Sanırım Avrupa’da ilk kez böylesi bir konferans gerçekleşiyor. Sayısı milyonları bulan sürgünlerin şimdiye dek bir birliğinin olmaması, büyük bir eksiklik olsa gerek. Bundan sonrası örgütlenmeye ve bu birlikten çıkacak sinerjiyi büyük bir özveriyle doğru kanalize etmek gerek.
Diasporadaki sayıları milyonları bulan bu kitlenin çoğunluğu Anadolu ve Mezopotamya’dan 1960’lı yıllardan başlayarak çeşitli vesilelerle (ki önemli bir kısmı da siyasi sürgündür) Avrupa’ya gelmiş. Sürgün, bir dehşettir. Köklerinden koparılmış ancak özgürlüğüne düşkün olan her insan için sürgün ağır bir cezadır. İnsanlar bir anlamda görülmez köklere sahiptir ve bitkiler için kök nasıl hayati öneme sahipse bu durum insanlar için de geçerlidir desem abartmış olmayacağım. Doğduğun yerden gittiğin yerde sanat öğrenmek, ticaret yapmak, öğrenim görmek, inceleme-araştırma yapmak, farklı diller öğrenmek gibi çeşitli olanaklarından yararlanarak birtakım amaçlar için uzaklara gönüllü gidiş kaynağa dönüşü esas alacaksa bu gelişme ve çoğalmadır, ancak vebadan kaçar gibi bir kaçış insanın ruh halini ve moral değerlerini etkilemesi ve hayatını anlamsızlaştırması da kaçınılmazdır.
Tarihte, ulusal ya da sınıfsal kurtuluş örgütleri siyasal baskının olduğu, mücadele koşullarının zorlaştığı dönemlerde toparlanmak, örgütlenip amaca uygun hazırlanmak için ülkeden çıkmak tarihin tüm dönemlerinde bolca örneklerine rastlanır. Amaca uygun bir şekilde geri dönüş çoğu zaman büyük devrimlere yol açarken, dönememek çürümeye ve yok olmaya yol olaçmıştır.
İnsanı doğduğu yerden zorla uzaklaştırılması en ağır cezalardandır. Bu anlamda gelişen teknoloji, ulaşım ve iletişimi oldukça kolaylaştırdığından ötürü anavatandan uzaklaşmak olgusu, duygusallık bağlamında önemini azaltabilir. Fakat işin içine sürgün girdi mi bu bir cezai yaptırımdır; işte insana çekilmez ve ağır gelen ve insanın kabul edemeyeceği de budur. Yani özgürlüğünün feci şekilde kısıtlanması kabul edilemez bir cezadır. Anavatan, doğduğumuz kaynak kainatın bize bahşi ve vaadidir.
Her canlı için olduğu gibi insan da doğduğu yerin aşinasıdır; kimyasını, mizacını ve birçok özelliğini doğduğu yerden alır ve ölünceye kadar bu karekteristik özellikleri taşır. Başka hiçbir yer insan belli bir yaşa kadar doğduğu yer kadar özel ve güzel değildir. Büyük sanat insanları film, roman, şiir ve benzeri sanat yapıtlarında adolesan yaşlarına kadar ki süreç sanatçının eserlerinde önemli bir yer edinmesi tesadüf değildir. Filler kuraklık ve benzeri doğa koşullarından ötürü nereye giderlerse gitsinler ölümüne yakın günlerde sürüsüyle doğduğu yere gelir ve ölecek olan orada ölür. Sürü ölenin etrafında dolanarak seremonisini yapar. Bu durum kuşlar ve diğer canlılar için de geçerlidir.
12 Eylül darbesiyle Anadolu ve Kürdistan’da onlarca örgüt yurtdışına çekilmek zorunda kaldı, ancak kaynağa dönüşü PKK gerçekleştirdi ve mücadeleyi de o yüksetti.
Ahmed Arif Ankara’da yaşardı, ancak Karacadağ, Adiloş Bebe, Otuzüç Kurşunu onun şiirlerinde ki dokunaklığın ve içtenliğin sesiydi. Mıdırgıç Margosyan Diyarbakır Ermenilerindendir. O’nun ‘Gavur mahallesi’ adlı öykü kitabını okuduğumda, Mıdırgıç nereye giderse gitsin, nereyle ilgili yazarsa yazsın bundan daha iyisini yazamayacağını düşünmüştüm. Mehmed Uzun çok şey yazdı ancak ‘Nar Taneleri’ onun Diyarbakır’daki çocukluk anılarıdır. Bence en dokunaklı edebiyatı da budur. Nazım kentliydi kentsel şiirler yazdı, özellikle İstanbul O’nun şairliğinin her halesine sinmiş, fakat sürgün O’nu fena yaralamış ve hatta kalbinin erken durmasına kardar O’nu derinden etkilemişti.
Bedirxan kardeşler, Cigerxwîn, Nuri Dersimi, Nurettin Zaza Kürdistan’ın bir parçasından diğer parçasına kaçtıkları için halkının içinde önemli değerler yarattılar. Doksanlı yıllarda Kürt kurumları ve aydınlarına yönelik baskı ve katliamlardan ötürü Avrupa’ya sürgüne gelmek zorunda olan onbinlerce kişiden DEP milletvekillerinden Remzi Kartal, Zübeyir Aydar ve arkadaşlarını anmadan edemeyeceğim.
Dante 1300’lü yıllarda İlahi Komedya’sını sürgünde yazmıştı. Cehennem ve Arafta, Dante sırasıyla günah ve tövbekarlık içinde başından geçenleri anlatır. Denir ki, Dante bunu sürgün acısıyla yazdı ve sürgün acısıyla da öldü. Rus devrimcilerinin ve aydınlarının maceralarını ‘Romantik Sürgünler’ adlı kitaptan okumuştum. Herbirisinin oldukça ilginç öyküleri vardı. Devrime destek verir ve sonra Batı Avrupa’dan kaynağa dönerler.
Ermeni kıyımı sadece kanlı bir kıyım değildi, çoğu sürgüne zorlanarak sürgün yollarında da yok oldular. Kürdistan’da katliam bölgelerinde de öldürülenler öldürüldü önemli bir kısmı da sürgüne gönderildi. Cemal Süreyya Dersim’den sürgün vagonunda doğan çocuklardandır. Yaşadığı travma ile Kürtlüğüne ancak ölümüne yakın yıllarda sahip çıktı.
İktidarlar hegemonyasını sürdürmek için özgürlük ve demokrasiden yana olan muhalifleri sadece zindana atmaz ve katletmez bir de bu cezalara eşdeğer sürgün vardır ve sürgündekiler sürgünü varoluşsal bir değere dönüştüremediklerinde tükenişleri kaçınılmaz olur ve iktidar da amacına ulaşmış olur.
dere@bluewin.ch
Sürgün ve kaynağa dönüş