TBMM açılır açılmaz ilk barış çağrısı değil işi savaş tezkeresi oldu. Tezkere gündeme Suriye için gelmiş gibi görünse de kabul edilen metinde Suriye’nin adı geçmiyor. Tersine “Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve görevlendirilmesi” deniliyor. Bu tezkereyle hükümet isterse Tanzanya’ya bile asker gönderebilir. CHP bu gerekçeyle tezkereye hayır dedi. Erdoğan, Beşir Atalay ve hükümet çevreleri ise ısrarla “bu bir savaş tezkeresi değil, caydırıcı olması için çıkardık” diyor.
Hiç de inandırıcı olmayan bu savunma sorunu açıklığa kavuşturmaktan çok karmaşıklaştırıyor. Birincisi hükümet bilmeyerek-sehven mi Suriye’ye yerine “yabancı ülkelere” ibaresini koydu? Buna ihtimal verilemez. İkincisi “Bizim niyetimiz savaş çıkarmak değil, caydırıcılık” iddiasıdır. Bu çocuk oyuncağı mıdır ki tezkere çıktı diye Suriye ve başka devletler korkup hemen planlarından vazgeçip caysın? Buna da çocuklar bile inanmaz. Tezkerenin gerekçesi de bir o kadar şüphelidir. Ne Suriye insan haklarını ihlal eden tek rejimdir ne de Suriye’de ilk defa insan hakları ihlal edilmektedir. Üstelik Suriye’de insan hakları ihlallerini önlemek ve oraya insan hakları ihraç etmek Türkiye’nin haddine midir? Daha Roboskî katliamını, Pozantı’daki tecavüz rezaletini bile açıklığa kavuşturmayan tersine gizleyen, Kürdistan’ın büyük bölümünü TSK tarafından her gün bombalatan AKP Hükümeti’nin Suriye’ye insan hakları ihraç edeceğine kim inanabilir?
BDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın ifade ettiği gibi aslında AKP Hükümeti Suriye’ye fiilen savaş ilan edeli ve savaşa gireli çok zaman geçti. Geçmişten beri İhvan-ı Müslimin örgütünü eğitip Suriye üzerine süren Türkiye son dönemde de Özgür Suriye Ordusu adı verilen ordunun hamisidir. ÖSO mensuplarının Türkiye’de eğitildiğini ve her türlü silah desteğinin verildiğini herkes bilmektedir. İş o boyuta gelmiştir ki gizlemeye bile gerek duyulmadan TV’lerde canlı yayınlarda gösterilmektedir. Sabah işe gider gibi gidip çatışmaya giden ve akşam geri gelip Türkiye’de istirahat eden ÖSO mensupları TV’lerin doğal konukları olmaktadır. Ayrıca Suriye hükümeti bir çok defa bizzat Türk özel harp elemanlarının gelip savaştığını ve bir çoğunu yakaladıklarını açıklamışlardır. Bu fiili durum karşısında tezkere Suriye’ye yönelik olarak fazla anlam taşımıyor. O zaman anlamı nedir?
Bu somut olaylara ve çıkarılan tezkereye rağmen AKP liderleri niyetlerinin savaş çıkarmak olmadığını inatla tekrar ediyorlar. Somut olaylara-gelişmelere karşı “iyi niyetlerini” dile getiriyorlar. İşe niyet okumayla açıklama yapılacaksa daha makul bir yol bulunabilir. Varsayalım ki bu tezkere sadece Suriye için çıkarılmış olsun. AKP “Suriye’deki Müslüman din kardeşlerini Esed zulmünden kurtarmak ve oraya demokrasi götürmek” için bu yiğitliği yapmış olsun. Bunun yapabilir mi? Yani askeri olarak güç kullanıp da Şam’ı fethedip Esed’in yönetimine son verebilir mi? Eminim ki Yeni Osmanlı-yeni İttihatçı rüyalar gören AKP Hükümeti gücü yetse bir saniye bile beklemez. Ne var ki askeri olarak gücü yeter-yetmez tartışması bir yana dünya ve bölge şartları buna uygun değildir. AKP Hükümetinin böyle bir macerasını hiçbir güç desteklemez, tersine köstekler. Bu durumu AKP liderleri de bizim kadar görür ve bilir. O zaman bu kadar gürültü boşuna mı derseniz elbette değil. Burada AKP’nin gerçek niyeti ortaya çıkıyor. AKP bölgedeki bir kargaşa durumunda bakiye topraklarımız dediği Suriye’den pay kapma planlarını aklında tutmakla birlikte, esas olarak “bölgede oyuncu değil oyun kurucu olmak” diye formüle ettiği planı gerçekleştirmek niyetinde. Bu planın en önemli adımı da büyük endişe duyduğu Rojava Kürdistan’daki gelişmeleri kontrol altına alarak, buradaki özgürlük atılımını durdurup bastırmaktır. Suriye’deki çatışmaların Türkiye’ye sıçramasını engellemek olarak gerekçe üretilen “tampon bölge” esasen Rojava Kürdistan’dır. Türkiye böylece hem Kürt özgürlük hareketine darbe vuracak hem de Suriye’ye resmen müdahil olacaktır. Ayrıca bölgedeki muhtemel gelişmelere karşı fiili bir işgal durumu gerçekleşecektir. Bunun adı da Suriye barış harekatı olacaktır. Tıpkı Kıbrıs barış harekatı gibi. MHP’nin dörtnala koşarak evet demesi de bundandır. Türk-İslam sentezi tamamına ermektedir.
Görülüyor ki AKP liderlerinin niyeti bozuktur. “Esat kardeşim, Canım Kaddafi…, NATO’nun burada ne işi var?” söyleminden “Diktatör Kaddafi, zalim Esed ve NATO hemen müdahale etsin” çizgisine kaymanın nedeni de budur.
AKP liderleri bütün bunları “oyuncu değil oyun kurucu olacağız” diyerek formüle ediyor. Bu amaçla nice Memed’in kanını ve “kelle”sini feda ediyor. Ama bu kanlı ve tehlikeli maceranın sonunda bırakınız oyun kurucu olmayı, oyuncu bile olamamak ve oyuncuların elinde beysbol topu olmak da var. Öyle olacak gibi de görünüyor. Ama yazık olacak mazlum halklarımızın boşa dökülecek kanına ve yanacak canına…Ancak halkların eşitliği ve özgürlüğüne dayalı bir barışçı çözüm bu senaryoları bozabilir.
Suriye bahane mi?