Ocak ayından beri yayılarak gelişen Arap isyanı Suriye’ye kilitlenmiş durumda. Basına yansıdığı kadarıyla Kaddafi yönetiminin de düşüşü, mücadeleyi Suriye üzerinde iyice yoğunlaştıracak. Öyle anlaşılıyor ki, Tunus ve Mısır’da başlayan isyan kalıcı sonucu Suriye’de verecek. Suriye’de yeni kalıcı siyasal yapıya yol açacak.
Devletçi sistem yapılanmasında Suriye’nin belirleyiciliği yeni bir durum değil, tarihsel olarak stratejik gelişme gerçeğine de uygun düşüyor. Yirmibirinci yüzyıl Ortadoğu mücadelesinde de bu tarihsel gerçek bir kez daha yaşanıyor.
Bilindiği gibi Sümer ve Mısır’da başlangıç yapan devletçi uygarlık, Suriye’nin ortasında yer aldığı Yukarı Mezopotamya ve Doğu Akdeniz’de tam sistem kazandıktan sonra İran’a, Yunanistan’a, Asya ve Avrupa’ya yayıldı. Suriye ve çevresi adeta bir uygarlık yayılım merkezi olma rolünü oynadı.
Yine Mekke ve Medine’de doğup gelişen İslam uygarlığı da, Şam’da devletleşerek tüm Ortadoğu’ya, Afrika, Asya ve Avrupa’ya yayıldı. Şam’ın devletçi İslâmı, giderek İslâm kültürü ve uygarlığının egemeni haline geldi.
Benzer durum kapitalist modernite milliyetçiliğinin Arap versiyonu açısından da geçerlidir. Mısır’da doğup ilk başarılı darbesini yapan Arap ulusal milliyetçiliği, Irak ve diğer alanlarda gelişme sağladıktan sonra Suriye’de tam sistem haline gelip (Olabildiği kadarıyla) tüm Arap alemini kucaklamıştır. Son elli yıldır Arap modernitesinin belirleyeni esas itibarıyla Suriye olmuştur.
Şimdi genel planda 1991 Körfez Savaşıyla Irak’ta başlayan Ortadoğu’nun yeniden yapılanması süreci de, esas model sistemini Suriye’de yaratacağa benzemektedir. Nitekim Tunus ve Mısır’da başlayan isyan dalgası, dönüp dolaşıp Suriye’de odaklanmış durumdadır. Öyle anlaşılıyor ki, yeni Arap düzeninin nasıl olacağını Suriye’de yoğunlaşan mücadelenin sonucu belirleyecektir.
Suriye’nin belirleyiciliğinin sadece Arap alemiyle sınırlı olmayacağı da gözlenmektedir. Çünkü Suriye’deki değişim Arap alemini koşullandıracağı gibi, uzun süredir bölgedeki en güçlü müttefiki olan İran’ın kaderi üzerinde de neredeyse belirleyici düzeyde etkide bulunacaktır. Suriye’nin alacağı şekil İran’ın geleceğini çizecektir.
Bunlara bir de Kürt mücadelesini ve Türkiye’yi eklemek yanlış olmayacaktır. Öyle anlaşılıyor ki, Arap isyanı gibi Kürdistan üzerindeki mücadele de giderek belirgin bir odağını Suriye’de yaratmış durumdadır. Dolayısıyla Suriye’de yoğunlaşan mücadelenin sonucu, aynı zamanda Kürt sorunu üzerindeki mücadelenin de sonucu olacak gibidir. Bu da Türkiye’de yeni sistemin içeriğinin nasıl olacağını belirleyecektir. Türkiye’de devlet ve hükümetin Suriye duyarlılığı esas olarak bu nedenle gündeme gelmektedir.
Çok açıkça görülüyor ki, Suriye’deki mücadelenin sonucu Arap alemi düzeyinde belirleyici olduğu gibi, aynı zamanda Ortadoğu düzeyinde de belirleyicidir. Dolayısıyla Suriye mücadelesi bir Ortadoğu mücadelesidir. Ortadoğu kördüğümü Suriye’de çözülecek gibidir. Yeni bölgesel inşa Suriye mücadelesinin sonucu üzerinde ve ona göre gerçekleşecektir. Başlangıçta bu gerçek herkes tarafından tam görülemese de, şimdi geldiğimiz noktada herkes bu gerçeği bütün boyutlarıyla görmektedir.
İngiltere ve Fransa’nın yarattığı bölgenin katı ulus-devlet statükosu, bu gerçeği iyi görse de, yaşadığı kayıplar sonucu umutsuz bir direniş içindedir. İran’ın tutumu ve tehditleri bu gerçeği çok iyi yansıtmaktadır. Suriye yönetiminin zayıf olmasına rağmen daha fazla direniş gösteriyor olması burdan kaynaklanmıştır.
