
Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsakların, Öcalan ve yanındaki tutuklular üzerindeki tecridin bir an önce kaldırılması, müzakere etme koşullarının sağlanması; cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinden vazgeçilmesi ve köylerin yakılıp yıkılması uygulamalarına son verilmesi talebiyle hem süresiz-dönüşümsüz hem de süreli-dönüşümlü açlık grevi devam ediyor.
Süresiz-dönüşümsüz açlık grevleri Şakran Cezaevi’nde 38, Edirne Cezaevi’nde 29, Sincan Cezaevi’nde 30, Menemen Cezaevi’nde 18, Van Cezaevi’nde 16. gününe ulaştı. Ermenek, Siirt ve Osmaniye’de de sürüyor. Bütün PKK ve PAJK’lı tutsakların açlık grevi ise 10. gününde.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Cezaevi Komisyonu Genel Sekreter Yardımcısı Necla Şengül, süresiz-dönüşümsüz açlık grevinin ilk başladığı Şakran’a tutsakların koğuşlardan çıkarılıp kötü muameleye maruz kalmaları, hücrelere ve süngerli odalara atılmaları sonrasında giden heyetin içindeydi. Muhabirimiz Ramazan Marankoz’un sorularını yanıtlayan Şengül, bir yıl öncesinde hapishanelere heyet olarak gittiklerinde yöneticilerin kendileriyle görüştüklerini, fakat bir yıldır idarelerin ve savcıların, insan hakları örgütleri ile görüşmemeye başladığını, Türk Adalet Bakanlığı’nın iki yıldır hapishanelerdeki hak ihlallerine dair hiçbir randevularını kabul etmediğini hatırlattı. Şengül, açlık grevindeki tutsakların şu ana kadar aileleri ile görüştüklerini ifade ederek, şunları söyledi: “Cezaevleriyle iletişim sorunu var, sağlıklı bilgi alınamıyor. Kesin olarak bir rakam dahi saptayamıyoruz. Bir yandan dönüşümlüler devam ediyor, diğer yandan süresiz-dönüşümsüzler. Mesela Karadeniz’deki cezaevleriyle iletişim tamamen kesildi, ne olduğunu bilmiyoruz. Özellikle açlık grevine giren mahpusları farklı cezaevlerine sevk ediyorlar. Siirt’te 5 kişi başlamış, bunlar sürülünce yerine yeni 7 kişi başlamış.”
Talepleri meşrudur
Dihaber’e konuşan Zindanlarla Dayanışma İnisiyatifi Eş Sözcüsü Arif Yılmaz, Kürt halkına dönük hem içeride hem de dışarıda çok ciddi bir şiddet, baskı, katliam politikası geliştirildiğini hatırlatarak “Yasaklarla birlikte kuşatma, Kürt halkına dönük geliştirilen sivil katliamlar, talan ve yok etmeler var. Bunların son bulması, yasak ve ablukanın kalkması da açlık grevindekilerin talepleri arasındadır. Yine cezaevlerinde yoğun bir şekilde yaşanan hak ihlalleri de söz konusudur. Bunların da son bulmasını istiyorlar” dedi.
Amed’deki infazı hatırlattı
Yılmaz, Amed Newrozu’nda üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’un çıplak bir vaziyete herkesin gözü önünde katledildiğini hatırlatarak, şunları söyledi: “Sokaktan çıplak bir biçimde bir insan tüm dünyanın gözü önünde katlediliyor. Bir de kamuoyundan saklı olan yerleri düşünmek gerekir. Toplumu, kamuoyunun gözü önünde sokak ortasında katleden anlayışın, zindanlarda neler yapabileceğini herhalde insan anlayabiliyor. Şimdi zindanlarda yaşanan durum da böyle bir anlayışın, böyle bir dayatmanın, böyle bir katliamcı yaklaşımın karşısında teslim olmama eylemidir. Çünkü zindanlarda eylem sınırlıdır, eylem alanı kısıtlıdır. Bu nedenle zindandaki insanlar, bedenlerini açlığa yatırarak bu teslimiyetçi anlayışı kırmaya ve bunun karşısında durmaya çalışıyor.”
Günden güne eriyorlar
Şakran ve Edirne Cezaevi’nde bir ayın geçildiğini belirten Yılmaz, “Hem Şakran’da hem de Edirne’ de açlık grevinde olan bazı tutsakların durumu kötüye gidiyor. Günden güne erime başlıyor. 30’undan sonra çok ciddi bir erime söz konusu. Şimdiki normal bir açlık grevi değil” diye konuştu.
