FİLİZ ARGAL/FRANKFURT


Artan baskılar yüzünden Türkiye’yi terk etmek zorunda kalanlardan biri de sendikacı ve insan hakları aktivisti Meryem Çağ. Geçtiğimiz aylarda Almanya’ya iltica eden ve siyasal sığınma hakkı elde eden Çağ, birçok sendikada, kadın örgütlerinde ve HDP Kadın Meclisi’nde çalışmalar yürütmüş. KCK davasında tutuklanan ve işinden çıkarılan Çağ, AKP hükümeti ve Erdoğan’ın savaşı bir fırsat olarak değerlendirdiklerini söylüyor. Çağ, savaş sürecinde parlamentonun emek hareketini sınırlandıran ve kadınları eve kapatmayı amaçlayan yasalar çıkardığına dikkat çekiyor. 

15 Temmuz sonrasında her adımda polis şiddetiyle karşılaştıklarını belirten sendikacı Meryem Çağ, Türkiye’de yakın zamanda artan baskılar yüzünden çalışmalarını yapamaz hale gelmiş ve ülkeyi terk etmiş. Katliamların yaşandığı bir dönemde sürgünde olmayı 'lüks' gören Çağ’la geçmiş çalışmaları ve bugün yaşadıkları üzerine konuştuk.  


İlk iş gününden itibaren sendikalı

1975 Kars doğumlu, Ankara’da büyümüş Çağ, kamuyönetimi mezunu olarak 1998 yılında Ziraat Bankası’nda işe başlamış. İlk görev yeri Êlîh’e bağlı Kercûsî (Gercüş) ilçesiymiş. "İşe başladığım günden itibaren sendikal çalışmalara da başladım. Gercüş’te ilk iş günümde KESK’e bağlı Tüm Bank-Sen’e üye oldum ve 19 yıl boyunca aktif sendikacılık yaptım" diyor.  


'KCK’den rehin alındı 

2000-2002 yılları arasında Tüm Bank-Sen’in Amed şube yöneticiliği, 2004-2006 arasında Büro Emekçileri Sendikası (Bes-Sen) Amed şube yöneticiliği ve yine 2006’da İzmir Gümrük Müdürlüğü’nde iş yeri temsilciliği yapan Çağ, 2009 yılında binlerce kişiyi mağdur eden 'KCK operasyonları’ kapsamında tutuklanmış, 2010 yılında da işten çıkarılmış. 


Kadın çalışmalarında da aktifti

Ondan sonra insan hakları alanında aktif olarak çalışan Çağ, 2012-2014 yılları arasında BES-SEN Genel Merkezi Eğitim Sekreteri, 2014-2017 yılları arasında ise Genel Merkez Kadın Sekreteri olarak MYK’da görev almış. Ayrıca Kadın Özgürlük Meclisi (KÖM) ile Ankara Kadın Platformu ve HDP Kadın Meclisi’nde aktif çalışmalarda bulunmuş. 


Devlet şiddetine ses çıkardı

"Son 5 yıl genel merkezde yer almamdan dolayı Türkiye’de hemen hemen tüm illerde çalışmalar yürüttüm" diyen Çağ, "Ayrıca son 3 yılda Kürdistan’da sokağa çıkma yasaklarıyla başlayan devlet katliamlarına karşı Türkiyeli kadın örgütleriyle birlikte hem Kürdistan hem de Türkiye metropollerinde eylem ve etkinlikler düzenledik."


Mücadelenin bedeli ağır oluyor

Elbette bunun da bir bedeli oldu. Çağ, birçok kişi gibi ülkesini terketmek zorunda kaldı. "Türkiye'de hak ve özgürlük mücadelesi vermek zor olduğu gibi bu mücadelenin temel parçası olan emek mücadelesini vermenin de bedelleri ağır oluyor" diyen Çağ şöyle devam ediyor: "40 yılı aşkındır devam eden savaş süreci var. Savaşın olduğu yerde buna karşı mücadele eden herkesin payına bir şekilde acı düşüyor. Son 3 yıldır AKP ve Saray’ın hiçbir insani hak tanımayan savaş politikaları kan dondurucu katliamlarla bugüne kadar sürdü. 


Her eylem suç ilan edildi 

Türkiye sınırlarını rahatça kullanan DAİŞ’in Amed HDP mitingiyle başlayan, Suruç, Ankara ve Antep’le devam eden canlı bomba katliamları devlet politikalarının hayat bulmasından başka bir şey değildi. Kürtlere yönelik devam eden katliamlar, bodrumlarda insanların diri diri yakılması, cenazelerin sokaklarda günlerce bekletilerek alınmasına izin verilmemesi gibi uygulamalara karşı bu süreçte emek örgütü sorumluluğuyla hareket ettik. Devlet şiddetine, imha politikalarına karşı ses çıkardık. Bu dönemde yaptığımız her açıklama, her eylem suç ilan edildi,  cezalar verildi." 


