
Kaldı ki mevcut gerginlik ve çatışmalı durumun hafifletilmesi de çok zordur. Çünkü kılıçlar bir kez çekilmiş ve geri alınması imkansız olan çok ağır sözler söylenmiştir. Dahası karşılıklı birbirini geriletici çabalar tüm imkanlar kullanılarak gösterilmiştir. Belli ki bu durumu gidermeye artık kimsenin gücü yetmez. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül isteyerek veya başkaları tarafından zorlanarak ne kadar çaba harcasa da tam sonuca ulaşması imkansız gibi. Bununla belki kendi konumunun çatışmalı ortamdan fazla zarar görmesini önleyebilir.
Dahası Cumhurbaşkanı’nın çabaları ne sonuç verirse versin, yine taraflar gerginliği gidermek için ne kadar istekli olurlarsa olsunlar, artık geçmiş on bir yılın konumuna ulaşmak imkansızdır. Bir kere taraflar birbirinin yüzüne bakamayacak sözler söylemişlerdir. Daha önemlisi iki harekete de umut bağlayan kitleler çok ciddi bir kırılmayı yaşamışlardır.
Kitle tabanındaki bu kırılma on bir yıldır ilk kez yaşanıyor. Halbuki on bir yıl çok uzun bir süreydi ve her iki hareket arasındaki ittifak çok geniş bir kesime önemli imkanlar sunmuştu. Öyle ki, adeta bu ittifakın devamlı olacağı ve buraya umut bağlayanların hep kazanacağı gibi bir intibağ oluşmuştu.
17 Aralık’tan beri yaşananlar işte bu umudu ve intibağı sona erdirdi. AKP-Fethullah ittifakının sürekli olacağına adeta iman edercesine inanan ve geleceğini buna göre planlayan kesimler derin bir hayal ve umut kırıklığı yaşadılar. Bu kırılmanın giderilmesi mümkün değildir. Bunu hiçbir güç ve çaba gideremez ve eski günleri yeniden getiremez. Elbette bu durumun her iki harekete de ödeteceği bir fatura vardır. Birine az, diğerine daha çok olabilir, ama her ikisine de mutlaka belli bir faturası olur. En azından şimdiye kadarki iktidar ittifakının yarattığı sinerji sona erer ki, bu durumun bile taraflara yükleyeceği fatura hiç de az olmaz.
Kaldı ki yaşanan olaylar iki taraf açısından da hırpalayıcı ve kitlelerin gözünden düşürücü olmuştur. Örneğin açığa çıkan yolsuzluklar, bakan çocuklarının ayakkabı kutularından çıkan milyon dolarları, Başbakan’ın oğlunu yargıdan kaçırması, yolsuzluk suçlamasıyla bakan çocuklarının tutuklanmış olması hem hükümeti ve hem de AKP’yi çok ciddi biçimde hırpalamıştır.
Artık AKP’nin kitleler üzerindeki eski konumunu tekrar kazanması imkansızdır. Çünkü şimdiye kadar AKP kendisini hep yolsuzluklara karşı olmakla övüyordu. Adına da koyduğu gibi kendisinin “adil olduğu” propagandası üzerinden kitle gücü kazanıyordu. Artık AKP’nin tılsımı bozuldu. Eskisi gibi kitleleri etkileyebilmesi mümkün değildir.
Karşı cephedeki Fethullahçı Harekete gelince, yakın taraftarları dışındaki herkes ABD ile ilişkilerinden ciddi kuşku duyuyor. AKP’ye karşı ABD desteği ile mücadele ettiğine inanıyor. Dahası AKP’ye müdahale edenin ABD olduğu, Fethullahçı Hareketin ise bu doğrultuda kullanıldığı inancı epeyce yaygın.
Toplum söz konusu işbirlikçiliği hiç de onaylamıyor. Bu, ABD işbirlikçiliği olsa bile. Bir zamanlar ABD’den onay almak ülkemizde bir siyasal avantaj olarak görülürdü. Fakat ABD yönetiminin ülkemizde ve Ortadoğu’da yaptıkları toplum içindeki bu eğilimi iyice zayıflattı. Dolayısıyla ABD ile birleşerek Fethullahçı Hareketin AKP üzerine gitmesi toplum üzerindeki itibarını epeyce sarstı.