Fiili ölüm orucudur
Edirne Cezaevi’nde baskı ve şiddet uygulamalarının had safhada olduğunu aktaran Yılmaz, şöyle devam etti: “Dolayısıyla normal bir ortamda yapılan açlık grevi biçiminde değerlendirilemez. Fiili ölüm orucu biçiminde geliştiriliyor. Tutsaklar zaten avukata, aile görüşüne, telefona çıkınca ciddi bir baskı ve şiddetle karşı karşıya. 30 gününü dolduran bir açlık grevinin eylemcisinin yataktan bile neredeyse kalkamayacak duruma gelmesi, çok feci bir durumla karşı karşıya olduklarını gösteriyor.”
Özel konsept uygulanıyor
Gerçekleştirilebilecek talepler olduğunu vurgulayan Yılmaz şunları söyledi:
* Sayın Öcalan ile herhangi bir heyetin, ailenin, avukatının görüştürülmesi gerekir. Bu çok zor bir şey değil.
* İkincisi tüm Kürdistan’da başlatılmış olan çok ağır koşullar var. Bu koşulların bir an önce ortadan kaldırılması gerekir.
* KHK ile birlikte zindandaki tutsakların daha önce bedel ödeyerek elde etmiş olduğu haklar var ve bu hakların hepsi gasp ediliyor. Spora çıkmaktan tutalım, ortak alan faaliyetlerine kadar, parmak izi (koğuştan çıkarken parmak izi tutmaya, koğuşa geri getirirken parmak izi almaya) dayatmasından tutalım kitapların toplatılmasına kadar birçok yeni uygulama ve dayatma var.
* Yine aileler görüşe gittiğinde çok onur kırıcı aramalar dayatılıyor.
Bunlar tamamı bir konsept dahilinde yapılıyor. Yılmaz, tutsakların ‘başta aileler olmak üzere bütün halkın duyarlı olmaya, bu sürece öncülük etmeye ve birlikte bu süreci kırmaya’ çağırdıklarını aktardı.
Eylem sahiplenilmeli
Herkesi duyarlı olmaya çağıran Yılmaz, “Tutsakların durumu gittikçe kötüye gidiyor. Yarın geç olabilir. Bir an önce tüm halkımız açlık grevleri için seferber olmalıdır. Kürt halkı sokaklarda açlık grevlerindeki çocuklarının eylemini sahiplenmelidir. ‘Talepleri bizim de taleplerimiz’ deyip hem zindandaki, baskıları hem de Sayın Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridi kırarak, herhangi bir can kaybına yol açmadan, cezaevlerinden tabutlar çıkmadan bu işe el koymalıdır” şeklinde konuştu.
Oğlum hücrede açlık grevinde

Adana F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu Deniz Özdemir (27), 9 Mart’tan bu yana açlık grevinde. Amed’in Kulp ilçesinde 29 Mayıs 2016 tarihinde gözaltına alınıp tutuklanan Özdemir, o günden bu yana tek kişilik hücrede tutuluyor. Gözaltına alındığı sırada feci şekilde işkence gören Özdemir, çeşitli sağlık sorunları yaşıyor. Özdemir, cezaevinde sosyal aktivitelerin yasaklanması, ailesinin kendisine gönderdiği kitapların cezaevi idaresi tarafından verilmemesi, berber yasağı ve kaldığı tek kişilik hücreden çıkarılması talepleriyle başlattığı açlık grevi 14. gününe girdi.
Özdemir’in Siirt’te yaşayan babası Naci Özdemir (61) oğlunun hücreden çıkarılması için cezaevi yönetimine başvurduklarını, ancak idarenin kendilerine Adalet Bakanlığı’nın kararı olduğu ve bir şey yapamayacaklarını belirttiğini aktardı. Özdemir, “Oğlum yakalandığından beri tek kişilik hücrede tutuluyor. Yakalandığında ağır işkenceden geçirildi. Gördüğü işkenceden dolayı ayağı aksıyor. Oğlumun bel fıtığı var. Bu yüzden ciddi ağrıları oluyor” dedi.
Oğlunun görüşüne giden Özdemir, “Götürdüğümüz kitapları bile vermiyorlar. O kitapları bize de geri vermiyorlar. Cezaevi yönetimi kitaplara el koyuyor. Oğlumu görmeye gittiğimde saçları uzamış birbirine karışmış. Berbere bile götürmüyorlar. Sağlık sorunları yaşayan Deniz hücrede açlık grevine girdi. Oğlum talepleri yerine getirilene kadar açlık grevine devam edeceğini söyledi” diye konuştu.
