Türk işgal güçlerinin bugüne kadar 13 kişiyi katlettiği, evlerin ve tarihi yapıların yakılıp yıkıldığı Sur ilçesinin demofrafik yapısı ve tarihi dokusu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Toplu Konut İdaresi (TOKİ) eliyle ‘kentsel dönüşüm’ adı altında değiştirilmek isteniyor. 

Bir ayı aşkın süredir tank ve toplarla ağır bombardımana kalan Sur’da saldırlardan hasar gören yapılar Türk işgal güçlerinin koordinesinde paletli askeri kepçelerle ‘enkaz temizliği’ adı altında yıkılmaya başlandı. “TOKİ göreve”, “Sur’u ihya stratejisi” başlıkları atan havuz medyasında çıkan haberlere göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve TOKİ koordinasyonunda yürütülecek ‘dönüşüm’ planı için 4 Milyar TL bütçe ayrılıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı yeni yıla girmeden önce yaptığı “Hasar tespit çalışmasından sonra hasarlı binaların yıkımı ve temizlik başlayacak… Daha sonra kentsel dönüşüm bizim bakanlığımız bünyesinde de olabilir, TOKİ bünyesinde de olabilir” açıklamasıyla Sur’daki planlarını da ifşa etmiş oldu. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan tarihi Sur ilçesi tarihi yapıyı koruması gereken devlet tarafından kirli bir planla ‘kentsel dönüşüm’ adı altında yıkılmaya çalışılıyor. 

Sur’daki gelişmeleri gazetemize değerlendiren İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Şube Başkanı Turan Kapan, “Şu an halkın canlarını kaybettiği bir zaman diliminde böyle bir projeyi açığa çıkartmak, bu çatışmaların kentsel dönüşüm projesini hayata geçirme endeksli yapıldığını düşündürüyor. Böyle bir düşünce vicdansızlıktır, ahlasızlıktır” dedi.


Depremden çıkmış gibi

Sur’da 37 gündür devam eden 6. sokağa çıkma yasağı öncesinde ilçede Mühendis ve Mimarlar Odası bileşenleriyle yaptığı tespitleri hatırlatan Kapan, tarihi yapılarla birlikte 800 yapının orta ve hafif düzeyde hasar gördüğünü belirtti. Yaşanan hasarın cam, kapı, pencere ya da duvar kolonları şeklinde olduğunu ama 6 mahallede 2 Aralık’ta ilan edilen yasak ardından durumun vahametinin ağırlaştığının altını çizen Kapan, “Şu anda hala tanklar eşliğinde mahalleler bombalanıyor. Gözlemleyebildiğimiz kadarıyla ağır silahlarla toplarla saldırıya uğruyan Sur’daki tarihi yapılarla iç içe olan geleneksel evlerimizin; Van, Marmara depreminde yaşanan hasarlarla aynı oranda hasar aldığını söylemek mümkün. Tespit ettiğimiz 800 hafif hasarlı yapı depremden çıkmış gibi kullanılamayacak hale geldi” diye konuştu.


Doğal değil siyasi afet 

“Depremler doğal bir afettir ama bugün hükümetin yarattığı afet suni, siyasi bir afettir” tespitinde bulunan Kapan, şöyle devam etti: “Tahribata uğrayan yapılar arasında inanç merkezleri, Diyarbakır kültürünü yansıtan mimari eserlerle birlikte anıtsal yapılar da var. 2 Aralık’tan önce hasar gören Dört Ayaklı Minare, Kurşunlu Cami, Paşa Hamamı bugün daha büyük tehlikeler altında. Normal bir yerleşim yerini tekrar inşa etmek kolay olabilir ama bu tarihi yapıların inşa edilmesi mümkün değildir. Bu saatten sonra devlet ancak bu yapıların maketlerini yapabilir.”  


Enkaz temizliği değil yıkım

Devlet saldırılarıyla yakılan, yıkılan mahallelere giren zırhlı araçlara şimdi de iş makineleri, kamyonlar eklendi. “İş makinelerin yıkım ve harfiyattan başka bir görevi yoktur. Dışarıda, yapılardan kalan enkazların temizlenmesi için iş makinelerinin devreye girdiğini söylüyorlar Ama bu tamamen bir algı yaratmak için yapılıyor” diyen Kapan şu hususa dikkat çekti: “Polis ve askerlerin de koordinasyonlarıyla çalışan bu iş makinaları yapılara kasten zarar vererek yıkımın önünü açıyor. Enkaz temizliği adı altında yıkıma başladıklarını biliyoruz. Zaten bu iş makinalarının tarihi ve geleneksel yerleşim yerlerine zarar vermemesi mümkün olamaz. Sur’daki mahallelerin yollarından  koca koca iş makinelerin geçmesi bile zarar vermeye yeter. Düşünsenize bir kere; bir arabanın bile geçişinin zor olduğu yollarda koca koca iş makineleri geçiyor.” 

