Suriye’deki gelişmeler Ortadoğu’nun çehresini belirleyecektir. Arap Baharı ile birlikte klasik iktidar bloklarının ayakta kalması zordur. İki kutuplu dünya dengeleri içinde şekillenen siyasi güçlerin ayakta kalma şansları kalmamıştır. Eski iktidar blokları ne halkların ne de uluslararası güçlerin ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir. Ya demokratikleşeceklerdir ya da bu iki gücün arasında yaşadıkları sıkışma ortamında varlığını sürdüremeyeceklerdir. Şimdiye kadarki gelişmeler bunu göstermektedir.
Kuşkusuz Arap Baharı denen halk hareketleri dış güçlerin yönlendirmesiyle gelişmedi. Halkların demokrasi ve özgürlük özlemleri sonucu ortaya çıktı. Ancak daha sonra dış güçler tarafından yönlendirilmeye çalışıldı. Bu konuda bir başarı elde ettikleri de görülmektedir. Ancak ne kadar yönlendirme olursa olsun cin şişeden çıkmıştır. Arap halklarının bu ayağa kalkışı bundan sonraki siyasal gelişmeleri etkileyecektir. Kısa vadede bazı ülkelerde kapitalist sistem etkisindeki yeni otoriter güçler ortaya çıksa da genel olarak Ortadoğu’daki demokratik gelişmeler durdurulamayacaktır.
Kapitalist modernist sistem Ortadoğu’yu ne yaptıysa kontrol edemedi. Klasik işbirlikçiler artık sistemin bölgedeki ayakları olması mümkün değildir. Bu nedenle halkın kültürel değerlerine seslenen işbirlikçi ılımlı İslam’la bölgeyi kontrol altına alma stratejisi izlemektedir. Dikkat edilirse ılımlı İslamcı güçleri bu çatışmalar içinde güçsüz düşürerek kendine muhtaç kılma taktiklerini her yerde uygulamaktadır. Ilımlı işbirlikçi İslamcı güçlerin demokratik karakteri olmadığı için dış güçlere bağımlılık temelinde iktidar olmaktan başka çareleri yoktur.
Günümüz dünyasında şu gerçeklik artık siyasetin kanunu haline gelmiştir. Ancak demokratik güçler bağımsız politika izleyebilir ya da dış güçlerin baskılarına direnebilir. 20.yüzyılın antiemperyalist ya da dış güçlere karşı durma politikaların bugün kendini yaşatma şansı kalmamıştır. Ancak halkıyla barışık olan demokratik güçler halka dayanarak, demokratik toplum gücüne dayanarak başka güçlerin dayatmaları karşısında ayakta durabilirler.
Günümüz dünyasında halkların sistemi kapitalist modernite güçleriyle yan yana, ama sürekli bir gerilim içinde yaşayacaktır. Demokratik ülkelerde de bu gerilim yaşanmaya devam edecektir. Uluslararası alanda da bu devam edecektir. Ancak bu gerilimler çatışmalarla, savaşlarla değil; demokratik ölçüler ve kurallar içinde halklarla egemen güçler arasında yeniden ve yeniden yaşanan uzlaşma ve dengelerle yürüyecektir.
Bu genel doğrultu çerçevesinde Ortadoğu’daki gelişmelere bakmak ve bir tutum içinde olmak gerekir.
Somut olarak Suriye’yi değerlendirmek istiyoruz. Suriye, iki kutuplu dünya sistemi ve dengeleri içinde şekillenmiş bir devlet ve siyaset yapılanmasıydı. Yeni koşulularda ancak demokratikleşerek varlığını sürdürebilir. Ancak eski alışkanlıklarla, yine sürekli dengeler ve çatışmalardan yararlanarak ayakta kalmaya çalıştı. Kuşkusuz geçiş sürecinde bir dönem bu politika geçerli olabilirdi, ancak uzun süre varlığını böyle sürdürmesi mümkün değildi. Kuşkusuz günümüz dünyasında uluslararası ve bölgesel çelişkiler son bulmuş değildir. Ancak 20. Yüzyıldaki gibi dayanılacak bir özelliğe sahip değildir. Dolayısıyla demokratikleşerek, toplum gücünü dayanarak iç ve dışta politik güç olunabilir. Uluslararası ve bölgesel çelişkiler ancak demokratikleşme gerçeğinde bir anlam kazanabilir.
Bu çerçeveden bakıldığında köklü bir demokratikleşme yaşanmadığı taktirde mevcut iktidar blokları Suriye’de varlığını sürdüremezler. Hiçbir çelişki iktidarın mevcut karakterini sürdürmesine imkan vermez. Kuşkusuz Suriye’deki Kürtler de soruna bu çerçeveden bakmaktadırlar. Suriye’de sorunların çözümünü demokratikleşmede görmektedirler. Suriye’de Kürt sorunu çözülmeden demokratikleşmenin olması mümkün değildir. Türkiye ve İran için geçerli olan bu denklem Suriye için de geçerlidir. Suriye’de Kürt sorununu çözme projesi olmayan hiçbir güç demokratikleşme iddiasında bulunamaz. Eğer Suriye demokratik olacaksa Kürt sorununun çözümünde ortaklaşan güçler bunu sağlayacaktır.
Suriye’de Kürtler şu anda en temel demokratik güçtür. Demokratikleşmeden yana olduğunu söyleyenlerin bu gerçeği görmesi lazım. Kürt sorununda çözüm programı olmayanların Suriye’yi demokratikleştirme mücadelesi verdikleri söylenemez. Suriye’de Kürtlerin tutumu merakla takip edilmektedir. Kürtler hiçbir çatışmanın tarafı değildir. Demokratik siyasi programlardan yanadır. Kürtler haklı olarak demokratik programını ortaya koyamayan hiçbir gücün yanında yer alamazlar. Kürtler bu nedenle şimdiye kadar bağımsız bir çizgi izlemiştir.
