Ortadoğu'da siyasi ve askeri denklem Suriye krizinde iyice düğümlendi. Uluslararası ve bölgesel güçlerin yürüttüğü Suriye politikaları, Kaşıkçı cinayeti etrafında farklı bir seyir almaya başladı.
3. dünya savaşında taraflar arasındaki çelişki ve çatışmalar giderek derinleşirken, ABD'nin İran'a yaptırımları gündeme getirdiği, Rusya ile imzaladığı nükleer anlaşmadan çekileceğini açıkladığı bir dönemde işlenen Kaşıkçı cinayeti bölgede işleri iyice karmaşık hale getirdi.
Kaşıkçı cinayeti, umulanın aksine TC ile Suudileri daha da yakınlaştırdı.
Buna Katar da eklenince bu cinayetin bölgede yeni hamlelere zemin olması ihtimali güçleniyor.
Asıl merak konusu, DAİŞ ve El-Nusra çizgisine her türlü askeri, mali ve istihbarî destek vererek Suriye krizini derinleştiren bu üçlünün, yeni denklemde hangi konseptle bir araya gelecekleridir.
Kaşıkçı cinayetinin sıradan bir cinayet olmadığı, aksine uluslararası plan dahilinde gerçekleştiği artık herkesin ortak kanısı. Bu yönlü hem Arap hem de Türk medyasında yeterince detay bulmak mümkün.
Cinayet sonrası ABD-Suudi-TC arasındaki diplomasi trafiği bir anda yoğunlaştı. Ardından Çarşamba akşamı Suudi-Katar-TC işbirliğinin yeniden canlanacağı haberleri ajanslara servis edilmeye başlandı. Bu haberler Kaşıkçı cinayetinin uluslararası bir plan sonucunda gerçekleştiğine dönük iddiaları güçlendiriyor.
Kaşıkçı cinayetinde dikkat çekici hususlar, cinayetin yeri ve zamanlamasıdır.
Birincisi; ABD 4 Kasım'da İran'a yönelik 'yeni ekonomik yaptırımlar' uygulamaya başlayacak. İkincisi; Rusya-Almanya-Fransa-TC 27 Ekim'de İdlib gündemiyle İstanbul'da toplanacak. Tam da böylesi bir dönemde Kaşıkçı cinayetinin yaşanması kafalarda soru işareti yaratıyor.
Cinayetin, ABD'nin Suriye ve bölge politikalarına ters düşen ve Rusya ile yakınlaşarak ayak bağı olmaya başlayan Türkiye'de, İstanbul'da yapılmış olması ise ayrıca kafa yorulması gereken bir konu.
'Etrafında birçok yeni planın şekilleneceği' tartışmaları yapılan Kaşıkçı cinayetinin bölgesel yansımaları görülmeye başlandı bile.
Cinayet sonrasında ABD-Suudi-TC arasında yaşanan yoğun diplomasi trafiğiyle birlikte TC ve Suudi'nin bir arıza çıkarmadan İran'a yönelik olası müdahalesinde ABD'nin güdümüne koşulmasının hedeflendiği ve buna Katar'ın da dahil edileceği görülüyor.
Bu yönüyle Kaşıkçı cinayetinin MİT ve CIA'nın bilgisi dahilinde gerçekleştiği görüşü ağırlık kazanıyor.
ABD'nin başta Suriye'de Fırat'ın batısı ve İran olmak üzere bazı alanlara müdahale etmeyi mi planladığı, bir başka soru işareti oluyor.
ABD, Suriye'de değişen dengeler kapsamında Rusya ve Suriye rejimine karşı 'ılımlı İslami güçler'e destek vermeye devam ederek, çete gruplarının 'radikal' kesimlerini törpüleyip 'ılımlı' olanlara Fırat'ın batısında İdlib'den Cerablus'a kadar uzanan alanı vermeye çalışmaktadır.
Bu açıdan bir süredir birbirinden uzaklaşan Suudi Arabistan, TC ve Katar'ı siyasi ve ekonomik olarak bir potada buluşturacak gibi görünüyor. Bunun, İran'a olası bir ABD müdahalesi öncesinde arka planın güçlendirilmesi ve savaşın finansörlüğünün bu iki ülkeye ihale edilmesi şeklinde okunması boşuna olmasa gerek.
27 Ekim'de 4 ülke İstanbul'da İdlib sorununu ve Suriye'nin geleceğini görüşecek. Toplantı öncesi ABD, İdlib'de Cebhet El-Nusra, Ceyşul İslam vb. çete grupları üzerinde etkili olan Suudiler ile TC''yi uzlaştırmaya çalışıyor. Bu, İran'a karşı gerçekleştireceği yaptırımların etkili olabilmesi için TC ve Suudi'yi kendi politikasına daha uyumlu hale getirmeyi amaçlayan ABD için önem arz ediyor.
Bölgedeki siyasi ve askeri gözlemciler ABD ve Rusya'nın İdlib ve diğer bazı alanlara dair anlaştığını, ancak anlaşmanın içeriğinin netleşmediğini ifade ederken, bir süredir dondurulan İdlib sorunu son bir haftadır yeniden ısıtılmaya başlandı.
