Suriye’de iç içe yürüyen “vekalet” savaşları ülkeyi parçalanmanın eşiğine getirmişti. Rusya ve İran’nın rejime desteği Esad’ı ayakta tuttu. Ancak rejim Kuzeydoğu Suriye ve İdlib’de hala beklemede. Rejim, Rusya ve İran’ın desteği ile İdlib meselesini Astana süreci ile çözmeye çalışırken, diğer yandan ülkenin yeniden yapılanması ve siyasi çözüm için Cenevre sürecinin özellikle yeni anayasa için oluşturulması beklenen komisyon henüz oluşturulamadı.
Astana sürecinin üç “uzlaşmaz” garantör ülkesi özellikle İdlib meselesinde sona gelindiğinin farkındalar. Farklı çıkarlar, onları farklı yöntemler ve öneriler geliştirmeye itiyor. Rusya, Türkiye’nin İdlib’de üstlendiği sorumlulukların yerine getirilmediğini açıkça söylüyor. İran’ın “Kürt” çıkışı, Türkiye’yi İdlib meselesinde, üstlendiği görevi yerine getirme konusunda zorlayıcı bir etki yaratmak amacı ile söylendiği gözlerden kaçmadı.
Ancak, Soçi’de ciddi bir ilerlemenin sağlandığını söylemek oldukça zor. Türkiye’nin zamana yayma taktikleri Astana sürecinin diğer iki ülkesi ve Şam rejimi için, sabırlarının sonuna gelindiğinin göstergesi. Belirsizlik, Suriye’de savaşı “uzayacağı” anlamına geliyor. Türkiye’nin “ipe un serme” siyasetinin de sonuna gelindiğini tüm taraflar biliyor.
Benzeri bir kafa karışıklığı ve belirsizlik Koalisyon güçlerinde de mevcut. ABD’nin Varşova’da yaptığı konferansta esas olarak Suriye meselesinin çözümünde bir ilerleme sağlanamadı. Daha çok İsrail’in güvenlik kaygılarının öne çıktığı bu konferans, Trump yönetiminin Ortadoğu’da önceliklerinin, IŞİD’ı yenilgiye uğrattığını ilan ettikten sonra, İran’ın durdurulması/sınırlandırılması ve İsrail’in güvenliği.
Oysa sahada, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) insanlık adına, tarihi bir zaferi gerçekleştirmek üzere. IŞİD’ın Suriye’deki egemenliğine son veren “görkemli” mücadele, zaferle sona ermek üzere. Başta Trump olmak üzere, koalisyon güçleri IŞİD’ın bitişini ilan etmek için heyecanla bekliyor. Oysa bu zaferin gerçek sahiplerinin SDG olduğunu tüm dünya hayranlıkla dile getiriyor. Zaferden aslan payını alacak olanlar, Kürtlerin ve SDG’nin birlikte, demokratik bir Suriye’nin inşaasında da kilit rollerinin olduğunu unutmamalıdırlar.
Suriye’deki politik süreçlerden “dışlanan” Kürtler, alternatif bir çözüm için, SDG ve SDM çatısı altında tarihi bir model yarattılar. Suriye’deki çözüm bu model esas alınarak “demokratik” bir nitelik kazanabilir.
Washington ve Londra’da diplomatik ve siyasi görüşmeler gerçekleştiren İlham Ehmed, Suriye’de gerçek bir demokratik çözüm için yol gösteriyor; “Mesela deniz kıyısında Arap Aleviler var. Yine müslüman olmayanlar, müslümanlar ve Kürtler var. Orası özerk bir bölge olabilir. Kuzey ve Doğu Suriye ve Rojava da zaten özerk bir bölge düzeyine gelmiş.
Suriye’yi dönüştürmek istedik, kendi bölgemizde rejim değişti. Eski rejimin yönetim tarzı bölgemizde yani kuzey ve doğu Suriye’de artık yok. Şam’daki rejimi de değiştirmek için uğraşıyoruz. Anayasa değişiklikleri ve seçimlerle bir değişim istiyoruz. Tüm Suriye’nin geleceğine dair bir çözümü tartıştık. Ancak sonuç çıkmadı. Burdan da söylüyoruz; Kuzey Suriye Özyönetim temsilcilerinin Cenevre görüşmeleri ve yeni anayasanın oluşturulmasında yer alması çok önemlidir.”
Suriye’de başta Kürtler olmak üzere, çözüm süreçlerinden dışlanan tüm halk ve inançların dahil olacağı “demokratik bir çözüm” mümkün.