
Geçtiğimiz günlerde Kürdistan kentlerindeki soykırım operasyonlarında “savaş suçu” ve “insanlığa karşı suç” işledikleri gerekçesiyle Türk diktarörü Erdoğan ve ekibi hakkında Almanya’da suç duyurusunda bulunuldu.
Suç duyurusunu Uluslararası Hukuk ve Demokrasi Derneği’nin (MAF-DAD) öncülüğünde ortaklaşa hazırlayan ve çalışmaya öncülük eden avukat Britta Eder, çalışmalarının içeriği, suç duyurusunda bulunanlar ve edindikleri bilgiler hakkında gazetemize konuştu.
Eder, yaşanan vahşete şahit olmak isteyenlere de çağrıda bulundu: “İnsanlar bodrumlarda yakıldı. Her şey çok kötü” demek, mahkeme karşısında yetersiz. Daha kapsamlı ve ayrıntılı anlatılmalı. Yerelde çok sayıda insan hakları örgütü var. Almanya’da da MAF-DAD’a başvurabilirler. Ama suskunluğu bozmak çok önemlidir. Çünkü siyasi anlamda Türkiye’nin bu konuda konuşulmamasını istediği görülüyor.”
208 sayfalık suç duyurusu metininde çok kapsamlı bir şekilde Türkiye ve Kürdistan’da yaşananları 1999 öncesi ve sonrası tarihini de ele alarak hazırladınız. Suç duyurusunda Kürdistan’da yaşananlara şahit olanların da ifadeleri yer alıyor. Tüm bunların hazırlanması sürecinden bahseder misiniz?
Suç duyurusunun içeriğini hazırlamak benim çok zamanımı aldı. Haberleri anlamam için kaynakların en azından İngilizce olması gerekiyordu. İnce ince aramalar yaptım ve yerelde hangi Türk ve Kürt insan hakları kurumlarının/derneklerinin aktif olduğunu öğrenince, az da olsa sistematik olarak yaşananlar hakkında bilgileri bulup buluşturdum. Bu konuda meslektaşım Petra Dervishaj bana birçok noktada refleks vererek yardımcı oldu ve destekledi. Suç duyurusunu MAF-DAD sayfası üzerinden yayınladık.
Bu süreç ne kadar zamanınızı aldı? Hazırlarken neye dikkat ettiniz?
Sadece bu iş ile ilgilenmeme rağmen 2 buçuk ay sürdü. Bir Kürt gazetesi olduğunuz için de ayrıca bir şey aktarmak isterim: Aslında suç duyurusunda yazılan tüm bilgiler mevcuttur. Kürt siyasetçiler ve insan hakları örgütleri de “yaşananların ispatı bizde var” diyorlardır. Evet, doğru, var… Fakat Avrupa, Alman kamuoyu açısından bir diğer taraf var yaşananları anlatırken. Yaşananların arka planını bilmeyenler, Kürdistan’da yaşananları bilemez, anlayamaz. Dolayısıyla bilgileri sistematik biçimde sunmak gerekir.
Alman basınında yayınlananlar eksik mi kalıyor?
Size bunu bir örnekle özetleyeyim: HDP’nin “Cizre’de neler oldu” başlıklı bir haberi vardı. Mesela bu haberin içeriğini Kürtler anlar ama Alman anlamaz. Haberde geçen “Biz bodrumda yaşananlara şahit olanlarla görüştük” cümlesini her Alman anlamaz. Çünkü Kürt sorunu ile ilgilenmiyor, takip etmiyor. Dolayısıyla sadece dili değil, yaşanan olayları da tercüme etmem gerekir. Nelerin yaşandığını sistematik biçimde yazmam gerekir ki, suç duyurusu gerek gönderdiğimiz yerler gerek de halk tarafından yeterice anlaşılsın.
Siz de Kürdistan’a gitmiş birisiniz. Kapsamlı yazılan suç duyurusunda da hem 1999 öncesi ve sonrasını hem işlenen suçları hem de hukuki boyutunu kapsamlı biçimde özetlemişsiniz...
“Tercüme etmem gerekir” dediğim tam da budur zaten. Çünkü suç duyurusunda bulunan kişilerin çoğu Kürt Hareketi ile bugüne kadar çok yakından ilgilenmeyen şahıslar. Kürdistan’da yaşananları sadece kabaca, Alman basınına yansıdığı kadar bilen ve beni tanıyan kişiler. Bu yüzden bu suç duyurusunda bulunan, bu duyuruyu okuyanlar da konuya daha çok hakim olacaklar.
