Artık kesinlikle anlaşıldı ki, AKP Hükümeti ve Saray, Kürt insanının kanını dökerek ABD ile kirli hesaplarını görmeye kalkıştı.

24 Temmuz günü, ABD’nin zoruyla DAİŞ’e karşı İncirlik'i verdikten hemen sonra Kandil’in bombalanması ve savaşın yeniden başlatılması, gerçekte DAİŞ’e yapılmış en büyük yardımdı. AKP Sur’da, Cizre’de DAİŞ’in intikamını sivillerden alıyor.

Rusya’nın Suriye savaşına büyük güçlerle dahil olmasından ve Rus uçağının düşürülmesinden sonra, AKP ve Saray’ın Hava Kuvvetlerinin uçakları burunlarını Suriye sınırından bir santim uzatamazken, şimdi Sur ve Cizre semalarında "teslim olun yoksa havadan bombardıman başlayacak" anonslarıyla yine sivil Kürt insanına karşı uçmakta.

Erdoğan ve Davutoğlu şu anda tehlikeli bir kumarda ceplerindeki bütün sermayeyi masaya sürmüş durumdalar.

ABD ile Rusya arasındaki "dengeyle" oynuyorlar.

Giderek Türkiye iki büyük nükleer güç arasındaki dengeye karşı yürüttüğü provokasyonlarla, dünyanın en tehlikeli savaş faktörü haline geliyor. AKP ayakta kalabilmek için yalnız Türkiye’yi iç savaşa sürüklemekle kalmıyor, dünya barışını da tehdit etmeye başlıyor.

Erdoğan, sıradan bir konsolosluk ataşesinin bile yapmayacağı hatayı yaptı. ABD’ye "benimle mi yoksa YPG ile mi müttefiksin" ultimatomvari soruyu sordu. Ağzının da payını aldı. Elbette Türkiye değil, fakat AKP "ittifak defterinden" silinmek üzere.

Eski başkanlardan Bill Clinton, George W. Bush ve Başkan Barack Obama döneminde de bir süre öncesine kadar, Amerika Dışişleri Bakanlığı’nda kıdemli danışman olarak görev yapan Columbia Üniversitesi Barış ve İnsan Hakları Bölüm Başkanı Profesör David Phillips, geçtiğimiz gün Amerika’nın Sesi Radyosu’na çok önemli bir mülakat verdi. Siz tümünü bulup okuyun, ben birkaç alıntıyla yetinmek zorundayım:

Gazeteci soruyor:

"YPG, Fırat nehrinin batısından Cerablus’a kadar olan kısmı IŞİD'den geri almak ve bu bölgede savaşmak için hazırlandı. Erdoğan bunun kırmızı çizgi olduğunu söyledi. Eğer Türkiye, Suriye’deki müttefikinize saldırırsa ABD nasıl bir reaksiyon verecek? 

"ABD, bir tercih yapmak zorunda kalacak. ABD çıkarlarına karşı düşmanca bir tutum içine giren onlarca yıldır dostluğunu ve işbirliğini sürdürdüğü NATO üyesi ve müttefik bir ülke mi? Yoksa bazı batılı değerleri paylaşan ABD ile aynı açıdan bakan Suriye Kürtleri mi? Görünen o ki Kürtlerle ilişkiler gelişiyor ve yakınlaştıkça yakınlaşıyor ancak Amerika ile Türkiye arasındaki ilişkiler de gittikçe tuhaflaşıyor."

"Türk hükümeti Güneydoğu’da başlatmış olduğu harekatla iç savaşın yeniden başlaması riskini aldı. Güneydoğu’da sivilleri hedef alıyorlar ve bu şekilde Güneydoğu’daki bazı yerleşim bölgelerini kuşatarak bölgede yaşayan Kürtleri radikalleştiriyorlar. Bu duruma en son Birleşmiş Milletler'den de ciddi tepki geldi. BM’de insan haklarından sorumlu Prens Zeid, sivil ölümlerin araştırılmasını ve bu suçu işleyenlerin yargılanmasını istedi. Tabii Türkiye, BM’den gelen bu uyarıyı gözardı edecek. Çünkü bu sivil ölümlerinden Türk devleti sorumlu. Gerçekleri ortaya çıkartmak yerine işledikleri suçları üzerini örtmeye çalışacaklar. Türkiye’nin Güneydoğu’da yaptıkları kabul edilemez şeyler. Ambulansları engellemek, sokağa çıkma yasakları koymak, sivilleri hedef almak bunların hepsi uluslararası insan hakları hukukuna göre savaş suçlarıdır. Birleşmiş Milletler, Türkiye’den sivillere karşı işlenen bu savaş suçlarının soruşturulmasını ve bu suçu işleyenlerin yargılanmasını istemiştir. Eğer Türkiye bunu yapmak istemezse Birleşmiş Milletler uluslararası mahkemeyi devreye sokmalıdır."

"Sivilleri öldürmek insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. İki polisin öldürülmesinden sonra eğer Türkiye, şiddetli bir şekilde karşı saldırıya geçmeseydi PKK ile de çatışma yaşanmazdı. Erdoğan, Miloseviç’in Yugoslavya’da ve Sırbistan’da yaptıklarını yapıyor."

Evet. Hükümet ve Saray’ın Cizre bodrumlarındaki vahşeti, işte bu mukadder sona doğru yaptıkları "Amok koşusunun" kanlı etaplarından birisidir.