ABD’de 30 yıldır cezaevinde tutulan Afro-Amerikalı gazeteci, politik aktivist Mumia Abu-Jamal’i konu alan ve yönetmenliğini Stephen Vittoria’nın yaptığı “Susturulanların Sesi: Uzun Soluklu Bir Devrimci” belgeseli, ayın başından itibaren New York’ta tiyatro salonlarında gösterilmeye başlandı. Belgesel, Abu-Jamal’in büyük bir değişim için küresel bir ses olarak yaptığı yolculuğu içeriyor. Abu-Jamal’in siyah halk için ifade ettikleri, Türkiye devleti çatısı altında yaşayan Kürtlerin baskı deneyimleri ile de benzerlikleri bulunuyor.


Kitapları cezaevinde yasaklandı

Kara Panterler Parti’sinin (Black Panthers Party) genç bir aktivisti ve daha sonra Philadelphia’nın en önemli gazetecilerinden biri olan Abu-Jamal, uzun süre devletin nefret ettiği ve korktuğu bir kişi olmuştur. 15 yaşında Kara Panterler Partisi’nin yerel şubesinin aktivisti olarak çalışmaya başladığında, FBI onun hakkında dosya açtı. Okulun Malcolm X olarak yeniden adlandırılması için kampanya yürütürken, “siyah devrimci öğrenci gücü” edebiyat dergisini dağıtırken Philadelphia lisesinden uzaklaştırıldı. 1 şubat tarihinden itibaren New York’ta tiyatrolarda gösterilmeye başlayan, Stephen Vittoria’nın Abu-Jamal hakkındaki “Uzun Soluklu Bir Devrimci” belgesel filmi, Pensilvanya’nın idam cezasının sert gerçekleri altında Abu-Jamal’in önemini ve  Afro-Amerikalı radikal ve entelektüel bir gazeteci olarak yaşam öyküsünü anlatıyor.  Abu-Jamal, en çok satan ‘’İdam Cezası İle Yaşamak’’ dahil cezaevinde yedi kitap yayınladı ve kendi kitapları hapishanede yasaklandı. 


‘Obama imparatorluğun siyah yüzüdür’

Filmde Abu-Jamal’in şu sözlerine yer veriliyor: “Amerika imparatorluğunun vahşeti George W. Bush yönetiminde ortaya çıkmıştır. İmparatorluğa umutsuzca yeni bir yüz gerekti; toplumu baştan çıkarmak için siyah bir yüz... Bu Barack Obama’nın rolüdür. O imparatorluğun siyah yüzüdür. Clinton ve Obama korporatist mekanizmanın kalbinde ihanet siyasetini temsil ediyorlar. Ve birçok insanı kandırdılar, özellikle de siyah insanları. Kölelik boyunca ve hatta post-restorasyonu sonrası, her zaman sisteme hizmet eden birkaç siyah vardı. Bu siyah hizmetkarların beyaz iktidardaki rolü, baskı karşısında pasifliği öğretmekti. Obama’nın başkan olmasının nedeni budur. Hiçbir şey değişmedi.” Abu-Jamal, İşgal Hareketi’nde (Occupy Movement) umut görüyor. Bunun nedeni olarak beyaz orta sınıftan gençlerin kapitalizmin zulmünü yaşamaya başlıyor olması ve yoksullar üzerindeki devlet baskısına değinen Abu-Jamal şöyle devam ediyor: ‘’Eskiden bir politikacı iş, her tencerede bir tavuk vaat ederdi. Fakat bizim yeni ulusal güvenlik devletimizde, kanun ve düzen vaat ediyorlar. Suça karşı sert olacakları ve ölüm cezasını onayacaklarını vaat ederek seçiliyorlar. Yani ölüm satıyor; korku satıyor. 1960 yılında devletin suçu sayılan, şimdi yasal sayılıyor. Devlet telefon görüşmelerinizi dinleyebilir, evlerinize zorla girebilir. Ve bizim bu konuda yapabileceğimiz hiçbir şey yoktur. Toplu hapsetme ve kitlesel baskı insanları korkutmak ve uysal hale getirmek için her topluluğu etkiler.’’

Etkileyici bir belgesel

Tarihçi Manning Marable ise belgeselde şöyle diyor: ‘’Siyahi tarih boyunca Afro-Amerikan halkının kurtuluş mücadelesinde siyahi gazeteciliğin sesi  belirleyici olduğunu her zaman kanıtlanmıştır. Mumia Abu-Jamal’i dinlerken, David Walker, Frederick Douglass, W.E.B. Du Bois, Paul Robeson, inancı koruyarak mücadele etmiş ve eden diğer kadın ve erkek yoldaşların yankılarını duyuyorsunuz.’’ Savaş Karşıtları Ligi’nden Eric Mann belgesele ilişkin ‘’Tarihi bir figür ile ilgili bir etkileyici belgesel... Anlatı, bir şiir gibi... ‘’ ifadelerini kullanıyor.

Davadaki ihlaller eleştiriliyor

İdam cezasına çarptırılan ve yaklaşık 30 yıldır tecrit altında tutulan Mumia Abu-Jamal, geçtiğimiz ocak ayında genel cezaevine transfer edildi ve ilk kez eşi, çocukları ve diğer ziyaretçiler ile fiziksel temasına izin verildi. Jamal, Philadelphia polis memuru Daniel Faulkner’i öldürmekten 1982 yılında idam cezasına çarptırılmıştı. Bu ceza yakın zamanda şartlı tahliye olmaksızın ömür boyu hapis olarak değiştirildi. Uluslararası Af Örgütü dahil olmak üzere çok sayıda insan hakları örgütü tarafından yargıcın görevi kötüye kullanması, davasındaki aleni usulsüzlükler ve kusurlu kanıtlar eleştirilmekte.


SUNA ALAN/LONDRA