
Zindanlarla Dayanışma İnisiyatifi İstanbul Eş Sözcüsü Arif Yılmaz, son dönemde cezaevlerinde artan sürgünlere dikkat çekti. Devletin bütün politikalarında olduğu gibi cezaevine yönelik politikaları da İmralı’dan başlattığını kaydeden Yılmaz, devletin sürgün politikasını da PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yanında bulunan Nasrullah Kuran ve Çetin Arkaş’ın sürgün edilmesi ile başlattığına işaret etti.
Özellikle 15 Temmuz’daki devlet içi çatışmanın ardından binlerce tutsağın başka cezaevlerine sürüldüğünü belirten Yılmaz, bunun süreklileştirildiğini kaydetti. Marmara ve Trakya cezaevlerindeki yüzlerce tutsağın, Bandırma, Balıkesir’deki Kepsüt ve Burhaniye cezaevlerine sürgün edildiklerini ifade eden Yılmaz, “Öbür tarafta Kürdistan’daki tutsakların büyük bir bölümü Karadeniz cezaevleri başta olmak üzere Marmara ve Trakya’da bulunan kimi cezaevlerine sürgün edildi. Böyle bir sürgün etme aynı zamanda sürgün ettiği yerden başka bir yere götürme söz konusu oluyor. Bu fazlası ile yaşanan bir şey. Bu sürgünlerin hepsi işkenceye dönüştürülüyor” dedi.
Günlerce ring aracında
Sürgünler sırasında tutsakların birçok hak ihlali ile karşı karşıya kaldığını kaydeden Yılmaz, “Ring aracıyla çok uzun süre yolculuk yaptırılıyor. Kimi sürgünlerde özellikle işkence çektirmek için günlerce yolculuk yaptırılıyor. Kürdistan’dan Karadeniz cezaevlerine tutsaklar götürüldüğünde bu 2-3 günü alıyor bazen ve bu bilerek uzatılıyor. Bu sürgünler esnasında birçok defa yemek ve su ihtiyaçları karşılanmıyor” diye konuştu.
Tutsakların götürüldükleri cezaevlerinde çıplak arama dayatmasıyla karşı karşıya kaldığını belirten Yılmaz, “Çıplak arama, yeni getirilen tutsağa işkence zemini olarak kullanılıyor. Bilindiği gibi tutsaklar çıplak aramayı onur kırıcı bir dayatma olarak gördükleri için kabul etmiyorlar. Dolayısıyla çıplak aramayı kabul etmeyen tutsağı darp ederek zorla soyarak uygulamayı hayata geçirmeye çalışıyorlar ve sürgünler sırasında en çok ön plana çıkan şey bu çıplak aramadır” diye ifade etti.
İşkencenin değişik biçimleri
Tutsakların koğuşlarından başka bahanelerle alındığını ve habersiz bir şekilde başka bir cezaevine sürüldüğünü aktaran Yılmaz, şöyle devam etti: “Eşyalarını götüremiyorlar. O tutsakların eşyaları ya gelmiyor ya da tutsağa ulaşması ayları buluyor. Kaldığı bir önceki cezaevinde eşyaları çok sonra geldiğinde de kargo ile getiriliyor ve çok yüklü miktarda o kargonun parası kesiliyor tutsaklardan. Sürgünleri sadece bir yerden bir yere taşıma olarak tanımlayamayız. Ailelerden tutalım tutsağa kadar birçok mağduriyet ve işkencenin değişik biçimleri söz konusudur.”
12 Eylül uygulamaları
Van T Tipi, Elazığ T Tipi, Bandırma T Tipi cezaevlerinin merkez cezaevleri haline getirildiğini söyleyen Yılmaz, “Buralarda da 12 Eylül dayatmaları var” dedi. Devlet içi çatışmanın ardından Sincan F1 ve F2 cezaevlerinde bulunan erkek tutsakların hemen hepsinin başka cezaevlerine sürüldüğünü kaydeden Yılmaz, aynı zamanda cezaevlerindeki örgütlülüğü ve ortak yaşamın dağıtılmasının hedeflendiğini vurguladı.
Bazı aileler 1-2 yıl göremiyor
Tutsakların yaşadığı hak ihlallerinin yanı sıra ailelerinin de cezalandırıldığını belirten Yılmaz, bazı ailelerin bir yıl ya da iki yıl çocuklarını bu nedenle göremediklerine dikkat çekti. Ailenin bütün fertlerinin ekonomik nedenlerden kaynaklı çocuklarını görmeye gidemediklerini dile getiren Yılmaz, şunları söyledi: “Aile kendi çocuğuna para yatırmak durumunda ancak gidip bizzat yatıramadığı için postane ile gönderiyor. Postane ile gönderirken de bazen çok uzun bir süre para tutsağa ulaşmıyor. Ya da memur bir harfi yanlış giriyor. Bunun sonucu aylar sonra o para iade ediliyor. Gidip postaneden para yatırıldığında çok ciddi bir para kesintisi de oluyor. Böylece aileler de mağdur ediliyor.”
İSTANBUL
Bandırma T Tipi’nde dayak
Bandırma 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden mektup gönderen tutsaklar, “Elini neden kaldırıyorsun ya da ayaklarını neden ters çeviriyorsun” denilerek darp edildiklerini aktardı.
Bandırma 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki tutsaklar, karşılaştıkları hak ihlallerini yazdıkları mektupla bildirdi. İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) ulaşan mektupta Abdurahim Demir, Musa Ertaş, Eyüp Selimoğlu, Meas Erdemci, Abdulhamit Ahras, Fethullah Yiğit, Ercan Tunç, Ahmet Banak, Bayram Şipel, Ali Bora, Rüstem Daş, Muhammed Muhammed, Lokman Babat ve Eşref Kaya yaşadıklarını anlattı.
İşkence için gerekçe
Tutsaklar, sistematik işkence ile karşı karşıya olduklarını belirtti. Tutsaklar, şunları aktardı: “Mahkeme ve hastanelere götürüldüğümüzde cezaevinde bulunan gardiyan ve askeri personel tarafından fiziki saldırılara maruz kalmaktayız. Her ne kadar cezaevi personeli ve askeri personeli tutsaklara bakışı ve yaklaşımı tarafsız olması hem vicdanı hem de yasalarla belirlenmiştir… Elini neden kaldırıyorsun ya da ayaklarını neden ters çeviriyorsun bahanesi ile veya X-RAY cihazı öttüğü bahanesi ile çıplak arama dayatması yapılmakta ve fiziki saldırıya maruz bırakılmaktadır…”
Birçok arkadaşlarının 20-25 yıl cezaevinde olmasından kaynaklı kronik hastalıklarla boğuştukları belirtilen mektupta, düzenli tedavilerinin yapılmadığı ve hayati tehlikelerinin olduğu yazıldı.
Halil İdiz, Osman Bozkurt, Mahmut Demirel ve Cemil Yağız ile Aziz Alp, Nihat Malgaz, Delil Ötek, Sezai Damar, Muhammed Mahmo ve daha birçok tutsağın 12 Mayıs’ta götürüldükleri mahkeme öncesi ve sonrası darp edildiklerine yer verildi.