Can Dündar'ın tutuklanması ve Tahir Elçi'nin katledilmesi öyle tesadüf olarak yakın düşmüş olaylar değil. Bu yüzden de sadece basın özgürlüğüne ya da insan haklarına ya da Kürtlere münferit saldırılar olarak daraltılamaz.
Nitekim Rus uçağının düşürülmesi ile seviye atlayan AKP iktidarının, oluşan tepkileri, ekonomide, iç ve dış siyasette biriken gerginlikleri bildiği gibi yönetebilmek için, gerçekleri en geniş anlamda gizlemeye devam etmesi, halkı kandırabilmesi ve halkın haklı taleplerini bastırabilmesi gerekiyor. Bu yüzden, bu saldırılar ile hem doğuya hem batıya vurmuş olması da tesadüf değil.
Batıda bir gazeteciye vurdu çünkü; İktidarın pis ve karanlık işleri hakkında doğudan söylenenlere toplumun kulakları her durumda tıkalı. Oysa batıdan ve de Cumhuriyet gazetesi gibi saygın ve inanırlığı olduğu kabul edilen bir gazeteden gerçeklerin yazılması, toplumun özellikle manipüle edilen, algısı köreltilmiş kesimlerinde gerçek algısını doğruya yaklaştırmakta. İktidarın deşifre olmasına yol açmakta. Bu yüzden, iktidarın tehditlerine rağmen gerçekleri yazıp çizecek olan "batılılara", Can Dündar'ı tutuklayarak "ayağını denk al" denilmiş oldu.
Tahir Elçi'nin katledilmesi ile de; Kürtlerin batıda da destek bulacak demokratik ve insan hakları temelli hak taleplerinin bastırılmak istenmesi yanında, batı ile de saygın ilişkileri olan, hukukçu ve insan hakları savunucusu kimliğiyle öne çıkmış bir Kürdün katledilmesi, Kürtlerdeki bu yönlü eğilimleri yok etmeyi, Kürtleri silahlı mücadeleye hapsederek yasadışı göstermek çabasındaki ısrarı gösteriyor. Üstelik ortada bir çatışma olduğu ve kurşunun nereden geldiği konusunda yaratılan muamma ile bölgede yeni askeri operasyonlarla halkı daha fazla ezmenin ve Kürt muhalefetini daha da baskılamanın yolunu açarak.
Olanlar gösteriyor ki Can Dündar ve Tahir Elçi; sürecin kontrol altında tutulabilmesi için iktidara biat etmeye zorlanan kesimlere mesaj vermek için, yaratılan korku çemberini genişletmek ve güçlendirmek amacıyla kurban seçildiler.
İktidar bu amacına ulaşır mı? Yoksa her zamanki gibi kısa vadede dağılır mı yaratılan bu korku ve panik atmosferi, beraber göreceğiz. Ancak Can Dündar'ın tutuklanmasının hemen ardından Fox Tv'den İsmail Küçükkaya'nın tekraren söylediği "Can Dündar tutuklandıysa herkes tutuklanabilir" sözü ve bu cümleye yansıyan ruh hali iktidarın kısmen de olsa amacına ulaştığını gösteriyor.
Selahattin Demirtaş, Tahir Elçi'nin taziyesi için yaptığı konuşmasında "Tahir'i öldüren devlet değil devletsizlik..." demiştir. Elbet bu devleti çok iyi bilen bir siyasetçi olarak ve bu gün içinde yaşadığımız kaosu işaret ederek sarf etmiştir bu yanlış anlaşılmaya müsait cümleyi. Ancak her durumda devletten zulüm görmüşlerin zihninde iyi bir devlet tahayülü yaratılamaz. Hele de iyi bir devlet olamayacağını bilirken ve iktidarların, savaşlarının, ayrımcılığın, ötekileştirmenin olmayacağı devletsiz bir dünya için mücadele ederken...
AKP de, kimi kendine has projeleri olsa da temel devlet geleneğini sürdürmüş bir iktidar olarak seleflerinden aldığını devam ettirmiştir. Hatta, CHP'nin tek başına iktidar olduğu bir dönemi ayırırsanız, en devlet olmuş iktidardır. Yani; AKP'nin geçmişini, bu gününü ve yarın için kendisine çizdiği hattı doğru analiz edebilirsek, onu alaşağı edebilmek için, durdurabilmek için doğru politikalar ve mücadele hatları geliştirebiliriz. Ve bu gün olanlar bize bir kez daha ve ısrarla dyor ki; Can Dündar'ı tutuklayan da Tahir Elçi'yi öldüren de devlet. Ve AKP'ye karşı mücadele, devlete karşı mücadeledir.