
Geriye gidiş var
Bununla ilgili bazı eleştirilerin olduğunu söyleyen Türkdoğan, "Önceden savcılara tanınan infaz erteleme yetkisi vardı. 3 yıla kadar hapis cezası alanlarla ilgili cumhuriyet savcısı infaz erteleme yetkisini kullanırken yeni düzenlemeyle bir ayrım getirdiler. 'Terör' suçlarından yararlanamayacağına dair bir düzenleme getirildi. Önceki kanunda bu yoktu. İnfaz ertelemesi kişinin koşullarına bağlı olarak gerçekleşen bir şeydi. Fakat şimdi bazı suçlardan dolayı bunun infaz erteleme dışında tutulması ayrımcılıktır. Bu konu eleştirilir. Savcı infaz ertelemesini uygun görmese bunu yapmaz. Kanunlara 'terör suçu' diye özel bir hüküm getirmek ayrımcılıktır. Zaten Ceza Kanunu'nun birçok maddesi terör suçlarını kapsıyor. Burada geriye bir gidiş vardır" diye konuştu.
Türkdoğan, tahliyelerin başlamasının olumlu olduğunu belirterek, "Fakat bu yeterli bir durum değildir. Önceden ağır tutuklu hastaların tahliyesi ile ilgili olarak 'hayati tehlikesi' kriteri vardı. Şimdi ise onun yerine 'hayatını yalnız başına devam ettiremeyeceği' kavramı getirildi. Bu kavram diğerine göre daha makul bir kavramdır. Fakat bu sefer de başka sorunlar ortaya çıkıyor. 'Toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkum' kavramı getirildi. Bu aşamadan sonra ağır hasta tutsak hastanelerden hayatını tek başına devam ettiremeyecek raporu alacak. Bu rapor Adli Tıp Kurumu'na gidecek. Adli Tıp Kurumu gerek gördüğü taktirde tutsak hastayı çağıracak, raporu ona göre tasdik edecek. Bu uygulamalar da yetmeyecek. Bu sefer infaz savcısı bu hastanın toplum güvenliği açısından tehlike oluşturup oluşturmayacağına karar verecek" dedi. "Burada savcılara yeni bir sorumluluk yükleniyor. Bu uygulamanın yönlendirilmesinde Adalet Bakanlığı'nın etkisi vardır" diyen Türkdoğan, Adalet Bakanlığı'nın burada da bazı tutsaklara ayrımcılık yapabileceğini ifade etti.
Bakanlığın isteğine bağlı
Adalet Bakanlığı'nın bu uygulama ile bazı tutsakları "hayatlarını tek başlarına devam ettiremeyecek" diye tahliyesine karar verirken, bazı tutsakları da "toplumun güvenliği bakımından tehlikeli" deyip tahliye etmeyeceğini belirten Türkdoğan, "Bakanlık istediklerini tahliye edecek bazı mahkumları da tahliye etmeyecek. Böyle bir kriterin getirilmesi infaz rejimi bakımından sakıncalıdır. Bu uygulamada bir ayrımcılığa işaret ediyor. Son dönemlerde tahliyelerin olması Ceza İnfaz Kanunu'nun 105'e a maddesindeki sürelerle ilgili bir durumdur. Önceden Açık Ceza İnfaz Kurumları'na nakil hakkı kazananların Ceza İnfaz Kurumları'nda en az 6 ay kalması gerekirdi. Şimdi ise bu 6 ay beklenme şartı kaldırıldı" diye kaydetti.
Amaç yığılmayı aşmak
Bu uygulama ile cezaevlerindeki yığılmayı ortadan kaldırmanın amaçlandığını ifade eden Türkdoğan, bu tahliye edilenlerin büyük bir kısmının adli tutuklular olduğunu belirtti. Tahliye edilen siyasi tutukluların sayısının çok az olduğuna dikkat çeken Türkdoğan, "Çünkü daha önceki düzenlemelerde bazı tahliyeler olmuştu. Fakat burada bazı tutuklular Açık Ceza İnfaz Kurumları'na gidemediği için bu haktan yararlanamıyor. Özellikle örgüt suçlarından dolayı ceza alanlar Açık Ceza İnfaz Kurumları'na nakil edilemiyor. Bu nedenle bu suçlardan ceza alanlar bu uygulamadan faydalanamıyor" dedi.
İstatistiki hile
2012 yılının ilkbaharında "Denetimli Serbestlik Yasası" şeklinde yapılan düzenlemede 10 bin tutuklunun tahliye edildiğini hatırlatan Türkdoğan, bu uygulama ile cezaevlerinde kısa süreli bir nefes almaya gidildiğinin altını çizdi. "Daha sonra yaz döneminde tahliyeler oldu. Şimdi anlıyoruz ki bu tahliyeler cezaevlerini boşaltmada yetersiz kaldığı için yeni bir uygulamaya gidildi" diye konuşan Türkdoğan, bu uygulamada problem olanın tutuklu sayısının sürekli artması olduğunu ifade etti.
Adalet Bakanlığı'nın yeni yayınladığı istatistiklerde "hükmen tutuklu" kategorisinin kaldırıldığını söyleyen Türkdoğan, "Hükmen tutuklu demek ise kişi yine tutukludur. Kişinin yargılanması tutuklu devam edecek. Mahkeme ceza vermiştir. Mahkeme tutuklama kararı vermiştir. Kişinin dosyası Yargıtay'dadır. Dava henüz kesin hükümle sonuçlanmamıştır. Adalet Bakanlığı bu kategoriyi hükümlü statüsünde sayıyor. İstatistiğe baktığımızda hükümlü sayısı çoğalmış, tutuklu sayısı azalmış görülüyor. Bu işin istatistik hilesidir. Bu doğru bir uygulama değildir" diye belirtti.
DİHA/ANKARA