Buraya kadar belirttiklerimiz gösteriyor ki, son on bir yıldır ittifak halinde iktidarı elinde tutan her iki güç de son yaşanan olaylar sonucunda iyice sarsılmış ve ciddi bir güç kaybı yaşamıştır. Kadro eğitip sızdırarak devlet yönetiminde etkili olmayı esas alan Fethullahçı Hareketin kısa sürede yeni bir siyasal alternatif yaratması mümkün değildir. AKP ise sadece içte sarsıntı yaşamamış, dış güçler tarafından da istenmediği açıkça ortaya çıkmıştır. En azından Başbakan Tayyip Erdoğan açısından bu husus geçerli olmaktadır.
Dış güçlerin yaklaşımları sadece Tayyip Erdoğan’ı içerse bile, AKP açısından bu durum çok önemlidir. Çünkü her şeyini Başbakan Tayyip Erdoğan belirlemektedir. Tüm planlarını Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması üzerine yapmış durumdadır. Bu biçimde AKP’nin tüm planları alt-üst olmaktadır. Kaldı ki AKP açısından dış destek, özellikle ABD desteği de çok önemlidir. Çünkü ABD desteği ile hükümet olmuş bir güçtür. İktidarda kalabilmesi de ancak ABD desteği ile mümkün olabilir. Şimdi en azından ABD desteği azaldığına göre AKP’nin iktidarını sürdürebilmesi ve uzun ömürlü olabilmesi artık mümkün değildir.
Dikkat edilirse, 17 Aralık’tan beri sadece AKP-Fethullahçı çatışması yaşanmıyor, ülkemizde çok ciddi bir iktidar boşluğu ortaya çıkmaya başlamış bulunuyor. Yaşadığımız sürecin en önemli boyutu budur ve bu durumun demokratik güçler tarafından çok iyi okunması hayati önem taşımaktadır.
Söz konusu boşluğu hem AKP’nin ve hem de Fethullahçı Hareketin tek tek veya birlikte doldurması artık mümkün değildir. CHP ile MHP’nin doldurmaları ise hiç mümkün değildir. Yani artık yeni iktidar yapıları ve ittifak biçimleri ortaya çıkacaktır. Belki de yeni bir erken seçim ve yeni koalisyon hükümetleri gündeme gelecektir. 30 Mart yerel seçim sonuçları bu çerçevede ne tür adımların atılacağını belirleyecektir.
İşte bu durum hem süreci, hem de 30 Mart Yerel Seçimlerini demokratik güçler açısından çok önemli hale getirmektedir. İlk adımı 30 Mart yerel seçimleri olan yeni süreç, eğer doğru değerlendirilirse demokratik güçler için yepyeni bir çıkış yapmayı sağlatabilir. Söz konusu iktidar boşluğunu rahatlıkla demokratik güçler doldurabilir. AKP-Fethullahçı çatışmasının yarattığı sonuçlardan en çok demokratik güçler yararlanabilir ve büyük bir demokratikleşme hamlesini geliştirebilir. Bu temelde 2014 yılı kalıcı bir demokratik devrim yılı haline getirilebilir.
Bu belirttiklerimiz sadece bir hayal veya teorik doğru değildir. Demokratik güçler süreci doğru okur, gereken en geniş demokratik birliği yaratır, kendilerini yenileyerek etkili ve kazanımcı bir üslupla şimdiden yerel seçimlere ve sürece yüklenirlerse, o zaman 2014 yılının yaşanan gerçeği olacaktır. Bunun için elbette ki en başta süreci doğru okumak, başarıya inanmak ve doğru bir tarzla çalışmaya seferber olmak gerekir. Herkesten çok tecrübeye sahip olan demokrasi güçlerinin artık bu adımı atması halklarımızın beklentisi ve tarihin hükmüdür!