El Nusra başta olmak üzere İdlib'de etkili olan selefi grupların Rusya-TC anlaşmasının aksi yönünde hareket ettiği ve "silahtan arındırılmış bölge"de mevzilerini güçlendirdiği gözleniyor.
Türkiye'nin 12 askeri gözlem noktasının bulunduğu İdlib'de selefi grupların özellikle son 4 günde Hatay-İdlib arasındaki Bab El Hewa-Cilvegözü ile Kilis-Ezaz arasındaki Bab El-Selam-Öncüpınar sınır kapıları üzerinden yoğunca silah sevkiyatı yapması dikkat çekiyor.
İdlib denkleminde Rusya ile TC tarafından son Soçi toplantısında devre dışı bırakılan İran, şimdi 27 Ekim'de gerçekleşecek olan İdlib gündemli toplantıyla da safdışı edilmiş görünüyor.
Suriye'de ABD'nin en büyük rakip ve engel olarak gördüğü İran ise tüm bu süreçte sessizliğini koruyor.
Ortadoğu krizinde gerek Lübnan ve gerekse Irak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde pozisyonunu güçlendiren İran'ın ABD'ye karşı sahada ne tür hamleler yapacağı, büyük merak konusu.
Ancak hem Suriye rejimi hem de İran'ın İdlib bölgesine takviye milis güçlerini aktarmaya devam ederek çete gruplarına karşı sahadaki mevzilerini güçlendirdiği bilgileri ulaşıyor.
Kaşıkçı cinayeti ardından Suriye'de hızla mobilize olan dengelerde, üzerinde en çok hesap ve pazarlık yapılan güç, hiç kuşku yok ki Kürtler öncülüğündeki Kuzey-Doğu Suriye yönetimi ve Demokratik Suriye Güçleri(QSD)'dir.
Bölgede temel aktör ve denge unsuru olan Kuzey-Doğu Suriye yönetimi ve QSD'nin hem yeni anayasa sürecinde hem de Suriye'nin geleceğinde yer almaması için TC ve Erdoğan'ın Kaşıkçı cinayetini Suudi ve ABD’ye karşı bir şantaja dönüştürdüğü gözlerden kaçmıyor.
Suriye'de çete gruplarının hamiliğini yaparak varolmaya çalışan Türk devleti ve Erdoğan'ın Kürt halkına karşı izlediği bu ahlaktan yoksun şantaj siyaseti, Suriye'nin demokratik özgür geleceğine dönük en büyük tehlike olmaya devam ediyor. Suriye'de yeni denklem ve Kaşıkçı cinayeti
Ortadoğu'da siyasi ve askeri denklem Suriye krizinde iyice düğümlendi. Uluslararası ve bölgesel güçlerin yürüttüğü Suriye politikaları, Kaşıkçı cinayeti etrafında farklı bir seyir almaya başladı.
3. dünya savaşında taraflar arasındaki çelişki ve çatışmalar giderek derinleşirken, ABD'nin İran'a yaptırımları gündeme getirdiği, Rusya ile imzaladığı nükleer anlaşmadan çekileceğini açıkladığı bir dönemde işlenen Kaşıkçı cinayeti bölgede işleri iyice karmaşık hale getirdi.
Kaşıkçı cinayeti, umulanın aksine TC ile Suudileri daha da yakınlaştırdı.
Buna Katar da eklenince bu cinayetin bölgede yeni hamlelere zemin olması ihtimali güçleniyor.
Asıl merak konusu, DAİŞ ve El-Nusra çizgisine her türlü askeri, mali ve istihbarî destek vererek Suriye krizini derinleştiren bu üçlünün, yeni denklemde hangi konseptle bir araya gelecekleridir.
Kaşıkçı cinayetinin sıradan bir cinayet olmadığı, aksine uluslararası plan dahilinde gerçekleştiği artık herkesin ortak kanısı. Bu yönlü hem Arap hem de Türk medyasında yeterince detay bulmak mümkün.
Cinayet sonrası ABD-Suudi-TC arasındaki diplomasi trafiği bir anda yoğunlaştı. Ardından Çarşamba akşamı Suudi-Katar-TC işbirliğinin yeniden canlanacağı haberleri ajanslara servis edilmeye başlandı. Bu haberler Kaşıkçı cinayetinin uluslararası bir plan sonucunda gerçekleştiğine dönük iddiaları güçlendiriyor.
Kaşıkçı cinayetinde dikkat çekici hususlar, cinayetin yeri ve zamanlamasıdır.
Birincisi; ABD 4 Kasım'da İran'a yönelik 'yeni ekonomik yaptırımlar' uygulamaya başlayacak. İkincisi; Rusya-Almanya-Fransa-TC 27 Ekim'de İdlib gündemiyle İstanbul'da toplanacak. Tam da böylesi bir dönemde Kaşıkçı cinayetinin yaşanması kafalarda soru işareti yaratıyor.
Cinayetin, ABD'nin Suriye ve bölge politikalarına ters düşen ve Rusya ile yakınlaşarak ayak bağı olmaya başlayan Türkiye'de, İstanbul'da yapılmış olması ise ayrıca kafa yorulması gereken bir konu.
