Kitlesel yer değiştirmeler tarihi, insan topluluklarının ortaya çıkışı kadar eskidir.
Daha verimli topraklar, ılıman iklimlere konma amaçlı göçlerin burukluğu acı vermiyor. Ama savaş ve darbelerin dayattığı savrulmaların travması, derin izler bırakır…
Dünyanın geri bırakılmış coğrafyaları Güney Asya, Latin Amerika ve Afrika kıtalarının pek çok köşesi, günümüzde hala, savaşlar ve askeri darbelerin şiddetiyle savrulmaktadır.
Türk tarihi ise bu soy savrulmalarla yaralıdır. Ermeni Soykırımı zemininde kuruldu, Türk devleti. Sonra "mübadele" adıyla kitlesel sürgünler ve onların boşluğunu doldurmak üzere insan ithali…
İki taraf için de travmaydı, bu…
İnsanın doğduğu toprak ve iklimden koparılması, acılı bir ruh yarılmasıdır.
Kürtler, bu acının her türlüsünü yaşadılar: İtilip kakıldılar, vahşi kalabalıkların saldırısına uğradılar.
Daha sonra savaş ve darbelerin vahşi kırbacından kurtulma umuduyla gönüllü olarak göçe çıktılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Dilini, yolu yöntemini bilmedikleri kültürlerde sığınmacı oldular.
Kurtuluş diye yönlerini çevirdikleri bütün yollar ölümcül tehlikelerle doluydu. Güneyin dağlarına yönelenler, Türk devletinin merhamet ve vicdanıyla havadan bombalandılar. Sınırı aşabilenler, "Türk korkusu" çeken kardeşlerinden güler yüz de görmediler.
Denizlere, azgın sulara atılanların bir kısmı Akdeniz ve Ege sularında boğulmuş rakam olarak tarihe geçtiler.
Avrupa ülkelerine erişenler, elbette güler yüzlü kabul görmediler.
Buna rağmen, adı kayda geçmiş kimse aç ve açıkta bırakılmadı. İnsanlık vicdanı düşmüşün yanında yer aldı.
Bir de, bize Müslümanlık satan TC’ye ve oraya düşmüş Suriyelilerin acınası haline bakalım:
İnsanlar sokaklarda, parklar ve yol boylarında yatıp kalkıyor. Karlı, yağmurlu havalarda titreşerek…
Sokak aralarında, sapalıklarda kadın pazarı kuruluyor, zulalarda insan onuru pazarlanıyor.
Türk esnaf, "geldiler ve kazancımıza ortak oldular" deyip, elde tüfek, taş sopa Suriyeli kovalıyor. Mahalleli kadın, "aşufte kocamı elimden alacak" bağırtısıyla rakip gördüğüne saldırıyor. Okulda olması gereken çocuklar, yol kesen dilencidir…
Oysa, bu insanlık düşüşü, ama düşüşün tuzağını hazırlayan TC’ydi. Üstelik, insaniyet ve "demokrasi" adına…
Evet, dört başı bayındır bir demokrasi yoktu, Suriye’de. Yine de insanlar inançları, kimlikleriyle insandı. Alevi Aleviydi, orada. Ermeni, Asuri kendisi. Kimilerinin TC’de yaptığı gibi, kimse aidiyeti (mensup olduğu ırk), dini, inancı nedeniyle aşağılanmıyor, kalabalıkların önüne atıp yuhalatılmıyordu.
Ama yandaş çete iktidar olmadığı için Suriye’de demokrasi yoktu, Türk büyüklerinin söylemlerinde.
Demokrasi, hatta gülmeyin ama gösteri ve söz söyleme özgürlüğü için Suriye halkı Suriyeliler savaşa çağrılıyordu.
Şöyle diyordu çağrıcı:
"Rejimle savaşın. Sizler için, çadırdan şehirler kurduk. Savaşamayanlar koşun, bize gelin. Yiyecek, içecek bedava, ek olarak 500 dolar mükafat sizleri bekliyor!.."
Bir ülke ve başı dik halk, bu vaadlerle düşürüldü. Yerinden, yurdundan sökülen insanlar dilenci, kadınları satılık meta oldu.
Utancı sahibine:
İnsan onuru, onursuzların elinde esir kalınca, kire, çamura, katrana bulandı.