Türkiye’nin Suriye politikasının ‘Kürtler bir şey kazanmasın’ mantığına dayalı bir politika olduğu her geçen gün ortaya çıkıyor. AKP Hükümeti, silahlı muhalefeti örgütlüyor ve Suriye’de büyük bir yıkım politikasına imza atıyor. Bunları yaparken de Kürt karşıtı politikasını devreye koyuyor. Geçtiğimiz hafta Avrupa Parlamentosu’nda dokuzuncu kez yapılan Kürt Konferansı‘nda Akademisyen ve Yazar Nuray Mert ile Türk devletinin Suriye politikasını tabiki bağlantılı olarak Kürt politikası konuştuk. Nuray Mert, Türk devletinin Suriye konusunda politika değişikliğine gidişini ve Türk Başbakan Erdoğan’ın yakın zamana kadar da ‘kardeşim’ dediği Beşar Esad’ın bir an önce devrilmesi için neden askeri müdahale istediğini açıkladı. Mert’e göre; Türkiye’nin tek derdi Esad sonrası Suriye’de, Kürtlerin özerk statüye kavuşmaması. Bunun için de muhalifleri ve askeri müdahaleyi destekliyor. Ancak Mert, Suriye’de aktif mücadele yürüten Kürtler muhatap alınmadan gerçekçi ve kalıcı bir çözümün sağlanamayacağına dikkat çekiyor.


Türk Başbakan Erdoğan, ‘Kardeşim Esad’tan, ‘Zalim Esad’ söylemine nasıl geçti. Bu büyük değişiklik neden?

Türkiye’nin Suriye politikasında değişime gidişi Esad rejimi ile arasına mesafe koyması ile başladı. Bu aslında ilk aşamada anlaşılabilir bir şeydi. Çünkü Türkiye müttefik olan Batı dünyası ile birlikte davranma ihtiyacını hissetti. Dolasıyla Esad rejimi ile olan dostane ilişkileri bitirdi. Muhalefeti destekledi, rejime karşı demokratik talepleri desteklediğini ilan etti. Buraya kadar tamam. Ancak ondan sonra giderek daha fazla angaje oldu bu işe. Bu çeşitli şekillerde yorumlandı. Önce dendi ki: Batı aslında Türkiye’yi koç başı yapmak istiyor. Türkiye de böyle bir rolü kabul etti, bu yüzden davranıyor. Ancak zamanla bu da o seyir de gitmedi. Yani Batı politikalarında frene basarak ve başka yollara dönerken, Türkiye ısrarlı, istekli ve heyecanlı bir şekilde, Esad rejiminin yıkılması açısından bir bölgesel aktör haline geldi. Hatta bu ısrarı rahatsızlık yaratacak boyutlara vardı. Türkiye oradaki muhalefeti kışkırtmakla ve silah vermekle suçlandı, Hür Suriye Ordusu’nun merkezinin Türkiye olduğu söylendi. Tüm bunlar bize şunu gösteriyor: Türkiye, Batı (müttefiklerin) politikasından artık farklı, daha ileri, daha abartılı bir çizgi sürdürmekte…

Bu politikasıyla Türk devleti neyi hesaplıyor? Kürt sorunu bu hesabın neresinde?

Bunda en önemli etken tabii ki Kürt politikasıdır. Bu müttefiklerinden farklı olarak Türkiye’nin Kürt meselesine bakışı veya Kürtlerin bölgedeki varlığına ilişkin bakışı Suriye meselesine bakışını da belirliyor. Kuzey Suriye’deki Kürtler her zaman kaygı uyandırıyordu Türkiye için. Türkiye, Esad sonrası yeni düzende Kürtlerin güç olmasının ve taleplerinin karşılanmasını istemiyor. Kürtlerin özerk bir statüye kavuşmasını arzulamıyor. Çünkü Türkiye bunu kendisine karşı bir tehdit olarak görüyor. Bu nedenle de Esad sonrası oluşacak yeni rejimi mümkün olduğu kadar kendisi şekillendirmeye çalıştı. Bunun için muhalifleri her anlamda destekliyor.

Türkiye, Suriye’yi şekillendirebilir mi? Bu mümkün mü?

Bu olacak şey değil tabii ki. Türkiye’nin buna gücü yetmez. Suriye konusu bölgesel bütün aktörler için çok önemli. Suriye, Türkiye dışındaki aktörler için de önemli bir kriz merkezi. Ama Türkiye’nin Suriye’ye ilişkin özel bir kaygısı var.

Nedir Türkiye’nin kaygısı?

