Ne diyordu başbakan? „Tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek dil..!” bu „Teklerin” başına bir takke gerekiyordu o da „Tek din.” Oldu. „Tek din” bütün „Teklerin” takkesidir. Bütün „Tekleri” diline dolayıp başına „Tek din” takkesini geçiren başbakan Takkeli „Usta” Efendidir. Takkeli „Usta” Efendinin „Tek” marifeti „Tekçiliktir.”
„Minareler süngü, kubbeler miğfer/ Camiler kışlamız, müminler asker/ Bir ilahi ordu daimi bekler/ Allahu Ekber… Allahu Ekber…” Ziya Gökalp ile R. Tayyip Erdoğan’ın ilahi muhtevasında ittifak ettikleri bu „Şiirden(!)” önce miydi? Sonra mı? Karaca Ahmet Dergahı’na kepçelerle sefer etme geleneğini ve „Cemevi cümbüş evi” demeyi derin bir muhabbetle yad ettiği Şeyhül İslam Efendi Ebu Suud ve onun fetvaları ile „Kızılbaşların kökünü kazıyan” padişah atalarından devralmıştı.  Gerçi padişah atalarının zamanında „küffar icadı” kepçeler yoktu. Lakin devşirme „Yeniçerilere” Bektaşi Gülbangı okutarak Kızılbaşları katletmek „Mukaddes bir vazifeydi!” R. Tayyip Erdoğan’ın büyük büyük atası Kanuni Süleyman’ın orduları değil miydi Sürgü Beldesine bir taş atımı mesafede Nurhak Dağları’nda „Ekende yok biçende yok! Yiyende ortak Osmanlı” karşısında „Vergi ve devşirme asker” vermeyi kabul etmediği için Şah Kalender Çelebi’nin başını gövdesinden ayırıp bal teknesi içinde padişah efendilerine gönderenler? Hatta Kanuni Süleyman’ın ataları da Sürgü güzergahından yola çıkan Baba İshak’ı küffar Frenklerle kırımdan geçirmemiş miydi? O kadar geriye gitmeye ne lüzum var? Daha kırk kadar yıl önce Sinan Cemgil ve arkadaşları da Sürgü’nün yamacındaki Nurhaklarda katledilmemiş miydi?
İlim-i siyasetin „Büyük ustası” için „Allahu ekber… Allahu ekber…” diye „Gaza” etmek atalarından miras kalan dini bir vecibedir. Eee bazı gaza düşkünü mahlukat neden „Büyük ustanın” dolaylı ve direk talimatlarını vazife bilmesin? Yani ne var bunda? Kırk yılın başında gaza düşkünü mahluklar padişah atasının ve dahi şeyhül İslam efendisinin „Katli vaciptir” dediği „Kızılbaşların” üstüne sefer etmişler? Etmişler de nolmuş? Mahlukların katliam yapma hevesleri dahi kursağında kalmış! Taş atmak, cam kırmak, yegane marifetleri(!) olan sövmek de olmasa ipini dahi boşuna koparmış olacaktı mahluklar! Öyle demeyin? İp, kazık da mühimdir mahluklar için! Her ipini koparıp kazıktan boşandıklarında masrafa giriyorlar. Hele bir de katliam yapamaz, kan kokusu alamazlarsa ip, kazık dayanmaz oluyor! Bereket versin adının dahi Kürtçeden geldiğini bilmezlikten gelecek kadar „Usta” yardımcısı olan Bülent Arınç „Olay büyütüldüğü kadar ve amaçlandığı kadar vahim bir olay değil” dedi de mahlukların yüreğine abdest suyu serpildi. Bülent Arınç bu kelamı sarf etmese alim Allah „Dindar” mahluklarla ittifak eden „İyi çocuklar” dahi derin endişe içinde kalacaktı. Telefonla görüştüğüm jandarma „Vaka münferit efendim münferit! Lüzum eden tedbirleri aldık. Sürgü’de sükunet hakim.” Derken tam da Bülent Arınç gibi kamil insan taklidi yapıyordu.
Kirli işlerine „Beyazgazete” adını koyan kerberosun insan kılığındaki mahlukuna ne demeli? „Aleviler hep neden Müslüman mahallesinde salyangoz satarlar? Satarlarsa bizim can Sivas’ımızda olduğu gibi yakarlar oğlum!” demiş. Behey kerberos devşirme „Sivas” nerden senin „canın” oluyor? Seni o kapıda besleyen zulmatın efendileri olmasa bunu söyleyecek cesareti nerden bulacaksın?...
Kirli işlerin „Beyazgazetesi” başta olmak üzere cümle ipten kazıktan kopanlar bu „cesareti” „ustadan” alıyorlar. TBMM Başkanından, Yargıtay hakimine kadar verilen kararlar, yapılan konuşmalar Diyanet İşleri Başkanlığı fetvalarından besleniyor. „Pis Kızılbaş Kürtler” diye çemkiren mahluklar „Ustanın” taaa „Büyük Şehir Belediye Başkanlığı” döneminde okuduğu „Şiirden” feyiz alıyorlar.
Bir yandan Kürt Halkının toplumsal barış talebini gaz bombası ve Roboski katliamı gibi icraatlarla karşılayan AKP Hükümeti, öte yandan 1925 yılında türetilen „Tekke ve Zaviyeler Kanunu” güncelleyerek Aleviliği bir kere daha yasaklamıştır. Madımak katillerine verilen „Zaman aşımı” kararına „Bu karar Türkiye’ye hayırlı uğurlu olsun!” demek „Alevileri katletmeye devam edin!” demekti. Zaten 1920/21 Koçgiri katliamının yasalaştırılması olan „Tekke ve Zaviyeler Kanunu” da Dersimi, Maraş’ı, Malatya, Sivas, Çorum, Madımak… Katliamlarını „Yapın” demek değil miydi?
Şimdi durum „güncelleniyor.” „Zaman aşımı” kararı, Diyanet Fetvaları, 4x3 eğitim programı, TBMM Başkanının inkarcı yorumları ve Yargıtay kararı „Dindar ve iyi çocuklara, Alevi katliamlarına devam edin!” demektir. Sürgü’de bir Ramazan gecesi „Ansızın” yapılan bu talimatın uygulanması değil midir?