Tüm hakları alındı, işkence başladı
Şakran T2 Kapalı Cezaevinde süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olan tutsak Eren Tekin’in ablası Hediye Tekin, geçen hafta kardeşini ziyaret edebilenlerden. Tekin, şunları paylaştı: “Bayağı kilo kaybetmişlerdi. Şakran’da kazanılan tüm hakları ellerinden alındı. Eren’e eylemlerinin televizyon ve radyolarda yayınlandığını fakat bunun zayıf olduğunu da söyledim. Onlar ise kararlı bir şekilde, ‘Taleplerimiz kabul edilinceye kadar, vazgeçmeyeceğiz’ dediler.
Haftada bir görüşe gidiliyor. Telefonla görüşebiliyoruz ama bazı ailelerin çocukları telefon bile açamıyor. Bizim en büyük korkumuz sürgün etmeleridir. Kürdistan’daki cezaevlerinde açlık grevinde olan kadın tutsakları Şakran Kadın Cezaevi’ne getirmişler. Böyle bir duyum aldık.
Herkes zindanlara dönüp, seslerini yükseltsin. Yoksa arkadaşlar çok kararlılar, ‘Önderliğimizden haber gelmeyene dek, bırakmayız’ diyorlar. Bu konuda Başkanlık Konseyi’nin de etkisi olacak diye düşüyorum. İnsanlar görüşmeler yapıyor, duyarlılık çağrısı da yapıyor fakat çok katı kurallar var şuan.”
Tutsaktan haber yok!
Maltepe 1 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nden mektup gönderen Sabahattin Tekin, aynı cezaevindeki siyasi tutuklu Ferhan Mükyen’in 10 Mart günü kendisine “mahkemen var” denilerek götürüldüğünü ve bir daha kendisinden haber alınamadıklarını söyledi.
Kendilerinin ısrarı karşısında cezaevi idaresinin “arkadaşınız gözaltında” cevabı verdiğini belirten Tekin, ancak Mükyen’in nerede, hangi karakolda gözaltında olduğu bilgisinin kendileriyle paylaşılmadığını söyledi. Tekin, “Arkadaşımız nerededir bilmiyoruz. Dolayısıyla akıbetinden ciddi olarak şüpheleniyoruz” dedi.
Telefonla ulaştığımız cezaevi yetkilileri, Ferhan Mükyen isimli bir tutuklunun cezaevinde bulunmadığını söyledi.
Bu direnişe mecbur kaldılar
İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Bölümü’nde okurken, hakkında 3 ayrı dosya hazırlanıp 15.5 yıl ceza verilen Yusuf Özdemir, 15 Aralık 2009’dan bu yana tutsak. Yusuf Özdemir, yaklaşık 4 ay önce Şakran’a sürgün edilmiş. Yusuf Özdemir’in babası Osman Özdemir, açlık grevleri başlamadan önce arama adı altında ‘robocop’ların koğuşa baskın yaptığını Yusuf ve 3 arkadaşına işkenceyle süngerli odaya attığını vurguladı. Özdemir, görüşe gittiklerinde zindan idaresinin görüştürmemek için elinden geleni yaptığını, kendilerinin ise çocuklarını görebilmek için bu uygulamalara sessiz kaldığını söyledi.
Osman Özdemir, oğlu Yusuf ve arkadaşlarının süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olduğunu belirterek, şöyle devam etti: “Görüşe gittiğimizde ‘Oğlum öyle bir süreçte başladınız ki’ dedim, O da bana, ‘Doğrudur. Gerçekten karşımızda muhatap devlet yok. Ama biz o devleti direnişimizle yaratacağız, başka şansımız yok. Biz başlattık, buna kesinlikle devam da edeceğiz’ dedi. Kamuoyuna da çağrısı, onların kesinlikle yalnız bırakılmaması, destek olmaları konusundaydı. Destek çok cılız gidiyor ve bu insanlar şehadete de gidebilir. Ben kapalı görüşe gittim. Moralleri yerinde. Kararlı ve kendilerine güveniyorlar. Halkımıza çağrım; bu gençlere ciddi anlamda sahip çıkılması. Bir genç kolay yetişmiyor. Şehadet yaşanmadan ne yaparsak yapalım. Çünkü ondan sonrası faydasızdır. Bir daha hatırlatmak istiyorum, birinci talepleri kesinlikle Öcalan ile görüşün sağlanması.”