Sürgündeki HDP’li seçilmişler, Leyla Güven öncülüğündeki açlık grevlerine ilişkin Alman Parlamentosu ve hükümetine acil çağrıda bulundu. HDP Avrupa Temsilciliği adına yapılana acil çağrıda, Alman Parlamentosu’ndan bu konuyu gündemlerine alması istenirken hükümetten de Türkiye üzerinde siyasi ve diplomatik etkilerini kullanması talep edildi. 17 milletvekili ve belediye eş başkanının imzasını taşıyan çağrıda, Leyla Güven’in açlık grevinin kritik bir aşamada olduğuna dikkat çekilirken, Alman kamuoyu ve medyasından da sessizliği kırmaları istendi.
Türkiye’deki mevcut siyasi durum hakkındaki endişelerini de paylaşan HDP’li sürgündeki siyasetçiler, kanlı çıkmazdan çıkışın yolu olarak Öcalan üzerindeki tecridin kırılmasını gösterdiler.
Olağanüstü düzeydeki endişeler
“Bizler Almanya’ya sığınmak zorunda kalan HDP’li sürgünde siyasetçiler olarak , Türkiye’deki siyasi durum hakkında olağanüstü düzeydeki endişelerimizi paylaşmak istiyoruz” sözleriyle başlayan açılamada Türkiye’nin, kuruluş tarihinden bu yana demokratik muhalefet, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve temel insan hakları açısından en karanlık evresini yaşadığı vurgulandı.
Türk devletinin Rojava ve Kuzey Suriye’yi işgal tehditlerini sürdürdüğü belirtilen HDP’li seçilmişlerin açıklamasında şu tehlikelere dikkat çekildi: “Kuzey Suriye’de Türk ordusunun başka bir işgal saldırısı yapması durumunda, Efrîn’den çok daha korkunç resimlerin ortaya çıkması işten bile değildir. Ve yine, böyle bir Türk işgali durumunda Alman menşeli silahların da kullanılacağı aşikardır!”
Leyla Güven’in eylemi
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve Hakkari ilinden HDP milletvekili Leyla Güven (55) 70. gününe giren açlık grevine ilişkin olarak da şunlara dikkat çekildi: “Açlık grevinin tek ve biricik talebi, bu kanlı çıkmazın yeni bir barış sürecine dönüşme ihtimaline ve olasılığına dayanarak, Sayın Abdullah Öcalan’a karşı uygulanan mutlak tecridin kaldırılmasıdır” denildi ve tecritin tüm topluma uygulandığı ifadesi kullanıldı.
Leyla Güven’in ölüm sınırında olduğu ifade edilen açıklamada, ‘Leyla Güven’in talebi bizim talebimizdir’ sloganıyla, süresiz açlık grevleri Türkiye cezaevlerinde ve yurtdışında yayılmaya devam etttiği önceki dönem milletvekilleri Selma Irmak ve Sebahat Tuncel’in de 14 Ocak itibariyle süresiz açlık grevine başlamaları örnek gösterildi. Açıklamada eylemcilerin yaşamını yitirmesi durumunda Türkiye-Kürdistan ilişkilerinin geri dönülmeyecek bir şekilde etkileneceği uyarısı da yapıldı.
İmzacılar
Ahmet Yıldırım (Milletvekili), Besime Konca (Milletvekili), Burhan Kocaman (Karakoçan Eş- Belediye Başkanı), Faysal Sarıyıldız (Milletvekili), Dilek Öcalan (Milletvekili), Hatip Dicle (Milletvekili ve eski DTK Eş Başkanı), Hasip Kaplan (Milletvekili),Hasan Basri Fırat (Hınıs Eş-Belediye Başkanı), Hüseyin Güneş (Varto Eş-Belediye Başkanı), Leyla Birlik (Milletvekili), Leyla İmret (Cizre Eş-Belediye Başkanı), Lezgin Botan (Milletvekili), Nursel Aydoğan (Milletvekili), Orhan Şansal (Suruç Eş-Belediye Başkanı), Sibel Yiğitalp (Milletvekili), Tuba Hezer (Milletvekili), Ziya Pir(Milletvekili) n HABER MERKEZİ
Parlamento gündemine almalı
HDP’nin sürgündeki siyasetçilerinin AfD hariç tüm siyasi partilere çağrı ve talepleri:
- Acil olarak Türk cezaevlerindeki açlık grevlerine ve açlık grevcilerinin taleplerini gündeme taşımaları;
- Hukuksuz bir şekilde tutuklu bulunan HDP milletvekili Leyla Güven’in kritik sağlık durumuna karşı harekete geçmeleri, ve Türk hükümetine baskı yapmak için kamuya açık ifadeler kullanmaları;
- Açlık grevcileriyle dayanışma göstermek için Türkiye’ye insan hakları delegasyonları göndermek ve açlık grevindeki mahkumları ziyaret etmek için talepte bulunmalarıdır.
- Almanya Federal Hükümeti ve Almanya Dışişleri Bakanlığı’nı, en önemli müttefikleri olan Türk hükümetinin bu diktatöryal politikasına son vermek için siyasi ve diplomatik etkilerini kullanmaya çağırıyoruz. Bu talebimiz , Sayın Abdullah Öcalan’ın tecrit koşullarına son verilmesinin yanı sıra onunla tekrar barış görüşmelerinin başlatılmasını teşvik etmeyi de içermektedir.
- Acil olarak açlık grevleri konusunu ve Kürt sorununa barışçıl bir çözümü gündemleştirmek için, Alman halkına ve Alman medyasına çağrıda bulunuyoruz. Çünkü sessizliğin ve ilgisizliğin korkunç insanlık suçlarına yol açabileceğini biliyoruz!