AKP Hükümeti, 15 Temmuz darbe kalkışması sonrası Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bu bize Allah’ın bir lütfu” sözünü boşa çıkarmadı. Bu lütfun gereklerini sonuna kadar kullandı. Öğretmenlere, memurlara, doktorlara soruşturma / ihraç derken sonra sırasıyla basın yayın organları kapatıldı. Bugün geldiğimiz noktada ise 6 milyon seçmeni olan Halkların Demokratik Partisi’nin eşbaşkanları dahil 12 milletvekili apar topar, bir gece yarısı baskınıyla tutuklandı. 

12 milletvekilinin tutuklandığı bu süreçte, özellikle haber almanın dahası haber vermenin ne kadar değerli olduğu bir kez daha ortaya çıktı. O yüzden medyayı susturmak ilk hamlelerden biri oldu. Nitekim KHK’lar ile kapatılan Hayat TV, İMC, DİHA, Zarok TV ve daha birçoğunun yanında 25 yıllık kültür sanat dergisi Evrensel Kültür de vardı. KHK ile kapatılan ilk kültür sanat dergisi oldu. 90’lı yıllarda yayın hayatına başlayan ve OHAL KHK’sıyla kapatılan Evrensel Kültür’ü derginin Genel Yayın Yönetmeni Aydın Çubukçu ile konuştuk.


Öncelikle Evrensel Kültür’ün tarihiyle başlayalım. Bu yıl 25’inci yılını kutlayacaktı değil mi?

Evet, 1991 Aralık ayında başlamıştık yayımlanmaya. Bu yıl çeyrek asırlık bir kültür dergisi olacaktık. Gerçi Aralık’ı görmedik diye kendimizi bu payeden mahrum bırakacak değiliz; soranlara alnımız açık, öyle diyoruz. Evet, KHK ile kapatılmış çeyrek yüzyıllık bir dergi olarak anılacağız mutlaka...  


KHK kararı ile kapatılan ilk kültür sanat dergisi oldu Evrensel Kültür. Bunu nasıl değerlendiriyorsun? 

Yayın durdurmayla ilgili herhangi bir gerekçe açıklanmadı. Sadece “terör örgütüne yardım, terör propagandası” gibi her muhalife vurulan hazır damgalar vuruldu üstümüze; ama herhangi bir tarafsız yargılama sürecinde bunu kanıtlayacak tek bir işaret dahi gösteremeyeceklerdir. Biz yalnızca bütün ezilenlerin yanında olma ilkemiz gereği Kürt halkının da hak ve özgürlüklerini savunduk; bu yönde Kürt dilini, kültürünü ve sanatını tanıtan yazılara yer verdik, yeri geldi acılarını ve heyecanını paylaştık. Bütün halkların, milliyetlerin köklü kültürlerine olan ilgimizi, yanı başımızdaki Kürt halkından sakınacak değildik herhalde! 

Peki, bir iktidarın 25 yıllık bir kültür sanat dergisini kapatacak kadar gözünün dönmüş olmasını nasıl açıklıyorsun?



25 yıllık değil de, 25 saatlik bir dergi olsaydık bile, susturulmak dehşet verici bir karar olarak kınanmaktan kurtulamazdı. Biz yaptığımız işe bakarak kararın hangi siyasal gereklerin ürünü olduğuna dair yorumda bulunabiliriz. İki amaç görünüyor; birincisi hak ve özgürlükleri savunan herkes, her türden yayın susturulmak isteniyor. Cumhuriyet Gazetesi ya da diğer ajanslar, gazeteler, televizyonlar gibi. İkincisi, bir kültür dergisi “bile” kapatıldığına göre, “bizim başımıza ne gelir” diye düşünüp geri adım atacaklar çoğalsın diye bekleniyor. İşin özü, ister kararnameler yoluyla ister korkutarak bütün muhalefeti susturmaktır. Bunu neden yapıyorlar diye soruluyorsa, yurtta ve bölgede izlenen savaş politikalarına ve savaş gerekçesine dayanarak kurulması meşrulaştırılan dikta rejimine bakılacak. Şu anda iktidarda olanlar, kendilerinin de sloganlaştırdığı gibi “tekçi” bir yapıyı özlüyorlar ve bu yönde ilerliyorlar. Tekçi’nin literatürdeki karşılığı totalitarizmdir.  



Gazeteler ya da TV’ler bekleniyordu ama dergi için siz böylesi bir karar alınacağını düşünüyor muydunuz?

Doğrusu bize de bir gün sıra geleceğini düşünüyorduk; ama böyle ilk hedeflerden biri olacağımızı pek beklemiyorduk. 



