Şu anda Türkiye yoğun bir biçimde Kürt sorununda barışın gelip gelmeceğini tartışıyor. Sürece en çok kilitlenen de Kürt halkıdır. Çünkü en büyük bedeli ödeyen, tüm hakları gaspedilmiş olan halk, Kürt halkıdır. Bunun yanında en örgütlü, en biliçli ve aktif olarak en fazla mücadelenin içinde olan da Kürt halkıdır.

Kürt halkı herkesten daha fazla barışa hazır bir halktır da. Çünkü ırkçı ve milliyetçi bir ideoloji ve önderlikten uzaktır. Önderliği başlangıçtan günümüze kadar halkların kardeşliğini ve devrimci bir çizgiyi benimsedi ve halk da bu temelde eğitildi, şekillendi. Bunun yanında örgütsel ve siyasi birliğini hem korudu hem de giderek güçlendirdi. Devletin tüm oyun, baskı ve psikolojik harekatlarına rağmen Kürt halkında ve öncü gücünde bölünme yaratamadı.
Bu özelliklerin yanında Kürt halkı güçlü bir öndere sahip olma ve kendisine olan güvenin avantajını da yaşıyor. Bu açıdan daha hızlı karar alma ve harekete geçme yeteneğine de sahip. Ayrıca önderliğinin yaratıcı, ezber bozan, yol açan akışkan politika yapma yeteneği Kürt halkını bu açıdan da rahatlatıyor. Önderliğin bu özellikleri aynı zamanda tüm Türkiye için de bir şans. Ön açıcı ve tüm kesimleri kucaklayıcı demokratik, devrimci karekteri sürecin tıkanmasını önlemede en büyük garanti gücü olarak duruyor.
Kürt Halk Önderi Öcalan, 1993’ten beri Türkiye’de Kürt sorununu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözme arayışında. Bu arayışını hiç bırakmadı, ümitsizliğe kapılmadı. Gelgitler, çatışmalar arayışını engellemedi. Giderek koşulları olgunlaştırmaya ve deneyim biriktirmeye devam etti. Bugün bu önderlik derin bir tarih bilinçinin yanında büyük bir deneyim ve birikimle sürece yön vermeye ve yol açmaya çalışmaktadır.
Kürt tarafının bu özellikleri Türkiye’de barışın ve demokrasinin gelişmesi için en büyük şans. Bu açıdan süreç Kürtler tarafından tıkanmaz. Kürtler savaşı isteyen taraf durumunda değildir. Asıl sorun düzen partileri ve devletin yeni sürece yol verip vermeyeceği, değişimi benimseyip benimsemeyeceğidir. Mevcut durumda yerleşik çıkarları ve kalıpları aşmak hiç de kolay değildir. Kurulu düzende çıkarlarını sürdürebiliyorlar. Ancak uzun vadeli düşünenler de farkındalar ki, Türkiye eskisi gibi yönetilemez. Kürtler eski statüyü kabul etmez. Bölge ve dünya değişiyor. Sonuç olarak da değişim ve değişime karşı güçlerin ve dinamiklerin çatışması, mücadelesi süreci önemli oranda etkileyecektir
Bir önceki yazımızda Türkiye’deki sol ve demokrasi güçlerinin artık daha fazla sahaya inmelerini ve sürece dahil olmalarının önemini belirtmiştik. Türkiye tarihsel bir kavşaktan geçerken, büyük bir dönüşüm ve yeniden yapılanma arayışındayken demokrasi güçleri atıl kalmamalı, düzen partilerine ve hükümete Türkiye’yi bırakmamalıdırlar. Türkiye’de barışa doğru istikrarlı ve geri dönüşü imkansız bir gidiş olacak mı? Kürt tarafı için evet, süreci sahiplenecekler, diyoruz. Pozisyonları açık. Ama Türkiye’yi yönetenler ve devletin önemli kurumları buna tam ikna olmuşlar mı, sorusuna aynı rahatlıkla evet denilemiyor. Onları da sürece tam katmak ve dönüşün yollarını tıkamak için her zamandan daha fazla yine bir mücadele, duyarlılık ve sahiplenme gerekiyor.
Türkiye’de başta Kürt halkı olmak üzere demokrasiden ve barıştan yana olan tüm kesimler artık acabaları ve duyarsızlığı bir tarafa bırakarak daha aktif bir katılım ve müdadele vermeli. Barış ve demokrasi sadece hükümete ve Kürtlere bırakılabilecek bir olgu değildir. Bu ülkede yaşayan herkesin sürece dahil olması ve geleceğe sahip çıkması vazgeçilmez bir görevdir.
Mevcut durumda hükümet bir biçimde süreci sahipleniyor. Ancak, henüz ciddi bir çözüm ve demokrasi projesi ortaya koymuş değildir. Nereye kadar gider, kendi barışını mı dayatır, bilemeyiz. Ancak hükümet de eskisi gibi Türkiye’yi yönetemeyeceğinin artık farkındadır. Hükümeti çözüme ve demokratik bir dönüşüme zorlayacak olan da halkın örgütlü mücadelesidir. Örgütlenmeden, mücadele etmeden barış ve demokrasi gelmez. Son otuz yıl bunun en açık örneğidir. Eğer Kürt halkı örgütlenmeseydi ve mücadele etmeseydi Türkiye bugün Kürt halkının varlığını kabul etme noktasına gelmezdi. Çözüm üzerine tartışmazdı.
Barış ve demokrasi güçleri daha aktif olarak sürece ağırlığı koymak zorundadır. Sivil toplum örgütleri, sendikalar sürece müdahil olmalıdır. En önemlisi de Kürt halkı yüzyıllık direnişinin ve mücadelesinin sonuçlarını derleme ve kazanımlarını koruma altına almak için daha fazla harekete geçmelidir.