Zeki AKIL

Türkiye Soçi’de açıktan El Nusra ve diğer silahlı güçlerin sözcüsü olduğunu ve onlar adına pazarlık yaptığını tekrar göstermiş oldu. İran’daki zirvede bu öneriyi masada seslendirdiğinde Putin çok uygun biçimde cevaplamıştı. Masada El Nusra’nın temsilcisi yok, kiminle ateşkes yapacağız, demişti. Ama Putin Erdoğan’la iş tutalı çok olmuştu. El Nusra gibi örgütleri silahlandırıp desteklediğini, onlarla aynı zihniyette olduğunu çok iyi biliyordu. Buna rağmen Soçi’de Erdoğan’la anlaştıklarını, ağır silahların toplanacağını ve çetelerin 15-20 kilometre geri çekileceğini duyurdu.

Putin çetelerle görüşmedi. Onlar adına Erdoğan konuştu. Erdoğan bu silahlı güçlerle konuşmadan Putin’e nasıl böyle bir teklif yapar? Çeteler adına konuşmasında Putin bir sakınca görmedi. Erdoğan’ı kullanarak hem zaman kazanmaya hem de üslerini ve rejim güçlerini güvenceye almaya çalışıyor. Erdoğan üzerinden çeteleri ne kadar zayıflatsa, aralarındaki çelişkileri artırsa Putin ve rejim için o kadar iyidir. Ayrıca Türk devletinin Kürt düşmanlığını iyi kullanarak onları adeta kapana kıstırmış. Türk devletinin Kürt korkusu ve düşmanlığı o kadar derin ki, Rusya’ya karşı durmayı aklına bile getiremez. Putin bunu çok iyi anladı. Kestaneleri Erdoğan maşasıyla ateşten alıyor. Bunun yanında ekonomik açıdan da Türkiye’yi inek gibi sağmaya devam ediyor.

Dikkat edilirse hiçbir Arap devleti açıktan El Nusra konusunda aracı olmadı, onları korumak için bir girişimde bulunmadı. İdlib için diplomasi yapan ve devletlerle pazarlığa oturan yegane devlet Türk devleti oldu. Bütün dünya Erdoğan’ın İdlib için çetin pazarlıklara oturduğunu gördü. Belki açıktan El Nusra neyin olur, demiyorlar. Ama Erdoğan’ın onların hamisi olduğundan kimsenin kuşkusu kalmadı. Erdoğan’ın zihin dünyasının El Kaide ve DAİŞ’ten farklı olmadığı bir daha kanıtlandı.

Tüm dünya El Kaide ve DAİŞ’i terörist ilan edip insanlık için tehlike kabul ederken, Erdoğan yönünü her fırsatta Kürtlere çeviriyor. Soçi’de Rusya, İran, El Nusra gibi örgütlerin tehlike olduğunu ısrarla vurguladı. Türkiye ise onları koruma ve kollamayla meşguldü. Erdoğan Nusra gibi güçleri desteklemek ve onları korumak için dünyanın gözü önünde teşhir olmayı göze aldı. Çünkü bu güçlere ihtiyacı var. Bir yandan onları Suriye üzerinde Demokles’in kılıcı gibi kullanacak bir yandan da yönlerini Kürtlere çevirtecek. Avrupalıları da onlarla tehdit ediyor. İdlib’e müdahale olursa onlar da Avrupa’ya misilleme yapar şantajını yapmaktan geri durmuyor.

Kürt halkı için Türk devleti dünyadaki en büyük tehlike. Suriye’nin kanlı bir girdaba yuvarlanmasına öncülük yapan devletlerin başında Türkiye geliyordu. Soçi ve Tahran’da El Nusra gibi örgütleri ve İdlib’i tartıştıklarında bile asıl amacının Kürtler olduğunu gizlemedi. Kürt düşmanlığı gözlerini karatmış. Erdoğan Kürtleri jenoside tabi tutacağını, hiçbir hakkının ve statüsünün kabul edilemeyeceğini dünyaya ilan etmekle meşguldü. DAİŞ ve Nusra’nın tehlike olmadığını, asıl tehlike ve teröristlerin Fırat’ın doğusunda olduğunu savunuyordu. Tam bir katilin soğukkanlılığı ve Hitler edasıyla "katliam ve etnik temizlik yapan YPG’dir" diyordu.

Bu söylemin çok tehlikeli olduğunu Kürt halkı çok iyi biliyor. Kürtlere yapacağı saldırı ve katliamların üstünü örtmek ve saldırılarını meşrulaştırmak için kara propaganda yapıyordu. Fırat’ın doğusunda ABD ve koalisyon ortakları var. Kobanê’den bu yana da YPG ile ortak askeri operasyonlar yapıyorlar. YPG bu işleri yapsa herhalde bu devletlerden gizleyemez. Ayrıca neden yapsın ki? Kendi topraklarını işgalcilerden kurtarıp demokratik bir yönetim kurmak istiyorlar. Bütün dünya buna şahit. Rojava’ya gelmeyen ve gezmeyen mi kaldı! Kuzey Suriye tüm dünyaya açıktır. Açık bir rejim var ve demokrasiyle yönetiliyor. Türk devletinin Efrîn gibi bir barış adasını işgal edip etnik temizlik yaptığına da tüm dünya şahittir.

Türk devleti yalnız PKK veya YPG’nin düşmanı değildir. O tüm Kürtlerin ve Kürdistan’ın düşmanıdır. Hiçbir yerde Kürt kimliğinin ve adının kalıcı olmasına izin vermiyor. Gücü yettiği yerde vurmaya ve bertaraf etmeye çalışıyor. Yirmi milyonu aşan bir nüfus sınırları içinde ama bir ilkokula bile tahammülü yok. Nasıl siyasi ve yasal kazanımlarına ve statülerine tahammül edecek? Kürt halkı şu veya bu parça demeden ona sınırsız düşmanlık ve soykırım planları yapan Türk devletine karşı uyanık olmalı ve birleşmelidir. Türk devleti durdurulmadığı sürece Kürtler hiçbir yerde güvencede olamazlar.