Birçok kesimden destek mesajı ve imzaları geldi, belki de gelmeye devam ediyor. Bu sadece bir kültür sanat dergisini sahiplenmek mi? Nedir sence?

Sadece bu değil kuşkusuz. Örneğin Cumhuriyet’e sahip çıkanların, gazete önünde nöbete duranların hepsi gazete okuru değil. Bize destek olanların da pek çoğu belki dergimizin birkaç sayısını, ya da ilgilerini çeken birkaç yazısını okumuştur. Bugün, bir gazeteyi, bir dergiyi sahiplenmenin ölçütü onun düşüncelerini, yayın çizgisini benimsemek değil; susturulmak istenmesine karşı koymaktır. İster örgütlü olarak, isterse bireysel olarak, insanlar baskıya karşı durmak, özgürlükleri savunmak için basına sahip çıkıyorlar. Bütün dünya, Türkiye’de olup bitenleri kabul edilemez bir diktatörlük girişim olarak değerlendiriyor ve kime karşı hangi sebeple uygulanıyor olursa olsun bütün baskı ve susturma girişimlerine karşı çıkıyor. Tehlike büyüktür ve baskı altındaki basın yayın organlarını destekleyenler bunun farkındadır.   


Evrensel Kültür, özellikle matbu alanda kültür sanat dergilerinin neredeyse yok denilecek derecede az olduğu bir dönemde dahi yaşayan bir dergiydi. Öncelikle böyle bir geleneği devam ettirmek nasıl bir çaba gerektiriyor?

Her şeyden önce, insanlığın on binlerce yıl boyunca biriktirdiği büyük kültür hazinesine bağlı olmak ve bugün bunu paylaşmanın önemini kavramak gerekiyor. Kendimizi bu misyonla tanımladık. O mirasa bağlıyız ve bunu geliştirmek, kuşaktan kuşağa aktarmak için elimizden geleni yaptık, yapacağız. Bu karanlığa karşı insanlık ışığının savunulmasıdır. Yalnızca sanatın ve edebiyatın değil, felsefenin, doğa bilimlerinin, matematiğin, tarihin, arkeolojinin de sesiydi Evrensel Kültür. 



Polisler dergiyi mühürlemeye geldiğinde bir tweet atılmıştı “Maliyeciler Sennur ablamızı da yazdı listeye” diye. Koca bir kültür sanat külliyatını yok etmeyi başarabilecekler mi?

Sen de çok önemli katkılarda bulunmuş bir yazarımız olarak biliyorsun ki, bizim dayanağımız sermayedarların kasaları değil, evet Sennur Sezer gibi şairlerin, Can Yücel’in, Asım Bezirci’nin, Yaşar Kemal’in, Şükran Kurdakul’un, Kemal Özer’in ve daha nicelerinin heyecanı ve sanatsal gururudur. Biz onların öğrencisi ve dergicisi olmanın heyecanıyla yürüdük ve bundan sonra da yazacağımız her satır, onlardan bize kalan gücü gösterecektir. Voltaire’in bir sözünü bu ara sık kullanıyorum. Diyor ki, “bu ünlü hayaletleri yardıma çağıralım; savaşlar düşleyen monarşilerin önünde, insanın yaşam hakkını, vicdanın özgürlük hakkını, aklın emeğini, emeğin kutsallığını, barışın iyiliğini ilan etsinler; ve taçlardan karanlık çıktığına göre, mezarlardan da aydınlık çıksın!” 



“E, N’OLDU BU DERGİ?”

Peki, yola nasıl devam edilecek?

Evrensel Kültür’ün laf olsun diye çıkan bir dergi olmadığı, susturulunca doğan tepkilerden görüldü. 25 yıllık geçmişimizin bize nasıl büyük bir görev yüklediğini de açıkça anlamış olduk. Bu bayrak yerde kalmaz. Şimdi susturulmuş olmayı kendimizi sil baştan değerlendirmek ve yeni bir dergi yaratmak üzere yenilemek için bir fırsat olarak görüyoruz. Kimse, “E, n’oldu bu dergi?” diye endişelenmesin. Cevabımız hazır; “E olacak bu dergi… Bekle biraz!”  




EKİM’DEN SONRA KÜLTÜR VE SANATI İNCELİYORDUK

Yayınlanamayan sayı, sanıyorum ki hazırdı ya da hazırlanmaktaydı. Neler olacaktı o sayıda?

Geçen ay Ekim Devrimi’nden önce kültür ve sanatı inceleyen bir dosyaya başlamıştık. Bu sayımızda Ekim’den sonra kültür ve sanatı inceliyorduk. Kuşkusuz bunun yanı sıra, pek çok önemli makale, güzel şiirler ve öyküler, resim ve sinema yazıları vardı…