Hiçbir şey olmamış gibi davranmak, masayı dağıtmak, en başa dönmek nasıl büyük riskler içeriyorsa, sürecin gerektirdiği somut adımları hayata geçirmenin de önünde çeşitli zorluklar bulunmaktadır.
Sürecin tümüyle kesintiye uğramasından daha büyük ihtimal, yaşanan gerilimlere rağmen en azından diyalog zemininin korunmaya çalışılacağıdır. Bu gerçek, somut adımlar atmaktan elden geldiğince kaçınma eğilimi ile birlikte değerlendirilmelidir.
Ne masadan kalkan taraf olmak ne de gereğini yapmak, bu dönemde siyasal iktidarın temel stratejisi olacaktır. Tıpkı anayasa konusu gibi, Kürt sorununda da zamana oynamak, kırılma doğuracak hamleleri mümkün olduğunca ileriye ötelemek, pratik siyaset ve güç dengelerinin gereği gibi gözükmektedir.
Daha önce Suriye’de başlayan ve şimdi Mısırı şekillendirecek olan gerilim ve çatışmalı ortam Türkiye siyasetini ciddi biçimde tedirgin etmektedir. Adeta tüm gelişmeler, Türkiye hükümetinin kaygı duyduğu eksende seyretmektedir.
Yine ülke içinde toplumsal muhalefet dinamiklerinin sokağa çıkma cesaretinin her geçen gün artması, Kürt sorununun çözüm adımlarında dikkate alınması gereken gelişmelerdir.
Bütün bunların, daha doğrudan hissedilir ekonomik krizle buluşması, siyasal krizin derinlik ve çapını da büyütecektir.
Uluslararası ilişkilerde, kimsenin babasını bile tanımayacağı bir tabloya doğru ilerliyoruz. Herkesin önce kendisini koruma tercihi sergilemesinden öte, kimsenin vefa duygusu ile ittifak taahhütlerine sadık kalmayı düşünmediği bir atmosfere hızla sürükleniyoruz.
Kimin kimi cami avlusunda bırakabileceğine dair somut ihtimallerden söz etmek yerine genel fotoğraftaki değişime odaklanmalıyız. Ilımlı İslam projesinin desteklenmesi, iktidarcı eğilimlere dört elle sarılan çevrelerin algı dünyaları ile buluşunca, büyük hayallerin kurulması kaçınılmaz olmuştur. On yılların sürgünde muhalefet pozisyonu, iç politikadaki beceri sorunlarına zemin oluşturmuştur.
Yeniden Türkiye’ye dönelim. Darbe mi, iç savaş mı denklemi henüz Türkiye’nin önüne çıkmamıştır. Ama böyle bir ihtimal karşısında nasıl bir tutum içine girileceğine dair iktidar reflekslerinin ipuçları kendini göstermektedir.
Toplumu germek pahasına, tabanının kenetlenmesini kolaylaştırıcı siyaset tarzının sergileneceği bir ortamda, Kürt sorununun çözümüne dair somut ve açık adımların atılması pek mümkün değildir. Mecbur kalınmadıkça bu yönde somut ilerlemelerin yaşanmasını kimse beklememelidir. Sürecin ilerlemesinin önünde, lokal gerilimlerden daha büyük tehdit oluşturan nokta, makro adımların atılmamasıdır. Başbakan bu sefer yaptıklarından çok, yapması gerektiği halde yapmadıklarından dolayı güven bunalımını derinleştirebilir.
Siyasal çalışmaları, toplumsal motivasyonu artırabilecek tarzda planlamak elbette böyle dönemlerin başarı göstergesidir. Sürecin geleceğini ve sınırlarını belirleyecek olanda bu noktadır.
Sürecin bitmesi de ilerlemesi de zorlaşıyor
Bir sürecin zorunluluğu onun zorluklarını da beraberinde getirir. Türkiye’nin Kürt sorununu çözme arayışı ciddi bir zorunluluk olduğu gibi, yöneleceği her eğilimin de kendine özgü zorlukları vardır.