
Suriye iç savaşı uzadıkça, gerilim ve krizi derinleştirme hamleleri de uluslararası arenada artış göstermiş durumda. Bilanço ağır: Yaklaşık 500 bin insan yaşamını yitirdi. 6 milyondan fazla Suriye vatandaşı ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Bir o kadarı da zorla yerinden edilerek “iç mülteci” haline getirildiler. Ülkenin en önemli kentleri yerle bir edildi. Ülkenin altyapısı ve yaşam kaynakları tahrip edildi. Yaşanamaz hale getirilen Suriye’de “çözüm” beklerken, özellikle son bir haftada Türkiye’nin gerilimi artıran hamleleri, yeni trajedileri yaratma potansiyeli ve tehlikesi içeriyor. Fırat’ın Doğusu diye tanımlanan Kuzeydoğu Suriye’deki istikrar ve SDG öncülüğünde DAİŞ’e karşı sürdürülen amansız mücadele başarıyla tamamlanması gündemde iken, “Suriye’nin Kuzeyine gireriz” yönündeki açıklamalar, Suriye savaşının başka boyutlara evirileceğinin de göstergesi
Bu gelişmeler karşısında özellikle ABD’nin “sessiz” tutumu, kapalı kapılar ardında yapılan “pazarlıkların” kurbanları Kürtler mi? sorusunu getirmektedir. Haklı bir soru, çünkü Efrîn işgali bunun en acı kanıtı. Her ne kadar Pentagon, “Suriye’de tek taraflı bir harekât kabul edilemez” açıklamasını yapmış olsa da, var olan durum ve kapalı/gizli pazarlıklar “tehdidin” boyutlarını gizlemeye yetmiyor.
ABD’nin Suriye’deki “flu” pozisyonu, kimi bölge güçlerini “cesaretlendirmekte”, özellikle Suriye’nin Kuzeydoğusunda yeni bir “kaos”un çıkmasına zemin sunmaktadır.
ABD’nin DAİŞ (IŞİD) ile savaşına Suriye’de en büyük katkıyı sağlayan SDG. ABD Kuzeydoğu Suriye’de SDG’nin desteği ile DAİŞ’e karşı yürüttüğü mücadelenin başarısı, bu bölgenin “istikrarına” bağlıdır. Bu gerçeği en iyi bilen ABD olsa gerek. Dolayısı ile Kürtlerin, Türkiye için “tehdit” oluşturduğu savının da “boş” bir iddiadan ibaret olduğunu en iyi bilen yine ABD. Yine ABD’nin önceliklerinden biri olan İran bağlantılı güçlerin Suriye’den çekilmesi sorunu orta yerde duruyor. Suriye’nin Kuzeydoğusunda (Fırat’ın doğusu) yaratılacak “otorite boşluğunu” nasıl dolduracağı yanıt bekleyen önemli bir soru. Türkiye’nin desteği ile İdlib’de yoğunlaştırılan radikal unsurların ne olacağı sorusu, her halde sadece Astana sürecini yürüten ülkelerin sorunu olduğunu söylemek abesle olur.
Astana sürecinin “fişini çekmekten” söz eden ABD; Cenevre’yi, Suriye’de siyasi geçiş sürecinin en önemli mekanizması olarak gösterdiği bir süreçte, Rusya Federasyonu, İran ve Türkiye Dışişleri Bakanları Cenevre’de toplanıyor, Suriye’de Anayasa Hazırlık Komisyonunun kuruluşu üzerine anlaştıklarını ilan ediyorlardı. Aynı üçlü, Astana sürecinin başarı ile Cenevre’ye taşınacağını ve Suriye’de, yeni anayasa ile birlikte, çözümünde yeni yılla birlikte konuşulacağını açıklamış oldular. ABD’nin bu gelişmelere vereceği “tepki” elbette önemli. Ancak SDG ve özellikle Kürtlerin dışlandığı/dışlanacağı bir çözüm sürecinin başarılı olması mümkün görülmüyor.
Cenevre’de, masadan dışlanacak olan SDG ve Kürtler olmadan “nasıl” bir çözüm öngörülüyor? Suriye’de çözüm için henüz somut bir plan veya öneri ortaya koyan yok. Kürtlerin SDG çatısı altında ortaya koydukları irade ve çözüm önerisi şimdiye kadar ortaya konulan en somut proje. Rusya ve İran özellikle İdlib sorununu bir an önce çözerek, Suriye’de tam bir “egemenlik” sağlamak istiyorlar. Sorun Türkiye’nin girdiği Suriye topraklarında, yeni bir “Golan” yaratıp yaratamayacağı. Türkiye’nin tutumu biliniyor. Bir; Kürtler herhangi bir statü elde etmesin. İki; sınırı boyunca kuracağı 40-50 kilometrelik bir “tampon bölge” kurmak, buraya da demografik yapıyı da değiştirerek, eğitip donattığı güçleri yerleştirmek. Mümkünse, Halep’in kuzeyi ve İdlib dahil olmak üzere, 3,5 milyon Suriyeli mültecileri buralara yerleştirmek ve kalıcılaştırmak. Dikkatinizi çekmiştir. Suriye’de “sözde” çözüm için çaba gösteren güçler arasında “SURİYELİLER” yok. Suriye halklarına rağmen bir çözümün zorluğu ortadayken, çözümün çerçevesini oluşturacak ve geçiş sürecinin yol haritasını oluşturacak anayasanın yazım komitesini Rusya, İran ve Türkiye ilan ediyor. Ama Suriye halkları yok. Rejim ve muhalefet temsilcilerinin yer alacağı komite üyelerinin bu ülkelerin “onayından” geçeceğini tahmin etmek zor değil. “Fişi çekilen” Astana Süreci, Anayasa Yazım Komitesi ile “hamlesini” yaparken, ABD ve Koalisyon güçleri nasıl bir “hamlede” bulunacak? İşte bu sorunun yanıtı belirsiz. Bu belirsizliğe son verecek olan güçte kuşkusuz ABD. SDG ve Kürtler, sahadaki en önemli aktörler. Bu gerçeği ABD çok iyi biliyor. ABD ve Koalisyonun yapacağı tek şey, en az “fişini çekeceği” Astana Üçlüsü kadar, Suriye’de gerçek bir siyasal çözüm için, “kararlı” tutum sergilemesidir.