Suruç, üç yıldan beri, barbarların hücumu ve her türlü suç ortaklığına tanıklık ediyordu. Barınakları belli, iç içe geçmiş, yusyuvarlak, birbirinden ayırt edilmez olmuş ilişkileri bilinendi…

Koalisyon kavi, katiller, Suruç'ta kol geziyordu.

Kürtler, bir gün önce, ırkçı-dinci koalisyona karşı kazandığı zaferi kutluyordu. Genci, ihtiyarıyla insanlar govend tutuyor, kılamların nağmeleri uzuyor, Kobanê’de yankılanıyordu.

Katiller koalisyonu, ertesi gün, çoğu üniversite öğrencisi gencecik insanların Kobanê'ye yardım amacıyla buluştuğu Suruç'taki Amara Kültür Merkezi'nin bahçesinde kurdukları bombalı tuzak ile katliam yaptılar.

Gencecik çocuklardı. Kızlı, erkekli…

Nasıl da ölüme meydan okuyan, düellocu gencecik yürekti, her biri…

İnsanlığın başı sağ olsun demekten başka ne diyebiliriz ki…

Onlara lanet ki, insanlığın matemi, katillerin sevincidir.

Caniler şenlik yapıyorlardır, şimdi…

Ama bir unuttukları vardır: Kürtler her defasında küllerdinden yeniden doğdular. Öldüler, bittiler sandıkları an, yeniden başlarını kaldırdılar. Daha bir hırs, öfke ve güçle…

Bu iradeleri sayesinde, bugün bölgenin gücüdür, Kürtler…

Bunlar, ortaya çıktıkları gün maskesiz caniydi: Dinci, ırkçı koalisyonu…

İçerde, geniş bir yandaş ağı vardı. Kökleri derindeydi. Yalan söylemede mahir…

İçerden TIR’larla silah, cephane, otobüslerle yapılan cellat adayı sevkiyatı derin izlerle ortalığa saçılınca, rejim sözcüleri ve muhafız medya, belgelerin aynasında yüzlerini görüp, insanlığa karşı suç ortaklığından cayacaklarına sövgü salvosuna geçmişlerdi.

Yalan söyleyip, etrafa sövmek gerçeği değiştirmiyordu. Kürtlere gün yüzü göstermeme adına, IŞİD’le kavi bir suç ortaklığı vardı.

İftar vakti mitinglerinde konuşan Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip, teröristlerle işbirliğinden söz edenleri namert, alçak, vatan haini ilan ediyor, Urfa valisi, daha baskın çıkıyor, teröristlerin Kobanê-Suruç'a girişlerini soran gazetecileri tutuklatıyordu.

İslam adını da kullanan katil ve tecavüzcüler, sınırın öteki yakasında devletlerini ilan etmişlerdi. Türk devletinden kimsecik, bunların Suriye'yi parçalayıp devlet ilan etmesine itiraz etmiyor ama Kürtlere sıra gelince Türk egemenlerin onuru kırılıyordu.

Nitekim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip, iftar söylemlerinden birinde "Neye mal olursa olsun" diyerek, halk olarak onuruna sahip çıkan Kürtleri tehdit ediyor ve şöyle diyordu:

 "Buradan tüm milletime sesleniyorum, tüm dünyaya sesleniyorum. Suriye'nin kuzeyinde, güneyimizde bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Bunun bilinmesini istiyorum. Bedeli ne olursa olsun bu konudaki mücadelemizi sürdüreceğiz."

Oysa tehdit ettiği Kürtler, IŞİD’çiler gibi Afganistan’dan, Pakistan, Çeçenistan, Kuzey Afrika’dan kopup, İslam dini diye diye ganimet peşinden koşan katiller, soygun ve tecavüzcüler sürüsü değil, o toprakların yerlisiydi... 

Dünya gazete ve televizyonları, Türk devletinin, Kürtlerle vekaleten savaş adına uluslararası terörle işbirliği yaptığını işliyordu.

Daha geçtiğimiz Perşembe akşamı, Almanya televizyonlarında konuşan, Tunuslu bir IŞİD bombacısı şunları söylüyordu:

"Antep'te uçaktan inince, bizi alıp sınıra götürdüler. Bize ’Sınırı geçerken askerler ateş edebilirler. Korkmayın yolunuza devam edin. Sizi hedefleyerek değil, havaya ateş edeceklerdir. Ama ateş eden olmadı. Sorunsuz Tel Abyad’a geçtik."

IŞİD, Suruç'ta katliam yaptı.

Onlar bir kere daha kullanılandı. Tetikçi, cellat…

Bulan, besleyen, himaye edip barındıran, cinayet için malzeme tedarik eden dururken, celladı sorumlu tutup yargılamak, suçluyu aklamaktır. Diyarbakır bombacısı, takipteydi. Türk polisine ifade bile verdi. Onlardan ayrılınca da katliam yaptı.

Seçim kampanyası boyunca ikiyüze yakın Kürt kurumu saldırıya uğradı. Mersin katliamcısı başka türlü gösterilip üstü örtüldü.

Ancak, unutmamak gerekir, tarih boyunca talan, hırsızlık ve gasp amaçlı terörü besleyenler, bugüne kadar hayrını görmediler. İslam ülkelerinde asla…

Afganistan yardım ve yataklık etmenin acısını çekmiyor mu bugün?

IŞİD canavarı Kürtlerin canını yaktı, yakmaya devam edebilir de ama hiç kuşku duyulmasın, eninde sonunda Suudi Arabistan’a yaptıkları gibi Türk devletinin gırtlağına da dişini geçirecektir.

Türk devletinde önemli bir kitle tabanları vardır. AKP, kendini kandırmasın. Vahşi elini öpmeyecek, ilk fırsatta gırlağını koparacaktır.