Şimdi ikinci aşamada ne beklenebilir.
Bir senaryo şöyle: Yeni anayasa yapılacak. Kürtlerin özyönetime ilişkin hakları tanınacak, eşit milli statüleri belirlenecek. Yurttaşlık tanımı değişecek. Anadilde eğitimin önü açılacak. PKK’lilerin sivil siyaset yapmasına imkan tanınacak. Kürt haklarına ilişkin bütün talepler, düşünceler, bağımsızlık, federasyon, özerklik yandaşları, özgürce örgütlenecek. Devlet ve ülkenin ortak işlerinin etnik kimliklerden olabildiğince arındırılmış biçimde ya da eşit birliktelikler temelinde yürütülmesinin esasları belirlenecek. Bu temeldeki anayasa kabul edilecek. PKK silah bırakacak.
İkinci bir senaryo da sözkonusu. “Demokratik” bir anayasa yapılacak, memlekete demokrasi gelecek. Daha öncesinde ya da hemen sonrasında PKK silah bırakacak. Kürtler bu demokratik ortamda yığınsal-demokratik politika yapacak, haklarını arayacak. Kürtlerin demokratik-yığınsal mücadeleyle destekledikleri parlamenter çalışmalar ve toplumsal baskılarla özyönetim hakları, statüleri tanınıp ileri aşamalara taşınacak.
Yani, çözüm, demokrasiyle inşa edilecek...
Burada bir sakatlık var...
Bireylerin, azınlıkların, halkların varlıklarından kaynaklanan doğal hakları, demokrasinin gereği olan çoğunluk kararlarıyla böyle ilişkilendirilemez. Bu türden dokunulamaz haklar, çoğunluk iznine, onayına, kabulüne bağlanamaz; aksine, çoğunluk bunlara bağlı olmakla yükümlü kılınır.
Seçimlerle oluşmuş çoğunluk yönetimleri, temel bireysel hakları vermek, geri almak, sınırlamak, kesip-biçmek gibi ayrıcalıklara sahip olamazlar. Örneğin, inanan çoğunluklar, dinsizlerin seçme-seçilme haklarını belirleyemez. Örneğin, çoğunluklar, içki içenlerin, yeşil gözlülerin, şişmanların, zayıfların, engellilerin, boyu uzun ya da kısa olanların, yaşam haklarıyla, insan haklarıyla ilgili sınırlayıcı karar alamazlar.
Bunun gibi, çoğunluğu oluşturan bir millet, sayıca az bir halkı “yok” sayamaz, onun millet olmaktan kaynaklanan haklarını gaspedemez. Nüfusu fazla olan bir halk az olanın hakları üstünde söz sahibi olabilir mi? Azınlıkların korunması çoğunluğun keyfine bırakılabilir mi?
Türkler, özgür seçimler ve demokratik biçimde oluşturulan yasalarla örneğin “Kürt yoktur” ya da “herkes Türktür” diyemezler... Ermeniler, Rumlar, Çerkezler, Hıristiyanlar ya da Süryaniler “ikinci sınıf yurttaşdırlar” diyemezler...Ya da “bir Türkün oyu üç Kürdünkine, bir Müslümanınki de altı Yahudinin oyuna eşittir” diyemezler...
Yani demokrasilerde “azınlık”lar korunur, çoğunlukların diktasına izin verilmez. Temel hak ve özgürlükler, çoğunlukların insafına bırakılmaz. Dolayısıyla, “anayasal demokrasi”, “hukuk devleti”, “hukukun üstünlüğü” gibi kavramlar ortaya çıkmıştır. Çoğunlukların üzerinde oynayamayacağı, sınırlayamayacağı, engelleyemeyeceği, kısıtlayamayacağı, kısacası, özüne dokunamayacağı temel hak ve özgürlükler anayasal/yasal güvencelerle belirlenir ve çoğunluk tasallutundan daha baştan korunurlar.
Yani, Kürtlerin özyönetim hakkı, statüsü, anadili, kurumları, simgeleri, vb. hakları Türk çoğunluğun kararlarına bağlanamaz.
Önce bu doğal haklar ve eşitlik anayasal-yasal güvencelerine kavuşturulur, demokratik siyaset ancak ondan sonra anlam kazanır ve devreye girer...
Doğrusu budur...
Süreç ve yöntem
Şu sürecin seyrini bir açıklığa kavuşturalım: Devlet’le Öcalan arasında görüşmeler yapıldı, bir mutabakata varıldı. Bunun üzerine ateşkes yapıldı. Ardından gerilla sınır dışına çekilmeye başladığını açıkladı. Bu, ilk aşamaysa, bitti.