Kürtlerin orada güç olunması istenmiyor. Bu da Türkiye’nin Suriye politikasını çok etkiliyor. Kuzey’deki (Batı Kürdistan’ı kastediyor NB) Kürtler, Esad’ın bıraktığı yerlerde oluşan otorite boşluğunu doldurup, özerkliklerini ilan edince ve siyasal yapılanma içerisinde kendilerini koruyacak ve yaşadıkları bölgeye göre yapılanmalara gidince, bu Türkiye için artık hiç kabul edilemez bir hale geldi. Aslında daha Kürtler özerklik ilan etmeden Türkiye’de böylesi bir kaygı vardı. Bu gerçekleştikten sonra ise Türkiye, bu kez de Hür Suriye Ordusu üzerinden Kürtleri ve Kürtlerin oradaki varlığını denetleyen, kontrol eden daha ileri yapılanmaların önüne geçme üzerine kurulu bir politika izlemeye başladı.
Kürtler yaşadıkları bölgelerde siyasal özerklik ilan eder etmez AKP Hükümeti’ne yakın stratejistler, ‘Hür Suriye Ordusu daha fazla destek istiyor bizden, biz de onları Kürtlere karşı daha fazla desteklemeliyiz’ dedi. Bu ve benzeri ifadeler çok açık bir mesaj veriyor aslında. Erdoğan sınıra gelen çatışmalardan bahsediyor ama bunun altında yatan asıl amaç, Hür Suriye Ordusu’nun çatışmalarını sınıra doğru çekme çabasıdır. Amaç, Kuzey Suriye’deki Kürt bölgeleri arasında daha da açıklar oluşturma, o şeridi kontrol etme, bunun için gerekçe oluşturma. Hani burdan bir yere gidilir mi?… Türkiye’de Kürt politikası nasıl ileri gitmiyor ise, aynı bakış açısından ne kendi umduğu şey sonuç verecek ne de bölgedeki halkların birarada yaşama açısından bir ufuk, bir gelecek vaat edecek.

Türkiye’nin hamiliğinde kurulan Suriye Ulusal Konseyi başarılı olamadı, neden?

Suriye Ulusal Konseyi (SUK) ile parçalı duran muhalefet biraraya getirilmek ve Esad rejimine alternatif bir muhatap oluşturulmak istendi. Ancak bu başarılamadı. Başarısızlığın en büyük nedenlerinden biri SUK’un fazlasıyla Müslüman Kardeşler odaklı, onların ağırlığında bir hal alması, çerçeve kazanmasıydı. Konsey diğer muhalif unsurları ve en önemlisi Kürtleri gölgeledi, onları dikkate almadı. Kürtleri dışarıda bırakmak istediler ve bu da gerçekçi değildi. Konseyin ilk toplantısına katılan Kürt grupların, Suriye Anayasası‘nda yer alan ‘Suriye-Arap Cumhuriyeti’ lafından ‘Arap’ın çıkarılması önerisi kabul edilmemişti. Konsey bu seviyede bir yapıydı yani. Kürtler de demokratik Suriye ve anayasal vatandaşlık talepleri reddedilince Konsey’e katılmadılar. Zaten Batılı ülkeler de Suriye’de bu yapıyla yol almalarının mümkün olmadığını gördü.

Bu nedenle mi SUK’un yerine ABD eliyle Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nu kuruldu?

Yeni kurulan Ulusal Konsey ile daha fazla kesimi kapsamayı hedeflediler. Ama o hedefe ulaşabilecekler mi, ulaşamayacaklar mı? Bu henüz belli değil. Şu andaki tökezlemeleri, bunun da kaderlerinin daha önceki Suriye Ulusal Konseyi gibi bir sona ulaşabileceği düşüncesini kışkırtıyor. Konseyin içinde bulunan muhalif grupların demokratik çözüme samimi yaklaşmayacaklarını hepimiz tahmin edebiliyoruz. Direktifini dışarıdan alan bir muhataplığa bürünen muhalif grupların çözüme yakın olmadıklarını görebiliyoruz. Çıkar odaklı ve Kürtleri dışlayarak yürütülen bir Konsey’in geleceği başarılı şekilde inşa edebilmesi mümkün olur mu? Onu zaman bize gösterecek. Ancak kesin olan ve açık görülen şudur ki; Kürtler olmadan kurulacak bir yeni şekillenmenin, yapılanmanın hayatta kalması asla mümkün değildir.

Yani Kürtler’siz asla olmaz diyorsunuz…

Suriye topraklarında yaşayan, günden günde daha çok aktif halen gelen, Kürt halkını muhatap almayarak, Kürt halkına verilmesi gereken rolü kabul etmeyerek Suriye’de ne demokrasi gelişir ne de herhangi bir çözümsel sonuç kazanılır. Batı bunu bildiği kadar Türkiye de aslında bilmektedir. Ve buna bağlı olarak Türkiye atması gereken adımları atmamakla ısrarlı oldukça Suriye konusunda herhangi bir kapsayıcı çözümün oluşacağına umut vermiyorum.


NİHAL BAYRAM / BRÜKSEL