İktidarı tedirgin etti 

Çağ, emek hareketinin zulme karşı tutumunun AKP iktidarını tedirgin ettiğini vurgulayarak, "baskıların nedeni de bu" diyerek şöyle devam etti: "Çağırıcısı olduğumuz 10 Ekim Barış Mitingi -ki ben Trabzon’da mitinge katılım çalışmalarında yer almıştım- çok önemliydi. Savaşa karşı barışın sesi yükseliyordu. Ve biz bu talepleri Ankara‘da hükümete karşı güçlü bir biçimde haykırmak için, mitingin güçlü geçmesi için emek harcadık. 


Ankara’da tesadüfen kurtuldu

Ancak 10 Ekim’de -ki ben devlet kontrolünde olduğunu düşünüyorum- ülkenin başkentinde kendini patlatan DAİŞ, o gün orada 101 arkadaşımıze katletti. Ben de alandaydım ve tesadüfen hayattayım. Ama görüntüler, patlamadan sonra polisin gaz sıkması hafızamda hep canlı kaldı. Benim de çağrıcısı olduğum mitingde bunlar yaşandı ve bu benim için en ağırı oldu." 


15 Temmuz sonrası

AKP 2009’da 'KCK' adı altında cemaat ile birlikte emekçilere yönelik operasyonunda tutuklandığını, tahliye olduktan sonra işten atıldığını belirten Çağ, ’15 Temmuz‘u lütuf olarak gördüklerini Tayyip söylemişti. ‘Darbeye karşı mücadele edeceğiz’ denilerek çıkartılan ve sürekli uzatılan OHAL, bugün her türlü hukuksuzluğun kılıfı olmuş durumda. Bugüne kadar cemaat ve AKP’den mağdur olmuş çok sayıda arkadaşımız ihraç edildi" diye belirtti.  


Her adım yasaklandı

15 Temmuz sonrası eylem alanlarının ortadan kaldırıldığının altını çizen Çağ, şunları anlattı: "Sendikal iş yeri çalışmalarımız, üyelerle bir araya gelmemiz engellendi. Neredeyse her adımımız yasaklanmaya çalışıldı. Her adımda karşımıza polis şiddeti çıktı. Bize yasaklanan alanlar AKP ve yandaşlarına, İslamcı-Milliyetçi gruplara verildi. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü mitinglerimize güvenlik gerekçesiyle yasaklar konuldu ama biz kadınlar bu yasakları tanımadık ve alanlarda olduk. Sur, Cizre, Şırnak’a ise girmemize izin verilmedi, hala da izin verilmiyor. 21 Aralık’ta İstanbul’dan Ankara‘ya başlattığımız emekçi yürüyüşüne izin verilmediği gibi, İstanbul, Sakarya’da polisin saldırısına uğradık. Türkiye’de yapılan referanduma yönelik olarak KESK ve bağlı sendikalar ‘HAYIR’ diyeceğimizi açıklamıştık ve bunun için de çalışmalar yürüttük ancak her seferinde polis tarafından engellendik. Böyle çok örnek var. 'Kadınlar Hayır Diyor Platformu' olarak yaptığımız neredeyse her etkinlik polis tarafından engellendi ve şiddete maruz kaldık. Ama yine de yılmadık."


Tek kişi için ülke kurban ediliyor

Baskı sürecinin katlanarak devam ettiğine işaret eden Çağ, "Hala KHK ile binlerce insan işinden ediliyor. Nuriye ve Semih’in açlık grevi devam ediyor ve AKP ölmeleri için resmen gün sayıyor" diyor. "Türkiye çıkmaz bir kaosa doğru ilerliyor. Tek kişi için bir ülke kurban ediliyor" diyen Çağ, "Katliamların yanında tutuklamalar veya benim gibi sürgünde olmak nerdeyse lüks durumunda. Böyle acı bir gerçek var maalesef" diye ekliyor. 


Ya cezaevi ya sürgün

'KESK’i PKK adına ele geçirmekle’ suçlandığını aktaran Çağ, yurtdışına çıkma kararını nasıl aldığını ise şöyle anlatıyor: "Hakkımdaki mahkeme kararı onaylanınca mecburen bir seçim yapacaktım; ya cezaevi ya da ülkeden ayrılma. Kızım Zilan 16 yaşında. Onunla konuştum. Cezaevine girdiğimde 9 yaşındaydı ve tekrar cezaevine girmemi istemiyordu. O da Avrupa‘ya çıkmamın doğru olacağını düşünüyordu ve çıkma kararı verdim. En kısa zamanda kızımın yanımda olmasını diliyorum."


Nerede olursan ol diren

Burada da mücadelesine devam edeceğini belirten Çağ, mesajıyla umut veriyor: "Diktatörlerin de sonunu tarihten biliyoruz. Tayyip ve onunla kanlı politikaları uygulayanların yarın gidecek yerleri de olmayacak. Ben tekrar döneceğim; anılarıma, geçmişime, dostlarıma, aileme ve yoldaşlarıma kavuşacağıma inanıyorum. Ahmet Arif’in dediği gibi; 'Nerede olursan ol, yürü üstüne, bir umudum sende…' Ben de mücadeleye inanıyorum. Şimdi koşullar zor, bedelleri ağır ama sonu aydınlık olacaktır."