Suriye’den gelecek daha büyük göç dalgasının önüne geçmek için tavizler vererek her geçen gün Erdoğan’ın biraz daha büyümesine katkı sunan Avrupa, artık Türkiyeli mülteci dalgası ile karşı karşıya. Erdoğan hükümeti, Türkiye’yi, Suriye ve Afganistan’dan sonra İsviçre’ye daha çok göç veren ülke konumuna getirdi.

İsviçre Federal İstatistik Dairesinin açıklanan yıllık istatistiklerine göre, 2018 yılı içerisinde İsviçre’ye toplamda 14 bin 230 kişi sığınma talebinde bulundu. Sığınma talebine başvuranların başını 2 bin 659 kişi ile Eritre, 1 288 kişi ile iç savaşın yaşandığı Suriye, 1105 kişi ile Afganistan çekerken, Erdoğan ve AKP yönetimindeki Türkiye ise 951 kişi ile 4. sıraya yerleşti.

Türkiye’yi terk ederek İsviçre’ye sığınma zorunda kalanların sayısı son yıllara oranla artarken, İsviçreli siyasetçiler ise yaşanan bu durumu Erdoğan ve AKP hükümetinin her geçen gün artan antidemokratik politikalarına bağlıyor. İstatistiklere bakıldığında özellikle barış görüşmelerinin sonlandırılarak Kürdistan’da yeniden devreye sokulan savaş ve 2016 yılında yaşanan başarısız darbe girişiminin ardından Türkiye’yi terk ederek siyasi nedenlerden dolayı İsviçre’ye sığınma talebinde bulunanların sayısında büyük bir artış gözüküyor. 2014 yılında bu sayı 333 iken, 2015’de 424, 2016’da 526, 2017’de 832, 2018’de ise bu sayının 951 yükseldiği dikkat çekiyor.

İstatistiklerde göze çarpan bir diğer önemli nokta ise son yıllarda Türkiye’den İsviçre’ye yapılan sığınma talebi oranlarının 90 yılların oranına denk gelmesi. Son yıllarda Türkiye’yi terk etmek zorunda kalanların ezici çoğunluğunu akademisyenler, siyasetçiler, sanatçılar, gazeteciler, sendikacılar ve üniversite öğrencileri oluşturuyor.

Yukarıda verdiğimiz veriler sadece İsviçre ile sınırlı, birde son yıllarda Türkiye’yi terk etmek zorunda kalanların toplam sayısına bakıldığında ortaya çıkan gerçek, korku verecek boyutta. Bunun yanı sıra, birde Türkiye’nin açık cezaevinde dönüştüğünü dikkate aldığımızda, bir iktidar nasıl olur da yönettiği ülkenin geleceğini karanlığa sürüklemek için bu kadar amansız bir savaş verebilir sorusunu akıllara getiriyor.

Peki, yaşanan bu durumun tek sorumlusu sadece Erdoğan ve AKP yönetimindeki Türk devleti mi? Tabi ki de hayır. Suriye iç savaşının başlaması ile Avrupa’yı saran mülteci korkusu ve bu süreçte Avrupalı yöneticilerin Erdoğan’a tanıdığı tavizler, Türkiye’nin bu noktaya gelmesinde büyük bir rol oynadı.

Başını Almanya’nın çektiği Avrupa’nın, Suriyeli göçmenlerin Avrupa’ya gelmesini engellemek üzerine kurulan Türkiye politikası ve bu amaçla yapılan mülteci antlaşmaları, Erdoğan’ın bu kadar pervasızlaşmasına önemli katkıda bulundu. Avrupa’yı her defasında Suriyelilere kapıyı açmakla tehdit eden Erdoğan, böylelikle Kürdistan kentlerinde özellikle Cizre, Sur, Nusaybin gibi yerlerde işlediği savaş ve insanlık suçlarına dönük Avrupa’da oluşacak tepkilerin önüne geçmeyi başardı. Erdoğan sadece Kürdistan ve Kürtleri hedefine almakla yetinmedi zamanla bütün muhalefet üzerinde uyguladığı faşizan politikalarla adeta bütün Türkiye’yi esir aldı.

Tüm bunlar yaşanırken, Avrupa ise kendi çıkarları gereği ya sessiz kalmayı ya da kısık seslerle yaşananları geçiştirmeye çalıştı. Öyle ki; Türkiye’de korkunç boyutuna ulaşan hak ihlallerine karşılık söz söyleyen Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, Birleşmiş Milletler gibi kurumlar bugüne kadar yaptığı açıklamalarda “endişeliyiz” demenin ötesine geçmedi.

Erdoğan’a verilen tavizlerle Suriye’den gelecek göç dalgasının önüne geçmek isteyen Avrupa artık, her geçen gün biraz daha artarak devam eden Türkiyeli mülteci dalgası ile karşı karşıya. Avrupa’nın buna karşı tutumunun ne olduğu veya ne olacağını kestirmek zor ama gerçek olan o ki; Erdoğan var oldukça ve Avrupa sadece “endişe” duymakla yetindikçe, daha çok insanın Türkiye’yi terk etmeye devam edeceği.