Suruç’a İstanbul’dan İzmir’den, Samsun’dan Antakya’dan yola çıkanlar Gezi ayaklanmasının çocuklarıydı. Taksim Gezi Parkı’na polis saldırdığında barikatların başında çıplak bedenlerinde saatlerce direndiler. Bazıları gözünü armağan etmişti ayaklanmaya. Direniş sona erip, hareket park forumlarına çekildiğinde, Saray rejiminin intikam saldırısının ilk hedefi oldular. Aylarca cezaevlerinde tutuldular, çıktıkları mahkemelerde “Direniş yargılanamaz” dediler. Sadece İstanbul değil, Ankara, Antakya, İzmir, Adana’daki direniş günlerinin de içindeydiler. Aydan Ezgi Şalcı, direnişin kadın sesiydi örneğin. 

Bir isyanın birikimini, dayanışma ruhunu arkalayarak “Beraber savunduk, beraber inşa ediyoruz” sloganıyla çıktıkları yol; Gezi’den Rojava’ya, Batı’dan Doğu’ya, Türk’ten Kürt’e, Arap’tan Kürt’e, Çerkes’ten, Laz’dan Kürt’e bir köprüydü. Okan Pirinç, Arap Alevisi bir gençti. “Arap Alevileri de olmalı” diyerek yola çıkmıştı. Nartan ve Ferdane, soykırıma uğrayan Çerkes halkındandı. Acıların ortaklığını göstermek için Kobanê yolundaydı. Koray Çapoğlu, her yere olduğu Kobanê’ye de Trabzonspor bayrağı ile gidiyordu ve “Karadeniz sadece Ogün Samastların, tetikçilerin yurdu değil” diyordu. 

Batı’nın ve Doğu’nun, Kuzey’in ve Güney’in 33 devrimcisi artık yok. Ve artık insanların hayatlarının orta yerinde kocaman bir Suruç boşluğu duruyor. Hala tarifi zor. Belki içlerinden bazıları kaderini Rojava devriminin kaderine bağlayarak dönmeyecekti. Belki geçtikleri o sınır, sınırsızlığa yol olacaktı. Ama yol, geri dönülmek üzere çıkılmış bir yoldu. Çocuklar için toplanan oyuncaklar, mamalar, kıyafetler, kitaplar teslim edilecekti, kütüphane, müze, oyun parkı inşa edilecekti. Zaferin keyfi kadar yeniden inşanın zorluğu paylaşılıp geri gelinecekti. Ancak olmadı. 

Suruç vahşetinden sağ çıkanlar, bu boşluğu anılara sarılarak doldurmaya çalışıyorlar. Anılara bağlılık, anıları korumak aynı zamanda adalet mücadelesinin de bir kaldıracı. Yalnızca haksızlığa duyulan bir öfke değil bu, aynı zamanda geçmişte birlikte yaşanmış zamana duyulan bir vefa. 

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), katliamın yıl dönümünde adalet mücadelesini büyütmek için “Suruç için adalet, herkes için adalet” sloganıyla bir kampanya başlattı. Amaç, adalet mücadelesinin tüm neferlerini AKP/Saray rejimi karşısında birleştirmek. Güncel talepleri ise şöyle: Dosya üzerindeki gizlilik kararı kaldırılsın. Kamu görevlileri hakkında verilen “yargılanmalarına gerek yoktur” kararı iptal edilsin. Tüm belgeler halka açıklansın. Başta Ankara katliamı olmak üzere Suruç katliamının tüm katliamlarla bağlantıları araştırılsın.

Kampanya boyunca Suruç aileleri ve gazileri ile birlikte yapılacak onlarca etkinlik ve eylem olacak. 33 yerde adalet nöbeti tutulacak. Örneğin, Muş’ta çıplak medeni teşhir edilen Ekin Wan için adalet istenecek. Ege ve Akdeniz sularında can veren mülteciler, İzmir’de denize atılacak karanfiller ile anılacak. Berkin Elvan’dan Uğur Kaymaz’a devletin katlettiği tüm çocuklar için “ille de adalet” denilecek. Özgecan’dan Soma’da, tersanelerde katledilen işçilere, Metin Lokumcu’dan Mehmet Tunç’a, AKP/Saray düzeninin bekası için katledilen tüm canlar için adalet istenecek. İmza stantları, adalet geceleri, adalet büroları kampanyanın araçları arasında. Bunların yanı sıra gençler, adalet mücadelesini sürdüren herkesin yanında “Suruç için adalet, herkes için adalet” sloganıyla yer alacak. 

Suruç için adaletin sağlanmasının önemi, ardından gelen katliamlarla birlikte daha net görüldü. Yüzlerce insanımız Saray’ın savaşının kurbanı oldu. Çok düş yarım bırakıldı. Ancak Saray’a karşı yürütülecek bu mücadele, insanlığın en büyük düşü; özgürlük düşünün yarım kalmasını engelleyecektir. Öyleyse “Suruç için adalet, Berkin için adalet, Cizre için adalet, Alyan bebek için adalet, Metin Lokumcu için adalet, Reyhanlı için adalet. Herkes için adalet” demeye! Ancak adalet mücadelesi büyürse ve ortaklaşırsa, SGDF’li gençlerin dediği gibi; “Hiç bir düş yarım kalmayacak.”


Arzu Demir