AKP'nin gündem belirleme ya da saptırma konusunda çok başarılı olduğu malum. İç politikası da dış politikası da iflas eden AKP iktidarı canını kurtarma derdiyle dış düşman ilan ettiklerinden el pençe özür dilemesini, Kürtlerin bölgede ve uluslararası alanda kazandıkları konumu ve prestiji, Şemdinli, Silvan, Nusaybin, Roboskî’de süren sokağa çıkma yasaklarına ve askeri operasyonlara rağmen terörle mücadele dediği Kürtlerle savaş politikasının iflasını, başkanlık sistemini öngören yeni anayasa çalışmalarını, emek üzerinde yoğunlaştırdığı baskıyı ve iktidarına bağlı yeni ordu ve polis teşkilatı projesini kamuoyundan gizliyebimek için can hıraş çabalıyor. 

Başbakan dahil bu çaba içinde her gün yeni bir şarlatanlıkla karşımıza çıkıyorlar. Hastanelerin acil servislerini sağlık hizmeti yanında evlilik için eş bulma hizmeti de veren yerler olarak tarif etmesi gibi. 15 yaş altı çocuklara taciz ve tecavüzde verilecek cezaya ilişkin yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından iptali gibi. Ve hatta önemli pek çok boyutu olmasına rağmen vatandaşlık tartışması gibi. Ve tabii ki Bahoz Erdal başta PKK yöneticilerin öldürüldüğüne dair uydurulan haberler gibi...

‘Bahoz Erdal öldürüldü’ haberini ilk duyuran haber kanallarından biri CNN TÜRK. İzliyoruz; canlı yayında Ortadoğu konusunda uzman öğretim görevlilerine telefonla bağlantılar yapılıyor. Bir kadın spiker Kadir Has Üniversitesinden bir öğretim görevlisine heyecanla soruyor. 'Bahoz'un öldürülmesi dengeleri nasıl değiştirir?' Adam şaşkın 'hangi dengeleri?' Spiker kem küm ederek 'yani örgüt içinde ve dışında etkisi' diyor. Adam 'PKK öyle bir kişiyle dengesi bozulacak bir örgüt değil. Öcalan 16 yıldır cezaevinde bir şey olmamışken üstelik, ayrıca dışarıda prestiji yükselen bir örgüt var karşımızda orada da sarsıntı yaşamaz' diyor. Spiker azimli, 'örgüt dağılabilir herhalde' diyor. Adam 'dağılmaz niye dağılsın, böyle bir tartışma yok örgüt içinde' diyor. Spiker ısrarla 'öldürüldü' diyor, adam ısrarla 'adı sanı bilinmeyen bir örgüt açıklama yapmış güvenilirliği net değil ve eğer öldürüldüyse bile... ' diye devam ediyor. 

Kadın spiker kan ter içinde, eline tutuşturulan sorulara istediği cevapları alamamış olmanın, görevini yerine getirememiş olmanın hayal kırıklığını yaşıyor. Ama durun, elbet yeni bir 'uzman'a bağlanıp şansını zorlamaya devam ediyor... Spikerin bu ısrarını, bu iddianın ortaya atılmasından ve güvenilir kaynaklar tarafından yalanlanmasından günler sonra halen 'Bahoz Erdal öldürüldü' diye yapılan yayınlarla birleştirince daha iyi anlıyorsunuz. Suriye ve terörle mücadele adıyla sürdürdüğü Kürtlerle savaş politikasında başarısızlığa uğrayan devlet hem dışarıda hem içerde uzlaşma arayışlarına girmek zorunda kalınca bu yalan haberlerle, örgütü zaten bitirmiştik diyecek aklınca. 

Suriyelilere vatandaşlık verilmesi tartışması da sürüyor ve ayrı bir yazıya konu edilebilecek çok şey var. Süregiden tartışmalar boyutu ile; vatandaşlık almanın Suriyelilere yapacağı katkı üç aşağı beş yukarı malum. Hükümet yetkilileri vatandaşlığa alınacak olanların öncelikle meslek sahibi, eğitimli, zengin kişiler olacaklarını duyurdu ve ekledi vatandaşlarımızın endişe etmesine gerek yok. Zira 50’li yıllarda Almanya'ya göç edenler nasıl ki Almanların yapmak istemedikleri işlerde istihdam edildiler, vatandaşlığa alınacak Suriyeliler de Türklerin tercih etmediği işlerde istihdam edilecekler. Almanya örneğinde göçmen işçilerin ağırlıklı olarak madenler ve ağır sanayi gibi ağır ve tehlikeli işlerde ve bir de vasıf gerektirmeyen temizlik işlerinde çalıştırıldıklarını biliyoruz. Oysa resmen 6 milyon işsizi olan Türkiye'de madenlerde de temizlik işlerinde de çalışmak için kuyrukta insanlar. İş olsun da ne olursa olsun diyenlerin, her işi yaparım diyen üniversite mezunlarının ülkesi burası. 

Kimi kesimler insani boyuta 'in' siyasi boyuta 'out' diyerek, kimileri ekonomimize yapacakları katkıyı hesaplayarak, kimileri referandum önererek, kimileri yaratacakları sosyal kargaşayı işaret ederek, kimileri halkın bir arada yaşamak istemediğini öne çıkartarak sürdürüyor vatandaşlık tartışmasını. Hükümet ısrarla ekonomik çıkarlara vurgu yapıyor, kalifiye beyin gücü, yatırım falan diyerek cazibe katmaya çabalıyor kararına. Hükümet değilse de pek çok kesim vatandaşlık meselesinin iktidarın siyasi çıkarları ve demografik yapıya müdahale planlarıyla ilişkisini tartışıyor. Hepsi önemli ancak meselenin AKP’nin daha da şiddet politikalarına yönelmiş olmasına rağmen paralel vs adı altında hükümetin güvenini kaybetmiş ordu ve polis gücüyle bağlantısı tartışılmıyor. Oysa; ülkede bulunan pek çok Suriyeli’nin ki vatandaşlığa alınacaklar arasında öncelik verileceğine de inanıyorum, cihatçı gruplara mensup oldukları biliniyor. AKP Hükümetinin özel güvenlikçilerin yetkilerini artırma gayreti, paralı ordu projesi, yeni polis istihdamı kararı ile birlikte düşündüğümde yakında Suriyeli cihatçılardan oluşmuş iktidara bağlı vahşi bir 'güvenlik' ordusu tehdidini çok yakınımda hissediyorum.