İdlib, Minbic ve Fırat’ın doğusu yeni fasıllar olarak gündemdeki yerini almış durumdadır. Bu ana başlıklara Efrîn’in yeni durumunu da eklemek gerekecek. Cenevre’den rol çalan Astena üçlüsünün bütün gayretleri ve son rötuşlar için işbirlikleri de istenen düzeyde yol almadığı giderek daha da belirginleşmektedir.
İdlib konusunda askeri müdahalenin kaçınılmaz olduğu tartışmalarının yoğunluk kazandığı son Suçi görüşmesinden sonra, Türk Rus ikilisi söz konusu müdahaleyi geçici bir süre de olsa rafa kaldırmışlardı. Anlaşılan o ki, işler yolunda gitmiyor. İdlip’te istenen güvenlik koridoru oluşturulamadı, çeteleri de belirlenen süre içinde silahsızlandıramadılar. Türkiye’nin taahhütleri karşılıksız kaldı ve gelinen aşamada çatışma kaçınılmaz görünmektedir. İdlib’in kaderi Ruslara ve rejime terk edildi. Çetelere hamilik yapan TC. İdlib’de sahayı bir takım pazarlıklar karşılığında Rusya’ya bırakarak başka alanlara yoğunlaşmaktadır. Kısacası güvenilmez, istikrarsız, her an ortaklarını yarı yolda bırakan konumuyla uçlar arasında gelgitler yaşamaktadır.
ABD’nin Suriye’den geri çekilme kararı ardından sahadaki bütün aktörler yeni hesaplar içine girerek bir şeyler kotarmaya çalışırken Türkiye’nin kafası karışık. Bodoslama bir yerlere dalmak için son derece agresif bir ruh hali içinde kalakaldı. Minbic ve Fırat’ın doğusuna yönelik tehditlerini artırarak devam ettirmektedir. Mevcut konjonktür “şimdilik” fiili bir müdahaleye uygun olmasa da bu ısrarını sürdürmeye çalışıyor.
Suriye savaşının sona ermesine ilişkin bütün çevrelerde belli bir istek uyanmışken, Türkiye inatla sahada yeni çatışma fasılları açmaya çalışıyor. Türkiye, Kürt düşmanlığı üzerinde oluşturduğu hatalı dış politika yüzünden Suriye’de eli boş dönme ihtimali son derece yüksektir. Bu nedenle hırçınlaşıp Rojava sınırının belli alanlarına askeri yığınak yapıp tahkimde bulunmaktadır.
İdlip kapsamlı saldırıların arifesinde dururken Minbic’in çevresi ise Rejim güçleri ve kısmen de Rus ordusu tarafından kontrol edilmeye başlandı. Yani Türkiye’nin Minbic hayalleri de suya düşmüş görünüyor. Tabii tümüyle vazgeçmiş değil fakat siyaseten fazla karşılığı olmayan dayatmalardan öteye gitmeyecektir. Minbic’e saldırmak için sınıra taşınan çetelere gösteriler düzenlediler, namaz kıldırıp, nara attırdılar, medyanın kullanacağı malzemeyi ürettiler. Gelinen aşamada Rusya etkinliğinin arttığı Minbic’te Türkiye’nin açmak istediği fasıl başlamadan kapanmış oldu.
Fırat’ın doğusuna saldırı histeriği halen canlılığını korumaya devam etmektedir. Kantonlar arası bağlantıyı koparma maksatlı Serêkaniyê ve Eyn İsa alanlarından giriş yapma senaryolarından tutalım sınır hattı boyunca özerk yönetimleri çökertme ve işbirlikçi Kürt güçlerine teslim etmeye, Roj peşmergelerini konuşlandırma gibi çeşitli alternatifler üzerinde duruluyor. Bu türden bir operasyon çatışma ortamını derinleştirdiği için sahadaki diğer güçlerin hoşuna gitmeyen bir tercihtir. Türkiye’nin “endişelerini giderme” gibi yalandan bahanelerle daha tehlikeli oyunlar sahnelemek istemektedirler. “Güvenlik koridoru” oluşturma çabaları çatışmadan daha tehlikeli sonuçların türemesine yol açacaktır. Fırat’ın doğusuna güvenlik koridoru oluşturmak demek Rojava’nın boynuna ilmiği geçirmek demektir. İster Rusya, ister ABD olsun böylesine bir teşebbüsse sıcak bakması ve/veya onay vermesi Kürtlere karşı uluslararası bir saldırı olacaktır.
TC. Tarafından savaş alanına çevrilen Efrîn’in demografik yapısı her geçen gün daha fazla değişime uğramaktadır. Türkiye kendi kurumlarıyla yerleşerek, sömürge vali atayarak orayı yönetmeye başlamıştır. Kürtlerden arındırılan bölgelere hızla çeteler yerleştirilmektedir. Olası bir İdlip savaşında çetelerin manevra alanı, yeni barınma mekânı haline getiriliyor. Daha şimdiden Efrîn’e geri cephe rolü gördürülecek şekilde altyapı hazırlıkları yapılmaktadır…
Bütün bu olası durumların nihai neticesi Astena üçlüsünün yapacağı toplantıda netlik kazanacaktır. Top Rusların ayağındadır. ABD ile Türkiye heyeti arasında yapılan görüşmelerde istenen sonuç çıkmamıştır. TC operasyonuna AB ülkelerinin sıcak yaklaştığı bilinmektedir. Avrupa ülkelerinde sağ partilerinin hatırı sayılır düzeyde yükselmesinin en önemli nedenlerinden biri Ortadoğu da süren savaşın yarattığı mülteci akınıdır. Yabancı düşmanlığının artmasına paralel bir yükseliştir. Türkiye’nin tutumu bunda belirleyici olmaktadır. DAİŞ’i destekleyerek savaşın uzamasına ve Avrupa’ya göçün artmasına yol açmaktadır. Mülteci kozunu elde tutarak Avrupa’ya karşı siyasi baskı aracına dönüştürme ve maddi yardımlar alma gibi çok işlevli nemalanma alanı yaratmıştır.
Suriye’de Türkiye’nin payına çeteler ve mülteciler düşmüştür. Bir de 31 Mart seçimlerine propaganda malzemesi yaratmak.