Suç duyurusunda bulunanlar nasıl bir araya geldi?
Hepsiyle ben görüştüm; onlara olayı anlattım. Kabul edenler, bir başkasını da önerdiler ve böylece liste çoğaldı.
Bizzat arayıp suç duyurusunda bulunanlar arasında olmak isteyen oldu mu?
Bu olmadı, çünkü çalışmayı kamuya açık yapmadık.
“İnsanlık ve savaş suçlarına” ilişkin yasayı (§7 Abs. 1 Nr.1/§8 Abs. 1 Nr. 1) biraz açar mısınız?
Savaşan militanlar/silahlı kuvvetler, savaş esnasında insan öldürebilirler ama buna rağmen belli bir çerçevede olmalı. Örneğin kimyasal madde ile savaşılamaz. Yakalananlara işkence yapılamaz, öldürülemez, tedavisine engel olunamaz. Sivil halka da sistematik olarak savaş esnasında saldırılamaz. Bu boyutta da bizler, sokağa çıkma yasaklarını savaş suçu olarak tanımlıyoruz.
Bu noktada, PKK’nin de bu yasalardan faydalanması gerektiği, bu statünün PKK’ye de tanınması gerektiği sorusu karşımıza çıkıyor.
Bunun için de sanırım PKK’nin terör listesinden çıkması gerekir?
Uluslararası Ceza Hukuku’nun bu hakkı tanınması, PKK’nin terör listesinden çıkarılması demektir. Yani söylediğinizin tam tersi… Silahlı kuvvetler arasında çatışma hakkı PKK’ye tanınmadığı için zaten PKK, terörist olarak tanımlanıyor. Ayrıca bu Uluslararası Ceza Hukuku hükümet tarafından belirlendiği için diğer hukuk kolları gibi sadece hükümetin hukuku oluyor. Ne yazık ki hükümet, kime bu statünün tanınıp tanınmayacağına karar veriyor. Bu açık ve net bir şekilde görülmeli. Bu da Kürt Hareketin sorunu.
Bu suçlardan daha önce yargılanan, ceza alanlar oldu mu? Örneği var mı bunun?
Arjantin ve İspanya örnekleri var. Uluslararası Ceza Mahkemesi önünde birçok örneği var. Yugoslavya’yı sayabiliriz. Hatta Almanya’da da bir örneği var. Kongo’daki savaş suçu davası, Stuttgart Yüksek Eyalet Mahkemesi’nde görüldü ve birkaç kişi 8 ila 13 yıl arası hüküm giydiler. Tabii bu şahıslar Almanya’da yaşayanlardı. Diğer yandan siyasi ilişkiler de Türkiye örneğinden farklı.
Yine 2011’de aynı yasa ve madde uyarınca o zaman Başbakan konumunda Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Sonrasında dokunulmazlığından faydalandı ve dava kapatıldı. Fakat altını çizmek istediğim bir şey şu: Kimse daha hükümdarken yargılanmadı. Dikatörlükte yaşayanlar yargılanmaz. Dokunulmazlığı zaten onu diktatör yapıyor.
Peki şimdi yaptığınız suç duyurusu umut verici mi?
Şu zamanda Erdoğan’ın Almanya’da yargılanması ihtimali konusunda insanların bence umutlanmaması gerekir. Fakat 2011 ile bugün arasında bir fark var: Bugünkü suç duyurusunun içeriği de değişti. 2011 yılında yaşananlar tek tük olaylarken bugün her gün onlarca insan ölüyor, her gün savaş suçu işleniyor.
Bir diğer nokta: Federal Başsavcılığın da bu yasa ile ilgili pratiği gelişti. 2011’e kadar savaş suçu işleyen Almanya’da uzun süre kalmadığı sürece harekete geçmeme metodunu uyguluyorlardı. Fakat son yıllarda Başsavcılık, konu üzerine daha fazla değerlendirme yaparak söz konusu suç işleyenleri Almanya’da yargılayamamasına rağmen ispatlar biriktirip belgelendirme kararına vardı. İleride bunlar, uluslararası veya bir başka ülkedeki dava sürecinde ispat olarak hazırda bulunacak. Çünkü tarih de gösterdi ki, hükümette olanların konumu düşünce yargılanabiliyorlar. Bunu yapmak da bana göre Almanya Federal Başsavcılığı’nın görevidir. Şimdiden Kürdistan’da yaşananların ispatını toplayıp güvenli tutmalılar. İşte bu çok daha gerçekçi. Siz de biliyorsunuz ki, şu anki siyasi ilişkiler yargı sürecinin lehine olmayacak durumda.