Kapan, polis ve askerlerin gözaltı operasyonlarında evlerin duvarlarını yıkarak baskın yaptıkları yönünde bilgilerin de ulaştığını sözlerine ekledi. 


Kimliksizleştirme çabası

“İktidarın kentsel dönüşüm anlayışı onarım, az tahrip falan değil tamamen yıkıp yeniden yapma ve eski kimliğini yıkarak kimliksizleştirmedir” diyen Kapan, şöye konuştu: “Kentsel dönüşümün can ve mal güvenliğinin risk teşkil ettiği durumlarda açığa çıkması gerekmektedir. Depremlerden sonra da yıkım ihtimali olabilecek binalarda sağlamlaştırma çalışmaları yapılır, çok katlı binaların kat sayısı düşürülebilir. Ama tüm bunlar yapılırken yapının bulunduğu bölgenin tarihi, mimari dokusuna zarar vermeden yapılmaya çalışılmalıdır. Zaten tarihsel yapıların dönüşümü değil güçlendirerek geleceğe aktarımı hedeflenir. Aksi takdirde kentsel yıkım olur tarih yıkımı olur.


Halkın mülkü gasp ediliyor

2013’te can ve mal güvenliği gerekçesi ile yasalaşan kentsel dönüşüm ile afet riski altındaki yerlerin dönüştürülmesi, sağlamlaştırılması yetkisi Çevre Bakanlığı’na aktarıldı. Bakanlık bu yetkisini TOKİ‘ye ya da belediyelere devredebilir. Belediyelerin halkın çıkarı dışında olan projeyi uygulamayacağını bildiği için TOKİ’ye devrediyor. TOKİ resmi bir kurum olmasına rağmen şirketleşmiş bir yapısıyla bu tür rant endeksli projeleri hayata geçirirken bir noter hatta emlak gibi çalışmaktadır. Kısaca söz konusu yasayla Çevre Bakanlığı TOKİ üzerinden can ve mal güvenliğini bahane ederek halkın elindeki toprakları el koyma, mülküne ekleme hakkına sahip oldu.” 


90’ları güncelliyor

Sur’da yaşayan insanların büyük kısmının 90’larda köylerinden göç ettirilen insanlar olduğuna işaret eden Kapan değerlendirmelerine şöyle devam etti: “İktidarlar tarih boyunca toplumsal hareketliliğin olduğu getto alanları bastırmak için çözüm yollarına gitmeye çalışmıştır. İşte AKP hükümeti de 21. yy’da bu bastırma yöntemlerinin modern ismi haline gelmiş kentsel dönüşümü uygulamaya koymuştur. Bu temelde kentsel dönüşümü devletin 90’lardaki köy yakma, boşaltma uygulamalarının modernleşme adı altında güncellenmiş bir versiyonu olarak halka karşı şehir savaşı olarak görmek gerekiyor.”

Kapan son olarak barış inşa edilmeden kentin de insanlığın da korununamayacağının altını çizerek, “Savaşı bitirin insanlık ve tarih yaşasın” dedi.   



SERKAN YILDIZ/HABER MERKEZİ




Sur’u terketmeyeceğiz



Türk işgal güçleri Sur’daki evleri tank ve toplar eşliğinde bombalarken askeri kepçelerle de yıkmaya devam ediyor. Evlerinden silah zoruyla çıkartılan halkın tekrar evlerine dönememesi için yakılan ve yıkılmaya çalışılan evlerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın verdiği yetkilerle donatılan TOKİ’ye satılması için zemin hazırlanıyor. Bir yandan da evleri satın almak isteyen rantçların da açığa çıktığı biliniyor. 

Devletin işgal ve gasbına karşı halk direnmeye devam ederken zorla göç ettirilenler ise Sur’dan kopmamak için ilçenin “yasaksız” mahalleleri olan Lalebey, İskenderpaşa ve Alipaşa mahallelerine yerleşti. 

Hasırlı Mahalesi’nde ayrılmak zorunda kalan 64 yaşındaki Şükran Batur, her gün direnişçilere dua ettiğini söyledikten sonra “Mahallemi, evimi bırakacağımı zannedenler yanılıyor. Ne evimi satacağım ne de evimden uzak kalacağım” dedi.  Gıyasettin Kılıç ise bugün olanların 93’te de yapıldığını ama bugün dün yakılan köylerinde çıktıkları gibi kentlerini terketmeyeceklerini vurguladı. Kılıç, “AKP’nin hiçbir yardımına ihtiyacımız yok. Kürt halkı kendi ihtiyaçlarını karşılayabilir” şeklinde konuştu. 


 DİHA/AMED