* Rusya'nın Suriye'deki askeri gücünün önemli kısmını geri çekmesinin de BAAS Rejimi'ne yaradığı belirtiliyor.


*Rusya'nın geri çekilmesi El Nusra, Ehrar El Şam öncülüklü selefi gruplar ile muhalif bazı gruplar arasında çatışmalara yol açacak.


*Türkiye Efrîn'in köyleri ve QSD'nin özgürleştirdiği alanlara bomba yağdırarak, QSD'nin Şehba bölgesinde ilerlemesine engel olmak istedi.


*Ahmet Davutoğlu'nun  İran gezisinin ayrıntıları saklı tutulsa da BAAS ile Türkiye'nin bazı noktalarda ittifak yaptığı belirtiliyor. 



HABER ANALİZ 


Yaklaşık 5 yıldır iç savaşın en ağır faturasını ödeyen Suriye halkları kendilerinin belirleyemediği geleceklerine dair yeni senaryolara kapı aralıyor. ABD ve Eylül 2015 tarihinden beridir de Rusya'nın aktif rol aldığı Suriye iç savaşı, BAAS Rejimi'ne karşı halk isyanı biçiminde başlasa da günümüzde Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, AB ülkelerinin de yer aldığı bir vekalet savaşına döndü. Neredeyse her devletler grubu bazı terör odaklarını besleyerek savaşta yer alıp milyonlarca Suriyeli göçertildi, yüzbinlercesi de katledildi. Bu anlamda "3'üncü Dünya Savaşı" olarak adlandırılan Suriye iç savaşında, 3'üncü yolu tercih edip savaşı derinleştirmek yerine tüm Suriye halklarına demokratik bir gelecek vaad eden Kürtler ise, her geçen gün siyasi ve askeri güçlerini geliştirerek, aynı zamanda Suriye halkları ile buluşarak Demokratik Suriye Meclisi (MSD) ve Demokratik Suriye Ordusu'nun (QSD) kurulmasına öncülük etti ve Ortadoğu halklarının tamamına gelecek vaad etti. 


BAAS güçlendi


5 yılda küresel güçler Birleşmiş Milletler (BM) eli ile Cenevre kenti başta olmak üzere birçok yerde çözüm aradıklarını söyleseler de Cenevre-1, Cenevre-2 görüşmelerinde de görüldüğü üzere, sahanın pratik siyaset ve askeri güçleri yerine kendi vekillerini davet ederek savaşın sürmesini sağladı. Buna karşı Beşar Esad yönetimindeki BAAS Rejimi ise küresel güçlerin desteklediği ya da görmezden geldiği özelikle El Kaide uzantılı Selefi-Cihatçı grupların işgallerine ve halka karşı kıyımlarına göz kapattı. El Muhaberat adlı istihbarat örgütü ile Ortadoğu'nun en dinamik güçlerinden bir olan BAAS Rejimi, bu gruplara bir nevi gözünü kapatarak isyana geçen halkı kendine zorunlu kılma arayışı olarak değerlendirildi. Gelinen noktada BAAS Rejimi'nin prim yapması ve Suriye halkları arasında aranan güç olması bu yıllara yayılan politikadan bağımsız ele alınamaz. 