Mevcut muhalefetin İhvanı Müslim cenahı Türkiye ili içli dışlıdır. Türkiye de Suriye’de Kürtlerin kazanım elde etmesini istemiyor. Türkiye, Suriye’de Kürtler bir statü kazanırsa kendisinin de zorunlu olarak sorunu çözmek zorunda kalacağını görüyor. Bu nedenle var gücüyle Kürtlerin kazanım elde etmesini engellemeye çalışıyor. Irak’ta uzakta kaldım bu nedenle federasyon oluştu, şimdi baştan müdahil olarak bu yönlü bir gelişmeyi engelleyeyim, diyor. Bu nedenle Türkiye etkisindeki muhalefetin Kürt sorununu çözme konusunda açık ve tutarlı bir programı yoktur.
Kürtler diğer yandan devletle açık savaşmayı doğru bulmadılar. Demokratik mücadeleyle Suriye’nin demokratikleşme gücü olmaya çalıştılar. Şu anda hem muhalefeti hem de devleti bu demokratik güçle zorlamaktadırlar. Diğer muhalif güçler siz de bizim gibi çatışın dayatması yapıyorlar. Kürtler ise silahlı bir çatışma içine girmelerinin Suriye’deki siyasal mücadeleyi sağlıksız bir mecraya sokacağını düşünüyorlar. Mevcut çatışma ortamında bunun kötü kullanabileceğini hesaplayarak demokratik mücadeleyle devleti zorluyor. Zaten şu anda fiili olarak demokratik özerkliklerini inşa ediyorlar. Buna yapılacak her müdahale Kürt halkının öz savunmasıyla karşılaşacaktır.
Bazılarının dediği gibi mevcut rejimi desteklemek gibi bir politikaları yoktur. Zaten yakından takip edenler bu gerçeği bilmektedirler. Hiçbir muhalif güç Kürtler devlet yanında yer aldı ve bize karşı savaş yürüttü diyemez. Şu anda muhalif güçler sadece gösteri yapmıyorlar, silahlı çatışmalar içine de giriyorlar. Kürtler mevcut siyasi ortamda kendi çıkarlarını ve özgürlüklerini düşünmektedir.
Güney Kürdistan’daki siyasi güçler de geçmişte ABD ile her türlü ilişkilerine rağmen Irak’ta yaşanan çatışmalarda taraf olmamışlardır. Bağdat düşüne kadar çatışmanın içinde yer almamışlardır. Suriyeli muhalif güçlerin ve Türkiye’nin birlikte Kürtlerin kazanım elde etmemesi için anlaştığı, hatta Adana mutabakatının Esad rejiminin düşmesinden sonra da sürdürüleceği bir yerde Kürtler tabii ki dikkatli politika izleyecektir. Hiçbir gücün yanında ya da yedeğinde olmayacaktır. Politikalarını ve tutumlarını Suriye’de demokratik özerk bir statü kazanma yönünde kullanacaklardır.  Yansıyanlardan anlaşıldığına göre Kürtler güneybatı Kürdistan’da kendi demokratik otoritelerini sağlamışlardır. Toplumun demokratik örgütlenmesi yaygınlaşmaktadır. Halkın demokratik gücü açığa çıkarılmıştır. Bundan daha büyük demokratik güç olabilir mi? Bunu Suriye’deki her güç dikkate almak zorundadır. Yeni Suriye ancak Kürtlerin statüsü kabul edilerek kurulabilir. Artık ne Suriye genelinde ne de güneybatı Kürdistan’da hiçbir şey eskisi gibi olacaktır.
Suriye’de Kürtler için en önemli olan şey her şeyden önce kendi aralarında birlik kurmalarıdır. Birlik sağlandığında Kürtlerin demokratik özerk Kürdistan statüsü şimdiden sağlanmış olacaktır. Bunu ne mevcut rejim ne Türkiye ne de Suriye’de iktidar olacak herhangi bir güç engelleyebilir. Kürtler demokratik gücüyle sadece Kürdistan’ı demokratikleştirip özgürleştirmiyorlar, aynı zamanda Suriye’yi de demokratikleştirip özgürleştiriyorlar.
Türkiye şu anda izlediği Kürt politikasını her yerde hakim kılmak istiyor. Bireysel haklar olabilir, ama Kürtler bir toplum olarak tanınmaz, özerklikleri kabul edilemez! Türkiye her yerde Kürtlerin kendi kendini yönetmesine karşıdır. Şimdi elinden gelse Irak’ta bulacağı müttefiklerle birlikte güney Kürdistan federasyonunu bile ortadan kaldırmak ister.
Hiç kimse Kürtlerin Suriye’de yürüttüğü mücadeleyi çarpıtamaz. Daha düne kadar Suriye ile ittifak içinde Kürtleri Ortadoğu’da ezmek isteyen güçler bilinmektedir. Şimdi bu ezme politikasını ABD’ye bölge ajanlığı yaparak gerçekleştirmek istiyor. Türkiye bir taraftan ABD’nin bölgedeki ajanlığını yaparak karşılığında Kürtleri ezmek isterken, diğer taraftan Kürtlerle ABD’yi ve başka güçleri karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Bu yönlü provokasyonlar yapmaya çalışıyor. Kürtler hiçbir gücün yanında yer almadıkları gibi bu tür provokasyonlara da gelmezler. Kürtlerin de en az Türkiye kadar politik tecrübeleri, stratejik ve taktik aklı bulunmaktadır.