Amed; tarihi insanlığa eşdeğer kadim kent. Hayatın filizlendiği, insanın yaşama adım attığı ilk topraklar. 

Sur; Amed’in kalbi, canı, hayat vereni. Kuçelerinde umudun, dostluğun, sevginin, acının iliklere kadar hissedildiği mekan. 

Şeyh Said’in böğrüne saplanan bir hançer, yağlı urganın boynuna dolandığı yer. 

NATO’nun ikinci büyük ordusuna 103 boyunca diz çöktüren Şervanların kalbinin coşkuyla, inançla attığı kent. 

Ve bu Şervanların içinde sterk gibi parlayan Heval Cegerxwîn. Yani Türkiye Cumhuriyeti kayıtlarına geçen adıyla Furkan Erkaplan. 

Tarih 20 Ekim 1991. Kürdistan’ın her yerinin ateş içinde olduğu dönemler. Sur’un Gavur Mahallesi’nin Dicle Sokak’ında Keldani Kilisesi’nin hemen arkasındaki bazalt taşlı bir evde doğar Heval Cegerxwîn. Kardeşinin doğduğu haberini alan Kürt Özgürlük Hareketi saflarındaki ağabeyi, o dönemde Amed Eyalet Komutanlığı yönetiminde bulunan ve şimdi İmralı zindanında olan Ömer Hayri Konar’ın adını verir; Xebat olsun, der. 

Baba heyecanla nüfus müdürlüğünün yolunu tutar, memurun verdiği cevap bu ismin kayıtlara geçirilemeyeceğidir. ‘X’ harfi yasaklıdır tıpkı adı yasaklanan ülkesi gibi. Baba; hemen oracıkta sistemin kabul ettiği bir ismi yani Furkan adını verir Xebat’a. O günden sonra sadece resmi kayıtlarda adı öyle kalır ama ailede herkes Xebat demeye devam eder.

Xebat; çocukluğunu, çok sevdiği ve uğruna canını vereceği Sur’un direniş kokan kuçelerinde geçirir. Kısa zamanda ailenin ve çevresinin en sevileni olmuştur. Mahallelinin gülücük kaynağıdır artık. Çocukluk dönemleri devletin ve kontraların halka yöneldiği zamana denk gelir. Aile hep baskı altındadır, baba birkaç kez gözaltına alınıp işkencelerden geçirilir. Xebat ‘devletle’ çocukluğunda tanışmıştır artık. Baskının, acının, zulmün nedenlerini sorgulamaya bu dönemlerde başlar.

Okul yılları geçtikten sonra İstanbul’un yolunu tutar ve burada çalışmaya başlar, aşkın tadına da ilk kez burada varır ama bir yanı hep Welat özlemiyle yanıp tutuşmaktadır. 

13 Eylül 2014...

Kobanê barbar çetelerin saldırısı altındadır, başta Bakûr Kürtleri olmak üzere tüm Kürdistan serhildanlarla çalkalanıyor. 6-8 Ekim arasında gerçekleşen Serhıldanlarda tüm Kürdistan ateş topuna dönmüştür. Yapılan eylemler neticesinde Kobanê’deki abluka kırılır ve Kürtler tarihin en büyük devrimlerinden birini gerçekleştirir. Bu devrim, mücadeleye gönül veren Kürt halkının eşsiz evlatlarını da heyecanlandırmaktadır.

Xebat’ın içi içine sığmaz, bir yanda sevdiği, gönül verdiği yâri vardır diğer tarafta ise işgal atındaki ülkesi durmaktadır. Uzun günler geceler düşünür, artık karar vermelidir.

Ya İstanbul’da kalıp camlı plazaların içinde bir hayat geçirecektir ya da çok sevdiği ülkesinin barbarlar tarafından kuşatılmasını kırmaya gidecektir. 

Kararını verir...

Welat aşkı yârin aşkından baskın gelmiştir. Artık yola koyulma vaktidir. Kobanê’ye doğru yola çıkar ve çocukluğundan beri hasretiyle yanıp tutuştuğu ‘Heval’lerin yanına gider. Doğduğu zaman özgürlük saflarında yer alan ağabeyinin kod adını alır Xebat. 

