acısını tadıyorum. Ben kent dokusuyla ilgilenen biriyim, özellikle Sur’da yaşananlar bir tarihin yok edilmesinin delilleri olarak da değerlendirilebilir. Umuyorum ki gelecek kuşaklar kenti bu hale getirenlerin hesabını sorarlar. Sur’da direnmeye çalışan birkaç aile kalmış. Tarihi mekanların yenilenmesi talebini aşan bir durum var burada. Burayı daha yaşanılır bir hale getirmek endişesiyle atılan adımlar olmadığını düşünüyorum.”