Türkiye yine kaybedecek


Geldiğimiz noktada 27 Şubat'ta ilan edilen ateşkes, 14 Mart'ta başlayan Cenevre-3 görüşmeleri ve son olarak Rusya'nın Suriye'deki askeri gücünün önemli kısmını geri çekmesinin de BAAS Rejimi'ne yaradığı belirtiliyor. ABD ve Rusya'nın ateşkes kararı ile selefi-cihatçı El Nusra, Ehrar El Şam ve bağlı çete grupları ile BAAS Rejimi arasındaki çatışmalar durdu. Ancak YPG/YPJ denetimindeki Halep'in Şêx Maqsud Mahallesi ile Efrîn'in köylerine yönelik çete saldırıları artarak devam etti. Sürekli, "Kürt siyasetinin rejim ile işbirliği yaptığını" iddia eden Türkiye, çete saldırılarını direk örgütledi. Örgütlemekle yetinmeyen Türkiye Efrîn'in köyleri ve QSD'nin özgürleştirdiği alanlara bomba yağdırarak, QSD'nin Şehba bölgesinde ilerlemesine engel olmak istedi. Türkiye'nin desteklediği El Nusra, Ehrar El Şam, Sultan Murat, Feylek El-Şam, Nureddin Zengi taburları da özelikle Feylek El Şam ve Cephe El Şemiye isimleri ile Ezaz'dan 15 kilometre doğuda bulunan Düden, Karaköprü ve Guzil köylerini DAİŞ çetelerinden aldı. Bu grupların saldırılarına Türkiye sınır hattının üst kısmından Obüs topları ile destek verdi. Çete gruplarının şimdide Celiye köyünü kuşattığı söyleniyor. Türkiye'nin bu çete gruplarını Reyhanlı üzerinden taşıyıp, Ezaz'dan bölgeye soktuğu DİHA tarafından görüntüler ile ispatlanmıştı. Tüm bu uygulamalar sadece Rejimin önünü açarken kimin BAAS Rejimi ile işbirliği içinde olduğunu gösterdi. Yine bu kapsamda BAAS Rejimi ile uzlaşmak üzere Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yaptığı İran gezisinin ayrıntıları saklı tutulsa da BAAS ile Türkiye'nin bazı noktalarda ittifak yaptığı belirtiliyor. 



BAAS'ın karşısında güç yok


Rejimin önünü açan Rusya saldırılarının son bulması anlamı taşıyacak Rusya'nın askeri gücünü çekmesi ise, eli güçlenen rejimin artık Cenevre-3'te de karşısına oturtulan Suriye Ulusal Koalisyonu'na (SUK) istediklerini kabul ettirebileceği anlamı taşıyor. Çünkü sahada güç olan QSD, YPG/YPJ, DAİŞ, Nusra bu görüşmelerde yer almadı. Bu sebeple mevcut koalisyon güçlerinin rejim karşısında varlık göstermesi neredeyse imkansız. Ancak küresel güçlerin de Kürtlerin ve MSD'nin bu görüşmelerde yer alması söylemi, sorunu çözecek tek arayış oldu. Aksi taktirde sorun derinleşerek devam edecek ve çevre ülkelere de sıçrayacak. 



Çeteler birbirine girdi


Yine Rusya'nın geri çekilmesi El Nusra, Ehrar El Şam öncülüklü selefi gruplar ile muhalif bazı gruplar arasında çatışmalara yol açacak. Bunun ilk örneği İdlip'te yaşandı. İdlip'te Tugay 13'e bağlı güçler El Nsura'nın saldırılarına maruz kaldı ve liderleri Ehmed denen şahıs esir düştü. Rusya'nın bombardıman tehlikesi kalkınca Nusra ve bağlı grupların küçük muhalif gruplara ihtiyacı kalmadı ve saldırmaya başladı. Bu doğrultuda çeteler ile hareket eden muhalif grupların QSD'ye katılması beklenen bir sonuç olacak. Buna engel olmak isteyen Türkiye'nin bugün Ankara'da MİT başkanlığında muhalif ve çete gruplar ile toplantı yapacağı iddia edildi.



Kürtler Ortadoğu'nun parlayan yıldızı


Tüm bu gelişmelerin ortaya çıkardığı ise, çözüm projesi olmayıp vekalet savaşı yürüten çete gruplarının çatışması kaçınılmaz. Bu çatışmanın DAİŞ ve BAAS Rejimi'ne yarayacağı açık. Bu doğrultuda İdlip'te halkın Nusra'nın saldırılarına karşı isyan ettiği gerçeği bunu doğrular nitelikte. Yine tüm bu gelişmelerin Kürtler ve dostlarına da kazandıracağı kesin. Çünkü Kürtler ve dostları ölümün karşısında, yaşamı, birlikteliği, demokrasiyi öne çıkarak projeleri ile Ortadoğu'nun parlayan yıldızı olmaya devam ediyor.  


DİHA