‘Sürec’i ve değişim tartışmalarını düşünürken aklım ipek böceğine gitti. İpek böcekleri kozaya tırtıl girip kelebek çıkarlar. Manzara inanılmazdır. Herkesin soğuk karşıladığı bir sürüngenden zarafetin ve güzelliğin sembolü narin bir kanatlıya dönüşüm gerçekleşmiştir çünkü. Ve bu dönüşüm sadece gözümüzü, ruhumuzu okşamakla da kalmaz. İpek böceği bu dönüşümde ipeği de yaratır. Ortaya muazzam bir şeyin esasını koyar yani.
"Süreç" hakkında yapılan olumlu değerlendirmelerde de "her şey değişiyor" vurgusu dikkat çekiyor nicedir. "Her şey değişir,  Devlet de değişir PKK de, AKP’de değişir HDP de, nitekim kart kurt’tan Kürtçe devlet televizyonuna, milli eğitimde Kürtçe derslerine, Abdullah Öcalan’ın müzakereci olarak kabulüne bakıp değişim yok denilebilir mi?" diyorlar. Değişimi sadece oralarda değil, türban, imam hatipler, devlet ordu yargı yürütme ilişkileri, devlet özgürlükler ve haklar meselesi ve benzer pek çok noktada istikrarsız, ilkeden yoksun ve ilk fırsatta aslına dönen haliyle biz de görüyoruz elbet.
İktidar ve yanlıları feveran ediyor, Hükümet bu kadar riski göze alıp önemli değişimlere imza atıyor ama kimseye yaranamıyoruz diye. Hakları var, o yana beğendireceğiz diye o yana, bu yana beğendireceğiz diye bu yana bükmekten nazik bilekleri inciniyor. Ancak o yana da bu yana da bükülen aynı malzeme olunca kimse memnun olmuyor, olamıyor.
Nasıl olsun? Halen 12 Eylül anayasası, sıkışınca sokaklara indirilen askerler, sokağa çıkma yasakları, muhalefet edeni katli vacip düşman anlayışı, polisin silah kullanma dahil yetkilerini artırma çabaları, hak ve özgürlüklere getirilen yasaklar, açık Kürt düşmanlığı, özgürlük yerine güvenlikçi bir bakış açısıyla toplumsal taleplere verilen cevaplar, Alevi düşmanlığı, eğitimi din tüccarlığına alet etmeler… Kaldı ki; Dersim Katliamı üzerine yapılan tartışmaları, Devlet Bahçeli’nin "bu gün olsa yine yaparız" iğrençliğini, Kader’i sınırda öldüren asker kurşununu, Validebağı, Yırcı’yı, Ermenek’i, Cizre'yi, Çanakkale’de Kürt oldukları için saldırıya uğrayan öğrencileri hatırlasak yetmez mi? Bu tablonun neresinde toplumsal taleplerin kabulü, neresinde insanlık, neresinde eşitlik, neresinde özgürlük, neresinde adalet var ki memnun olalım, tatmin duyalım? 
Hiçbir şey aynı kalmıyor, bu evrensel bir gerçek. Ancak her değişim mutluluk da getirmiyor. Bu durumda bir kaçını burada sıralayacağım bazı sorulara cevap bulmak elzem oluyor. Mesela; aynı kalmamak tatmin edici bir gelişim anlamına gelir mi her zaman, ya da değişim beklentisinin kırmızı çizgileri aşmayı gerektirdiği durumlarda değişimin hızı ve imkanı ne olur, ya da  hangi koşullarda değişim yerine dönüşüme yönelmek gerekir?..
Doğru cevaplara ulaşabilmek için, öncelikle değişim ve dönüşüm kavramlarına yapılan tanımlara bakalım kısaca; değişim; bir şeyde bir zaman dilimi içindeki değişikliklerin bütünü /varyasyon olarak tanımlanmakta. Değişimde, esas aynı kaldığı gibi değişim illa ilerleme, gelişme olmak durumunda da değil ki AKP iktidarının gel gitli icraatları bu duruma en iyi örnekleri sunuyor hepimize. Dönüşüm ise; olduğundan başka bir biçime girme, başka bir durum alma, inkılap/devrim, transformasyon olarak tanımlanıyor. Yani ipek böceği misali.
Bu tanımlarsa bir kez daha aynı gerçeğe işaret ediyor; Biliyoruz ki; farklı toplum kesimlerinin ve özellikle Kürtlerin kimlik talepleri, özgürlük, eşitlik, barış, demokrasi, insanca yaşam talepleri, T.C. de sistemin tartışmaya bile yanaşmadığı kırmızı çizgilerinin aşılmasını, yıkılmasını gerektiriyor. Ve bu da değişimle değil dönüşümle/devrimle mümkün.