ABD yönetimleri zaman zaman bu gerçeğin farkında değillermiş gibi bir görüntü verseler de, gelinen noktada bilinçli ve hakim olduklarını ortaya koymuşlardır. Gerçeğin farkında olmama izlenimi Irak ve Mısır’la uğraştıkları süreçte sanki bunları model ülke yapacakları gibi bir algılama ile oluşmuştur. Oysa şimdi anlaşılıyor ki, Irak’tan başlayıp Mısır’la ilerleyen süreç Suriye’ye rahat ulaşmak içinmiş. Ayrıca Clinton döneminden beri Suriye’ye gösterilen ihtiyatlı tutum bu nedenleymiş.
AKP yönetimindeki Türkiye ise bu konuda ikili bir görünüm vermektedir. 2011 yılına kadar bölge statükosu ve Suriye yönetimi ile canciğer kuzu sarması iken, bu yıl ABD’nin kararlı ve dayatıcı politikaları sonucu onlara karşı tavır alarak ABD’nin karargahı haline gelmiştir. AKP’nin bir yanı içten içe Suriye yönetiminden yana, bir yanı da çaresiz olarak küresel gücü elinde tutan ABD iledir.
ABD tam yirmi yıldır çeşitli hatalar yapıp kayıplar vererek yürüttüğü Ortadoğu mücadelesinde stratejik bir dönemece geldiğinin farkında gözükmektedir. Bunun için Libya’ya yönelik saldırıda hiç tereddüt etmemiş, tam kararlı davranmıştır. Aynı kararlılıkla Suriye planını hayata geçirmeye çalışması beklenmelidir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin başarısı ve geleceği Suriye’deki sonuca bağlıdır. Bu nedenle ABD yönetimi yüklenecek, Suriye’deki çatışmalar yoğunlaşıp gelişmeler hızlanacaktır.
Eğer gizliden ABD ile anlaşmıyorsa, mevcut haliyle İran’ın hazırlıkları bir çatışma için yetersizdir. Dolayısıyla ABD saldırılarını durduramadığına göre, mevcut tehditleri çaresiz bir meydan okumadan öte bir değer ifade etmeyecektir.
AKP’nin Ortadoğu ve Arap politikası tam bir oportünizm ve ikiyüzlülük olmuştur. On yıldır “İslam bayraktarlığı” yapıp Araplara şirin görünmeye çalışırken, bir anda bunu bırakarak ABD kılıcı haline gelmiştir. AKP’nin bu gerçeğini ve ikiyüzlülüğünü herkese göstermek ve teşhir etmek gerekir. “Güç ve iktidar nerdeyse AKP orda” formülü bir kez daha işlemiştir. Dolayısıyla AKP, ABD gemisinde ilerleyebildiği kadar ilerlemeye çalışacaktır.
Mevcut haliyle Suriye iç mücadelesinde öne çıkan ve çatışan iki örgütlü güç vardır: Baas Partisi ve Ahvanı Mûslimîn (Müslüman Kardeşler). Birincisi ulusal milliyetçiliği, ikincisi dinci milliyetçiliği esas almaktadır. Baştan beri örgütlü bu iki güç çatışma halindedir. Şimdi de savaş halinde olan bu iki güçtür. Dolayısıyla Suriye mücadelesinin sonucunu bu iki güç arasındaki mücadelenin belirleyeceği ve sonucun da bunlardan birinin olacağı söylenebilir.
ABD’nin Müslüman Kardeşler Örgütünü desteklediği, ne denli birlik içinde oldukları tam bilinmese de Baas’a karşı bu örgütten yana olduğu görülmektedir. İran’ın Baas rejimi ve Esad yönetimiyle baştan beri oluşan ittifakı şimdi de sürmektedir. Türkiye’de ve AKP içinde Baas yanlılara olsa da, AKP’nin mevcut politikası Müslüman Kardeşlere aktif destek biçimindedir.
Çatışan hakim çizgi bu iki güç olsa da, Suriye siyaseti yalnızca bu iki güçten oluşmamaktadır. Bunlar dışında üçüncü çizgi diyebileceğimiz ve irili-ufaklı çok sayıda örgütten oluşan üçüncü bir güç de vardır. Genel planda bu üçüncü çizgiyi çoğulcu ve demokratik çizgi olarak ifade edebiliriz. Demokratik Suriye ve Kürt sorununun bu temelde çözülmesi üçüncü çizginin esasını oluşturmaktadır.
Bu üçüncü çizginin güçleri de az değildir. Örneğin Kürtler ezici çoğunlukla bu çizgiyi desteklemektedir. Süryaniler, Dürziler gibi etnik gruplar da bu çizgiden yanadır. Ermeniler ve Aleviler çoğunlukla bu çizgiye yakın durmaktadır. Bu çizgi Suriye toplumunu daha kucaklayıcı ve çoğulcudur.
Fakat çok parçalı, tam birlik olamamış ve yeterince örgütlenememiş durumdadır. Siyasi programını ve eylem çizgisini etkili bir biçimde ortaya koyamamıştır. Bu eksikliklerini aşarsa üçüncü çizgi de Suriye mücadelesinden başarıyla çıkabilir ve Demokratik Suriye şekillenebilir. Bu da Demokratik Ortadoğu’nun şekillenmesinde belirleyici rol oynar. O halde gerçek demokratlar bu çizgiyi ve demokrasi mücadelesini desteklemelidir.