'Etrafında birçok yeni planın şekilleneceği' tartışmaları yapılan Kaşıkçı cinayetinin bölgesel yansımaları görülmeye başlandı bile.
Cinayet sonrasında ABD-Suudi-TC arasında yaşanan yoğun diplomasi trafiğiyle birlikte TC ve Suudi'nin bir arıza çıkarmadan İran'a yönelik olası müdahalesinde ABD'nin güdümüne koşulmasının hedeflendiği ve buna Katar'ın da dahil edileceği görülüyor.
Bu yönüyle Kaşıkçı cinayetinin MİT ve CIA'nın bilgisi dahilinde gerçekleştiği görüşü ağırlık kazanıyor.
ABD'nin başta Suriye'de Fırat'ın batısı ve İran olmak üzere bazı alanlara müdahale etmeyi mi planladığı, bir başka soru işareti oluyor.
ABD, Suriye'de değişen dengeler kapsamında Rusya ve Suriye rejimine karşı 'ılımlı İslami güçler'e destek vermeye devam ederek, çete gruplarının 'radikal' kesimlerini törpüleyip 'ılımlı' olanlara Fırat'ın batısında İdlib'den Cerablus'a kadar uzanan alanı vermeye çalışmaktadır.
Bu açıdan bir süredir birbirinden uzaklaşan Suudi Arabistan, TC ve Katar'ı siyasi ve ekonomik olarak bir potada buluşturacak gibi görünüyor. Bunun, İran'a olası bir ABD müdahalesi öncesinde arka planın güçlendirilmesi ve savaşın finansörlüğünün bu iki ülkeye ihale edilmesi şeklinde okunması boşuna olmasa gerek.
27 Ekim'de 4 ülke İstanbul'da İdlib sorununu ve Suriye'nin geleceğini görüşecek. Toplantı öncesi ABD, İdlib'de Cebhet El-Nusra, Ceyşul İslam vb. çete grupları üzerinde etkili olan Suudiler ile TC''yi uzlaştırmaya çalışıyor. Bu, İran'a karşı gerçekleştireceği yaptırımların etkili olabilmesi için TC ve Suudi'yi kendi politikasına daha uyumlu hale getirmeyi amaçlayan ABD için önem arz ediyor.
Bölgedeki siyasi ve askeri gözlemciler ABD ve Rusya'nın İdlib ve diğer bazı alanlara dair anlaştığını, ancak anlaşmanın içeriğinin netleşmediğini ifade ederken, bir süredir dondurulan İdlib sorunu son bir haftadır yeniden ısıtılmaya başlandı.
El Nusra başta olmak üzere İdlib'de etkili olan selefi grupların Rusya-TC anlaşmasının aksi yönünde hareket ettiği ve "silahtan arındırılmış bölge"de mevzilerini güçlendirdiği gözleniyor.
Türkiye'nin 12 askeri gözlem noktasının bulunduğu İdlib'de selefi grupların özellikle son 4 günde Hatay-İdlib arasındaki Bab El Hewa-Cilvegözü ile Kilis-Ezaz arasındaki Bab El-Selam-Öncüpınar sınır kapıları üzerinden yoğunca silah sevkiyatı yapması dikkat çekiyor.
İdlib denkleminde Rusya ile TC tarafından son Soçi toplantısında devre dışı bırakılan İran, şimdi 27 Ekim'de gerçekleşecek olan İdlib gündemli toplantıyla da safdışı edilmiş görünüyor.
Suriye'de ABD'nin en büyük rakip ve engel olarak gördüğü İran ise tüm bu süreçte sessizliğini koruyor.
Ortadoğu krizinde gerek Lübnan ve gerekse Irak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde pozisyonunu güçlendiren İran'ın ABD'ye karşı sahada ne tür hamleler yapacağı, büyük merak konusu.
Ancak hem Suriye rejimi hem de İran'ın İdlib bölgesine takviye milis güçlerini aktarmaya devam ederek çete gruplarına karşı sahadaki mevzilerini güçlendirdiği bilgileri ulaşıyor.
Kaşıkçı cinayeti ardından Suriye'de hızla mobilize olan dengelerde, üzerinde en çok hesap ve pazarlık yapılan güç, hiç kuşku yok ki Kürtler öncülüğündeki Kuzey-Doğu Suriye yönetimi ve Demokratik Suriye Güçleri(QSD)'dir.
Bölgede temel aktör ve denge unsuru olan Kuzey-Doğu Suriye yönetimi ve QSD'nin hem yeni anayasa sürecinde hem de Suriye'nin geleceğinde yer almaması için TC ve Erdoğan'ın Kaşıkçı cinayetini Suudi ve ABD’ye karşı bir şantaja dönüştürdüğü gözlerden kaçmıyor.
Suriye'de çete gruplarının hamiliğini yaparak varolmaya çalışan Türk devleti ve Erdoğan'ın Kürt halkına karşı izlediği bu ahlaktan yoksun şantaj siyaseti, Suriye'nin demokratik özgür geleceğine dönük en büyük tehlike olmaya devam ediyor.