Artık “Heval Cegerxwîn”dir. Ciğerleri parça parça edilmiş, kanlar içinde bırakılmış ülkesi gibi. Cegerxwîn, Kobanê’de en ön safta yer alır. Mücadele saflarındayken bu kez Bakûr ateşler içine girer. Buradan ayrılıp doğduğu topraklara, çocukluğunun geçtiği sokaklara gitme vakti gelmiştir.

7 Haziran 2015...

HDP parti olarak seçimlere girmiş yüzde 13 oy alarak büyük bir başarıya imza atmıştır. Seçim sonucunu hazmedemeyen iktidarın imha ve soykırım politikasına karşı halk kendini savunma yoluna gitmiş ve hendekler kazarak direnişe geçmiştir. Amed’in dar sokakları artık Şervanların direniş mevziisi olmuştur. Cegerwxîn kazılan ilk mevziinin hemen başındadır. Bir elinde kazma bir elinde kürek, sokağını/çocukluğunu savunmanın zamanı gelmiştir.

28 Kasım’da Tahir Elçi, Dört Ayaklı minarenin yanında katledildikten hemen sonra sokağa çıkma yasağı başlar ve bu yasak dört gün sonra Sur’daki birçok mahalleyi kapsayarak genişletilir. 2 Aralık günü başlayan yasaktan sonra artık Sur’un dünya ile bağlantısı kalmayacaktır.

Devlet güçleri uçak dışında kullanılabilecek tüm silahları kullanır. Cegerxwîn mevziisini hiç terk etmez, onlarca gün bulunduğu ilk cepheyi kahramanca savunur. 

Hava soğuktur, Amed son yılların en çetin kışını yaşamaktadır. Direnişçiler sabah akşam demeden el tetikte mücadele etmektedir. Önce mahalleden arkadaşı Delil toprağa düşer, sonra Rozerin, İsa, Ruken, Gernaz, Uğur, Cesim, Öğretmen Erdal ve niceleri...

Gün geçtikçe şartlar daha da ağırlaşır, abluka devam eder ve Sur’a yardım kanalları bir bir kapanmaya başlar. Teçhizat ve gıda ihtiyacı baş gösterir. Tanklar sokakları yerle bir etmeye devam eder. Devlet güçleri tüm gücüyle saldırmaktadır.

18 tabur asker, özel kuvvetler, bordo bereliler, korucular tam 103 gün boyunca bu kuşatmada yer alır. Saldırılar arttıkça direnişçiler mevzilerini, Sur’un derinliklerine doğru çekilerek savunmaya devam ederler. Son günlerde tamamen etrafları sarılır. Her yerden ateş edilmekte, ‘Teslim ol!’ çağrıları yapılmaktadır.

Tarih 20 Mart 2016...

Kürtlerin varoluş ve direniş bayramı Newroz’dan bir önceki gün. Heval Cegerwxîn ve yanında bir avuç kişiyle mücadeleye devam kararı alırlar. Ölmek var teslim olmak yoktur! Sur’un büyük komutanı Çiyager, Ali, Xebat ve Hebûn bu son grubun içindedir. Cegerxwîn son günlerdeki çatışmalarda yaralanmıştır.  Çember gittikçe daralmaktadır ve devlet güçleri attıkları gazdan sonra son gruptakileri yaralı olarak esir alır. Tarihin en vahşi işkence yöntemlerini yakalanan bedenler üzerinde sergilerler.

Cegerxwîn yaralıdır...

Kollarını, ayaklarını kırarlar...

Babasının bakmaya doyamadığı gözü kurşunlanır...

Annesinin tutmaya kıyamadığı elleri ezilir...

Kardeşlerinin sarılıp bırakmak istemediği göğsüne sekiz kurşun sıkılır...

Heval Cegerwxîn o çok sevdiği Sur’un içinde, çocukluğunun geçtiği sokaklarda sonsuzluğa ulaşır.

Tarih; halkı ve onuru için toprağa düşenleri asla unutmayacaktır!



RONİ AMED