AKP’nin ve onun beslendiği toplumsal tabanın Kürt sorununun çözme konusunda güçlü bir irade geliştirmesini ve cesur adımlar atmasını bekliyorduk, tam tersini işaret eden bir gelişmelerle karşılaştık. Şimdi Kürt toplumunun yakın tarihinde devlete en uzak, ortak vatan fikrine en mesafeli olduğu dönemde çözüm sürecini kurtarmak için yeni adımlar atılıyor, mesajlar veriliyor. Kürt siyasi aktörleri de bugünlerde sürecin yeniden rayına oturması için mobilize olmuş durumda.
Süreç ilerletilmeye çalışırken düşmanlıkların çetelesini önümüze serip bunu yerenler de var. Söyledikleri, yazdıkları çizdikleri büyük oranda önünü görmeden yapılan tespitler. Ama öyle çok boş, çok sırtımızı dönebileceğimiz şeyler değil.
Bazı şeyleri lafı hiç evirip çevirmeden söylemek gerekir. Söylemek gerekir ki hem kendi durduğumuz yeri, hem karşımızdakinin durduğu yeri görelim.
***
Her şeyden önce Kürtlerin DAİŞ’e karşı savaşında Türkiye’nin izlediği politikanın açtığı yara, öyle kolay kolay kapanmayacak. Kobanê’deki direnişin ilk dönemlerinde Kürtlerin AKP’nin ortaya koyduğu açık düşmanlık karşısında geliştirdiği tepkinin sonuçları süreç hangi noktaya giderse gitsin başka bir mecrada değerlendirilecek.
Siz, en feleğin çemberinden geçenimizin dahi Kobanê’nin adı zikredildiğinde gözlerinin dolduğu günlerde insanların gözlerinin içine bakarak “PYD ile DAİŞ aynıdır” “Kobanê düştü düşecek” diye höykürülmesinin AKP’nin atacağı adımlarla unutturulabileceğini zannediyorsanız çok büyük yanılıyorsunuz.
O sözler unutulmayacak.
Kobanê bir direniş abidesi evet ama birçok anlamda Kobanê’ye bağlı yaşanan gelişmeler Kürtler için çok büyük bir ders oldu.
En önemlisi Türkiye’deki egemenliğin Kürtlerin iradesine düşman karakterinden hiçbir şey kaybetmediğini, en ufak bir fırsatta dahi Kürtlere darbe vurma fırsatlarını kaçırmadığını gördük.
AKP’nin Kürt sorununa çözüm için geliştirilen süreci konjonktüre bağlı değerlendirdiğini sıkıştığında sürece sarılıp, kendi güçlü gördüğü noktada Kürtlere saldırdığına bir kez daha şahit olduk. Artık AKP’nin sürece sadece pragmatist yaklaştığını kabul etmeyen kimse kalmadı. Kürtlerin kendi kaderini elinde tutabilmesi için kendi savunma gücünü olağanüstü bir şekilde geliştirmesi gerektiğini, Kürtlerin birliğinin sadece ortak düşmana karşı savaşla değil, ortak akıl ve demokratik kültürün geliştirilmesiyle sağlanacağını daha iyi anladık.
***
Gelelim esas konuya. Gerçekten, Kürtler Ortadoğu’da insana dair ne varsa tehdit eden DAİŞ çetelerine karşı en şiddetli savaşı verirken, tek bir kurşun dahi sıkmayan bir ülke ile ortak vatanı, yurttaşlığı nasıl hayal edecek? Kürtler; İran, Irak ve belli bir oranda Suriye dahi DAİŞ’le savaşırken bu çetelerle esir değiş tokuşu yapan, DAİŞ kontrolündeki bölgelere yaptığı ticaretle ihracat rekorları kıran bir hükümete nasıl itimat edecek? Geleceğini böyle bir iradenin oluştuğu bir ülkenin çoğunluğuna nasıl ipotek edecek?
Bunlar öyle basit sorular değil.
Süreç iki görüşme, bir açıklama, bir yıl önce atılması gereken adımların atılmasıyla kurtulacak bir noktada değil. Çözüm süreci şu anda daha önce yaşanan krizlerin tümünden kat be kat daha büyük bir tehlike altında. AKP’nin mevcut DAİŞ, Rojava politikalarında açık bir değişiklik olmazsa süreci hiçbir adım kurtaramaz. Hiç kendimizi boşuna kandırmayalım. Mevcut durumda Kürtler için en önemli gösterge AKP’nin DAİŞ’i besleyen, büyüten politikaları. Daha önemli hiçbir gelişme olamaz ve başka ne adım atarsanız atın kimseyi ikna edemezsiniz.