Peki şimdi süreç nasıl işleyecek?
Belli olmaz. Belki üç hafta sonra suç duyurusuna cevap gelir, belki de hiç cevap gelmez. Cevap vermek gibi bir zorunlulukları yok. Üç ay sonra bir cevap gelmezse sorarız durumu ve herhangi bir gelişmede kamuyu da bilgilendiririz. Hatta yeni durumlar olduğunda da ekleme yaparız suç duyurusuna.
Yani suç duyurusuyla ilgili şu durumda beklenebilir en olumlu gelişme ne olabilir?
Yaşanacak en olumlu durumda şöyle olur: Almanya’da olan şahitleri dinlemeye çağırır ve sorguya çekerler ve devamla ispatlar ararlar. Ayrıca bizim duymayacağımız diplomatik görüşmeler çerçevesinde Almanya ve Türkiye arasında özel bir görüşmenin gerçekleşmesi ve Almanya’nın Türkiye’ye “yaptığınız şeyleri ortaya dökün” demesi de münkün. Ama bu “arka oda konuşması” çerçevesinde gelişecektir ve bizler bundan haberdar olmayacağız.
Yani böylece Erdoğan yargılanmayacak veya Cumhurbaşkanlığı konumundan düşürülmeyecek…
Şu anda işlenen suç hakkında ne Almanya hükümeti ne de Türk devleti görüş bildiriyor ama bana göre “kuliste” bu konu konuşuluyor. Zaten bence siyasi ilişkilere bakılırsa Almanya’nın Türkiye’yle bir çatışması yok. Diplomatik ilişkilerin kopacağını da sanmıyorum. En azından herkesin anlayabileceği şekilde adımlar olmayacak. Bir yaptırımı olacaksa da, bizler bunu hiçbir zaman öğrenmeyeceğiz. Erdoğan zaten dokunulmazlığının keyfini yaşıyor.
Yargı sürecinin olumlu bir yanı şahitlerin sorguya çekilmesi dediniz fakat suç duyurusunda adı geçenlerin hepsi Türkiye’de...
Faysal Sarıyıldız şu anda Almanya’da... Dolayısıyla bu da bir gerekçe. Sayın Sarıyıldız, çok da önemli bir şahit. Ayrıca burada yaşayanların akrabaları da Kürdistan’da yaşananların şahidi. Yaşananlara şahit olan başka insanlar da katılım sağlayabilir.
Sanırım olaylara tanık olanlara veya akrabaları orada olanlara şahitlik yapmaları için çağrı yapıyorsunuz...
Bu konuda konuşup konuşmamak tabii ki onların kararı. Ben kimseye baskı yapamam. Zaten benimle de irtibata geçemezler, çünkü onların dillerini bilmiyorum. Yaşananlar zaten zorken onları tekrar anlatmak, ayrıntılı olarak ifade etmek, yeterince zor olmalı ama “İnsanlar bodrumlarda yakıldı, her şey çok kötü” demek, mahkeme karşısında yetersiz. Daha kapsamlı ve ayrıntılı anlatılmalı fakat insan psikolojisi bunu istemiyor. Yine de anlatmak isteyen, şahitlik yapacaksa, yerelde çok sayıda insan hakları örgütü var. Almanya’da da MAF-DAD’a başvurabilirler. Ama suskunluğu bozmak çok önemlidir. Çünkü siyasi anlamda Türkiye’nin bu konuda konuşulmamasını istediği görülüyor. Bu amacının karşısında, bu suç duyurusu var. Bu konuda konuşuluyor. Hem de ayrıntılı...
Kürdistan’da yaşanan vahşete tanık olanlara bir çağrıda bulunmak ister misiniz?
Onlara vazgeçmemeleri gerektiğini söylemek istiyorum. Sanmasınlar ki kimse seslerini duymuyor. Suç duyurusunda belirttiğimiz olayları duyuyorlar. Ve sanmasınlar ki bu konuda tek başlarınalar. Ne yazık ki dünyanın birçok yerinde bu vahşetler yaşanıyor. Bilsinler ki, bu yaşanları bilenler çok ve onlara inananlar da var.
DİLAN BİÇER/HABER MERKEZİ