Halit ERMİŞ
Suriye sahasında yaşanan gelişmeler tam olarak çok bilinmeyenli denklem. Neredeyse görünür ya da gizli bu coğrafyaya el atmayan, çıkar hesabı yapmayan kimse kalmadı. Suriye için en kesin tanım ise; TAM BELİRSİZLİK.
ABD neredeyse bölgenin tüm güçlerini savaşın içine çekerek kendi oyun planını kuruyor. Rusya, İran ve Türkiye ile kurduğu üçlü ittifakla bir yere kadar geldi. Ancak bundan sonra daha uzun vadeli ve kalıcı çıkarlarını gözetmek durumunda. Rusya, güney Suriye üzerinden İran’la aynı yerde durmuyor, dolayısıyla güney bölgesinden çekilmesini istiyor.
İran’ın kendisine dönük kuşatma karşısında bölgeden çekilmeyi mi, ısrarla kalmayı mı tercih edeceği belirsiz. Elbette yapacağı hamlelerin kendisine zarar vermemesini esas alacaktır. Ancak durum biraz da kendi kontrolü dışında. Güney Suriye’de ısrar, kendisine yönelik daha kapsamlı bir saldırının önünü açar. Geri çekilme ise bir yenilgi psikolojisi yaratacağı gibi, giderek bölgedeki etkinliğine zarar verecektir. Dolayısıyla İran açısından durum oldukça karışık.
İran’ın bölgeden çekilmesi Suriye rejimi açısından da temel dayanağından yoksun kalmak demek. Esad yönetimi nasıl bir politika izleyecek? Çünkü İsrail, ABD ve Arap devletlerine karşı İran, Suriye’nin koruma kalkanı rolünde.
Kimileri İran’ın Suriye’de ciddi bir varlığının olmadığını, sadece Hizbullah ya da bazı milis güçler üzerinden kendisini burada var ettiğini söyleyebilir. Ancak durumun bunun ötesinde olduğunu, son kaç yıllık iç savaşta Esad rejiminin halen ayakta kalışı ispatlar nitelikte. İran’a bu dönemde temel destekçi güç ise Rusya. Ancak Rusya, ABD’ye karşı güney Suriye’de ve aslında giderek Suriye’nin genelinde sonuna kadar İran’ın yanında durmayacak. Aslında duruyor gibi yaparak durmayacaktır. Zira, Rusya da ABD’ye karşı, bölgenin temel güçlerinden olan İran’ı tümden ötelemeyecektir. Ötelerse, en büyük destek gücünden yoksun kalacaktır. Tümden İran’ın politikalarını kabul ederse de karşı cepheyle giderek karşı karşıya gelmek durumunda kalacaktır. Dolayısıyla Rusya’nın izleyeceği politika, İran’ın Suriye ve dolayısıyla bölgedeki pozisyonunda etkili olacaktır.
Türkiye iç çatışma ve işgalle Suriye savaşını körüklüyor.
Suriye savaşının bu denli girift bir hal almasında ve en fazla da savaşı kızıştırma rolünü üstlenen güçlerden biri Türkiye’dir.
Erdoğan-Bahçeli faşist yönetimi bulanık suda balık avlama peşinde. Su ne kadar bulanırsa o kadar karlı çıkacaklarının hesabını yapıyorlar. Hamaset siyasetiyle bunun üzerini örtmeye çalışsalar da, bu herkesin gördüğü gerçek. İdlib, Cerablus, Bab’da çeteleri besleyip katliamlar yaptıran, bölgenin demografisini değiştiren Türk devleti şimdi de Minbic’e saldırı yapmaya hazırlanıyor.
ABD-Rusya arasında denge siyaseti yürüten Erdoğan-Bahçeli faşizmi 24 Haziran seçimlerine giderken bu kez de iki gücü razı edip Minbic’e saldırı hazırlığı yapıyor. İç kamuoyunda desteğini yitiren, dışarıda herkesle kavgalı hale gelen Erdoğan, Suriye’de iç huzurun hakim olduğu, savaşın bittiği yerleri karıştırarak, ortaya çıkacak savaş ve dökülecek kan üzerinden kendi iktidarını sağlama almak istiyor. Erdoğan’ın Minbic’e saldırı gerekçesi olarak ortaya koyduğu hiçbir şey doğru değil.
