
Mezarlık içerisinden yürüyüşüme devam ediyorum. Paris Komüncülerinin önünde kurşuna dizildiği Komün duvarı, Balzac, Marks’ın kızı Laura Marks, Yılmaz Güney, İran KDP’sinin liderlerinden Qasimlo ve arkadaşları vb. daha birçok aydın, yazar, çizerin bulunduğu Pere Lachaise Mezarlığı’na ilk olarak 18 yaşında bir genç kız gömülüyor. O tarihlerde yoksul ve kenar bir semt olmasından kaynaklı çağın zenginleri bu mezarlığa gömülmemek için eyleme geçerler. Sadece kenar semt olması değildir tepki duydukları, yoksulların da bu mezarlığa gömülmesi... Yayılan tepkileri durdurmak ve mezarlığı popüleştirme amacıyla Paris Belediyesi 1817 yılında, Héloïse d’Argenteuil, Pierre Abélard, Molière ve Jean de La Fontaine’in mezarlarını Père Lachaise Mezarlığı’na taşıdı. Ve geçen yüzyıllarda bu mezarlık binlerce aydının, sanatçının yattığı yer oldu... Yanından geçtiğim her bir mezarlık ölen kişinin inanç biçiminin yanı sıra, sanatsal anlayışını, öldüğü dönemin tarihsel-mimari dokusunu taşıyor...
Ve Yılmaz Güney’in mezarının başındayız... Mezarlık içerisinde yürüyüşüme eklenenlerle birlikte buraya 5 kişi olarak varıyoruz. Yılmaz Güney ve üretimi düşünüldüğünde onun mezarını inşa edenlerin ona yakışır bir mezar dizayn etmedikleri açık... Her gelen ziyaretçisinin ilk söylediği söz bu yakışıksız durumu ifade ediyor. Mezarın üzeri çiçeklerle bezenmiş... Bugün onun ardıllarından biri olan Ahmet Kaya’yı ziyaret eden herkes onunda mezarına uğramış anlaşılan...
Derken mezarlık içerisindeki ayak sesleri çoğalıyor. Tıpkı orada yatan Kaya ve Güney gibi sürgün edilmişler şimdi sanatlarıyla onların gönlünde taht kurmuş bu dostlarını ziyaret ediyorlar. Sürgün olmak, yarım olmak, sürgün olmak özlemle yaşamak, sürgün olmak geride bırakılana uzaktan bakmak anlamına geliyor bu insanlar ve benim için. Türkiye ve Kürdistan’ın farklı coğrafyasından gelmiş bu insanların cümlelerine „ülkende bir mezar yerinin bile olmaması ne zor“ cümlesi karışıyor.
Kaya’nın mezarının başına onlarca çiçek demeti yerleştirilmiş. Çevrede güvenlik önlemleri alınmış... Paris’de bulunan faşistlerin mezarlığa dönük saldırı girişiminde bulunacağı yönünde polise istihbarat geldiği söyleniyor. Polis şefleri ellerinde telsizlerle dolaşıyor. O arada Kaya’nın adını taşıyan derneğin temsilcileri Kaya şahsında tüm devrim ve demokrasi şehitleri için saygı duruşunda. „Berxwedan jiyane“ sözü anmayı gerçekleştirenlerin son sözü oluyor...
Yattığı yer Pere Lachaise gibi yılda milyonlarca insanın ziyaret etttiği bir mezarlıkda olsa ne Kaya ne de sürgün olmuş binlerce insanın tercihi olmazdı. Sürgünde ölmek zor, ülkende bir karış toprakta yatmamak daha da zor...
SELMA AKKAYA/PARİS