
Yapılan görüşmelerin sonucunda, Kürtlerin sadece kendilerinin değil tüm halkların eşit olmasını istediklerini belirten Horosan, "Müzakereler göstermiştir ki, Kürtler sadece kendilerinin değil tüm ülke halklarının eşit olmasını ve ülkenin demokratikleştirilmesini istemektedir. En doğal ve en vazgeçilmez hak olan, halk olmaktan kaynaklı kolektif haklarını istiyorlar. Anadillerinde eğitim görmek, sağlık hizmetinden yararlanmak ve kültürel olarak kendilerini gerçekleştirmek istiyorlar. Ayrımcı uygulamalara son verilmesini istiyor ve halk olarak derin yoksulluk içinde yaşamak istemiyorlar. Yaşadığı coğrafyalarının mahrumiyet bölgesi gibi görülmesini, zorunlu hizmet ile takviye edilmesini istemiyorlar. Demokratik kitle örgütleri, topyekun Türkiye halkları, barış sürecine daha güçlü sarılmalı, desteklemeli ve hatalı yönelimlere olanak tanımamalıdırlar. Bu süreçte DKÖ'lerin çeşitli bahanelerle demokratik sürecin karşısında olmaları ya da sessiz kalmaları (tarafsızlık kisvesi ile) tehlikelidir. Sürece sessiz kalma dayatmacı zihniyetlerin yanında olmak anlamına gelir. Kürt meselesinin çözümünde onurlu bir barışın sağlanması ve demokratikleşme konusunda yapılacaklar konusunda demokratik kitle örgütlerinin seslerini yükseltmeleri vazgeçilmez sorumluluktur" şeklinde konuştu.
Gasp edilen kolektif haklar
Müzakere sürecinde devlete büyük sorumlulukların düştüğünü vurgulayan Horosan, şöyle devam etti: "Barış sadece silahsızlanma zeminine oturtulmamalıdır. Süreçle ilgili samimiyetin de acaba dedirtecek soru işaretleri bırakacak söylem ve politikalardan uzak durulmalıdır. AKP iktidarının sürekli söylem değiştirdiği, çok değil birkaç ay önce iktidarın hala Kürt sorunu demekten bile imtina ediyor olduğu, Roboskî Katliamı'nın üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen henüz faillerin ortaya çıkartılmadığı, hatta üzerini örtülmeye çalışıldığı hafızalardan silinmedi. Bu belirsizlikler sürecin demokratik ve sonuç alıcı bir mecrada yol alması konusunda tereddütlere yol açmaktadır. Şu açık ve net olarak artık görülmelidir. Kimse kimseye bir şey bağışlamıyor, talep edilen bir halkın gasp edilen kolektif haklarıdır. Bu uğurda çok uzun bir mücadele yürütülmüştür."
Kürt halkının PKK Lideri Abdullah Öcalan etrafında, Amed Newrozu'nda kenetlendiğini hatırlatan Horosan, "Kürt halkı; Sayın Abdullah Öcalan'ın etrafında Diyarbakır'da Newroz alanında barış referandumuna evet demiştir. Türkiye halkları barış ve demokrasi yolunda özgürleşmeye evet demiştir. Bu görülmeli ve karşılığını bulmalıdır. Türkiye halkları gelinen noktanın gerisine düşmeme yönünde irade beyan etmişlerdir. Barış sürecinde tarihi hatalar yapılmazsa geçmiş tekerrür etmeyecek, süreç geriye işlemeyecektir. İnancımız ve çabamız bu yöndedir" dedi.
Tabip Odaları, müzakere sürecinin barış ortamına ve Türkiye'nin demokratikleştirilmesine evirilmesi için şu taleplerde bulundu:
- Demokratik siyasetin ve çözüm sürecinin gereği olarak müzakerenin tarafları eşit koşullara sahip olmalı ve Sayın Abdullah Öcalan'ın koşulları sürece aktif katılımını sağlayacak şekilde düzeltilmelidir.
- Halkların bir arada eşit haklara sahip olarak yaşamasını sağlayacak, Kürt halkının statüsünü belirleyecek demokratik adımlar hızla atılmalıdır. Anadilinde eğitim ve sağlık hizmeti bir an önce yaşama geçirilmelidir.
- Mevcut antidemokratik yasalar bir an önce kaldırılmalıdır. Bu yasaların yol açtığı hukuksuzluklar -KCK tutuklamaları gibi- düzeltilmelidir.
- Yeni anayasa ile bütün farklılıkların tanındığı, eşit saygı ilkesinin esas alındığı, halkların kolektif haklarının eşit yurttaşlık temelinde buluşması sağlanmalı ve anayasal güvence altına alınmalıdır."