Bununla ilgili çok şey yazılıp söylendi evet;
O günden bugüne tüm tutuklular dik durdu.
Ana dilde savunma haklarını kazanana kadar cezaevlerinde yüzlerce beden kendisini açlığa yatırdı. Ölümün sınırına gelmişken Kürt Halk Önderi Öcalan’ın devreye girmesiyle açlık grevleri bitirildi ve tutsaklar ana dillerinde savunma yapmaya başladılar.
Bu arada onlar adliyede mahkeme salonlarındayken, "dışarıda" gençler, anneler, çocuklar eylem yaptılar, yürüyüş düzenlediler; "irademizi tutsak edemezsiniz" dediler.
Operasyonun başladığı gün olduğu için, Perşembeleri onlar için "kara Perşembe" olmuştu.
"İçerideki"lere destek olan gençler bugün hala "içeride".
Sonra AKP-Cemaat ortaklığı son bulunca ahlak, insanlık ve hukuk dışı deliller saçıldı ortalığa.
Bizim beş sene boyunca söyleyip de dinletemediğimiz birçok hukuk katliamının "mağduru" yine birinci derece AKP ve Erdoğan oldu tabi ki!
Gerisini biliyorsunuz; Balyoz, Ergenekon, Zirve katliamı derken, üzerinde bir çakı dahi bulunmamış Kürt siyasetçilere sıra gelmek zorundaydı.
Kürt rehinelerin bir kısmı serbest bırakıldı.
Bir kısmı diyorum çünkü, yargılanmaları protesto edenler on yıl, on beş yıl aldıkları cezaların infazını yatıyorlar şimdi.
Makbule Ana (Özbek) on yıl önce iki evladının akıbetini sorduğu için bugün "içeride" örneğin.
Onurumuz olan hasta mahpuslar "içeride"; aralarında 22 sene güneş yüzü görmemiş olanlar var.
1990’lı yılların Engizisyonu, İstiklal Mahkemesi olan DGM kararlarıyla binlercesi hala "içeride".
Dolayısıyla ortada öyle büyük bir "adım" falan yok; büyük direnişler ardından sadece rehinelerin bir kısmı serbest bırakıldı; o kadar.
İmralı dahil tüm zındanlar boşalana kadar, Kürt halkı kendisini özgür hissetmeyecektir…
İntihar değil cinayet!
Suriye’deki savaş sonrası mültecilik dramı yaşayan kız çocuklarının Şırnak’da işkence ve tecavüze maruz kalması.
Daha bu sabah Samsun’da, beş çocuk annesi kadın, eşi tarafından öldürüldü.
Çoğu kez, "intihar" denilerek savcılıklar tarafından kapatılan dosyalarda aslında hukuk işletilirse eğer bu kadın ölümlerinin cinayet olduğu açığa çıkar. Son olarak, Van'ın Saray İlçesine bağlı İngêz Köyünde 21 Haziran günü evinin ahırında asılı bulunan ve intihar ettiği iddia edilen Hanife Yüksel de (34) bu örneklerden sadece biri. İntihar eden kadınların vücutlarındaki sayısız darp izleri aslında çok yönlü bir kadın cinayetine götürür bizi; ancak "erkek zihniyetli" bir yargıdan bu izleri araştırmak, gerçeği ortaya koymak iradesini maalesef hiç göremiyoruz.
Dolayısıyla "intihar" denilip çoğu dosya kapatıldığı için,
Bu süreçlere götüren başta "çocuk gelinler" olmak üzere toplumsal tüm vahşetin önü alınmak istemediği için,
Kadını koruyan bir idari ve hukuki mekanizma hala etkili işletilmediği için,
Kısacası sırf erkekler istedi diye her gün kadınlar katlediliyor.
Unutmayalım onlar yoksa biz bir eksiğiz. Yaptıklarımız kadar yapamadıklarımızdan da sorumluyuz! Dün Siirt’de duruşması görülen Kader’in dosyası sahipsiz değil; olmamalı da.
Tahliyeler büyük bir adım gibi sunulmamalı
"Makyaj" demokrasisinin her dilini kullanan bu ülkede –çocuk dahi olsam- en azından 12 Eylül sonrasından itibaren Kürtlerin ve muhaliflerin maruz kaldığı birçok yargı komplolarına tanıklık ettim. Kimi zaman 5 No’lu Amed zındanının önünde yıllar yılı bekleyen bir çocuk oldum, kimi zaman Karadeniz’den Ege’ye bilumum cezaevlerinin ziyaretçisi oldum. Kimi zaman yargılanan oldum, kimi zaman arkadaşlarımın avukatlığını üstlendim. Listeyi uzatmaya gerek yok; son olarak da 14 Nisan 2009’da başlayan (devletin AKP’si cemaati olmaz, Kürtlere sıra gelince devlet devlettir ve nitekim bütün bu siyasi soykırım operasyonlarında birlikteydiler) operasyonlarla on binin üzerinde siyasetçi, insan hakları savunucusu tutuklandı. Devlet içinde devlet meselesine ise en aşina olanlar tabi Kürtlerdir.