Ne diyor Erdoğan ve Türk devleti? Efendim Minbic YPG ile QSD’nin işgali altındaymış. Bundan daya mantık dışı bir tanımlama yapılabilir mi, bilemiyorum. Ama gerçek olan şudur; YPG-QSD Minbic’te yoktur. Minbic, Minbic’in yerel dinamikleri ve tüm halkların ortak katımıyla hem savunuluyor hem de yönetiliyor. Ne ki, Erdoğan, Minbic’i özgürleştireceğini söylüyor. Kimi kimden özgürleştirecek? Bu tümden bir yalandır. Gerçek olansa, Türk devletinin Minbic’i işgal etmek istedikleridir. Efrîn için de aynı şeyler söylendi. Oysa Efrîn Suriye’nin en huzurlu kentiydi ve Efrînliler tarafından yönetiliyordu. Gerçek olan Erdoğan’ın savaş çıkararak, soykırımlar üzerinden kendi hegemonyasını kurmak hedefidir.
Fakat Erdoğan’ın Minbic planlarını sadece seçimlerle sınırlı değerlendirmek yanılgı olacaktır. Erdoğan, boşuna kendisini ikinci Mustafa Kemal olarak görmüyor. Ya da yeni Osmanlıcılık stratejisini sadece seçimler endeksli geliştirmiyor. Amaç, 3. Dünya savaşında ülke sınırlarını genişletmek, Kürt soykırımını sonuca ulaştırmak, bunun üzerinden bölgenin süper gücü haline gelmek.
Erdoğan’ın, Bahçeli ile kurduğu ittifak da bu amaçları gereği ortaya çıktı. Ülke gelirinin neredeyse tümünü silah sanayiine ayırması da bu anlama geliyor. Zaten, bu siyasetin gereklerine göre de sahada pratik adımlar atıyor, dış siyaset oluşturuyor.
Erdoğan-Bahçeli faşizminin Suriye-Rojava ile güney Kürdistan işgal saldırıları ve bu denk kurdukları ittifaklar, verdikleri tavizler tamamen bu kirli siyasetin sonucu olarak gelişiyor.
Dolayısıyla 4 Haziran’da Türk ile ABD dışişleri bakanları arasında yapılan görüşme oldukça önemlidir. O toplantıda konuşulanlar dışarıya ne kadar yansıdı? Bu oldukça önemli. Bundan sonra Türk devletinin yapıp ettiklerine bakarak, içeriği açıklanmasa da, bu görüşmenin aldığı kararları tahmin edebiliriz.
Çavuşoğlu’nun söylediği gibi, ABD ile Minbic üzerine bir anlaşma varsa, bu ABD-Kürt ilişkilerini de etkileyecektir. Bu durumun sonuçları elbette pratikte görülecektir. Ancak, Erdoğan hükümeti, Kuzey Suriye’de Kürtler öncülüğünde gelişen halkların ortak demokratik yönetimini tasfiye etmek ve içerde kendi iktidarını sürdürmek için ABD’ye her türlü tavizi verecektir.
Dolayısıyla Kuzey Suriye yönetimi tüm olasılıkları hesaplayarak gelişmelere hazırlıklı olmak durumundadır. Zira Türk devletinin en büyük amacı bu bölgede oluşan demokratik yönetimi tasfiye ederek her tarafı işgal etmektir.
Son not olarak, Türk devletinin Minbic’e olası saldırısı Halep açısından ciddi tehlike yaratır. Çünkü Türk devletinin ‘misak-ı milli’ sınırlarında Halep de var. Onun için İran ve Suriye rejimi ile ipler gerilir. Ne çıkar, izleyip görelim.