"Tahta kılıçlı şövalye" diye adlandırdığı çocukluk anılarını şöyle anlatıyor; "Çocukluğum, beşbin yıllık tarihiyle eşsiz güzelliğe sahip antik Diyarbakır kalesinin bulunduğu Sur içinde Saray Kapı semtinde geçti. Paylaşım ve dayanışma üzerine kuruluydu her şey. O koca duvarların arkasında koca bir aile olarak birbirimize yardım ederek büyüdük. Komşuların odununu taşır, karda, kışta yaşlılara ekmek alır, tulumbadan su çeker, insanlara el, ayak olurduk."
Bu, insanlara el ayak oluş, sonraki yıllarında büyüyerek insan hakları savunuculuğu olarak devam etti. Ama ne yazık ki bu düzende insanlara hak-hukuk konusunda yardım etmenin ağır bedelleri var.
Aralık 2009'da birgün sabaha karşı evinin kapısı çalındı ve tutuklanarak cezaevine gönderildi. Erbey’in KCK üyesi olduğu iddia edildi. Yasadışı örgüt üyeliğiyle suçlandı. Bunun nedenini kendisi şöyle değerlendiriyor; "İHD'nin yasal, demokratik çalışmaları, ihlalleri gerçekleştirenler hakkında yaptığımız açıklamalar, bazı yerleri rahatsız etti. Katıldığım tüm toplantılarda şiddeti, orantısız güç kullananları eleştirdim, özellikle güç kullananlara dair suç duyurularım, basın açıklamalarım, yurtdışından bizleri ziyarete gelen 400 civarında yabancı delegasyona tüm raporlarımızı İngilizceye çevirerek düzenli olarak göndermem beni hedef yaptı."
***
Hukukçu ve insan hakları savunucusu olarak yaptığı çalışmalarından dolayı Avrupa Birliği İnsan Hakları Enstitüsünün 17. Ludovic-Trarieux Uluslararası İnsan Hakları Ödülü’ne değer görüldü.
Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu ve benzeri birçok kuruluş Erbey’in durumunun uluslararası adil yargılama standartlarına da aykırılık teşkil ettiğine dair birçok açıklamalarda bulundular.
Erbey, bu davalarda yer alan birçok insan gibi 4 yıldan fazladır tutuklu yargılanıyor. Yüzlerce hasta tutsak gibi kaderiyle baş başa. Üçüncü evrede bel fıtığından rahatsız. Doktorlar acil ameliyat lazım demişler. Bu mektubu da yatakta bel ağrıları içinde yazdığını söylüyor.
Erbey, daha önce yazdığı bir başka mektubunda da; "Başkalarının özgürlüğe ve adalete erişimi için kendi özgürlüğümüzü yitirdik ve şimdi biz adalet istiyoruz. Doğu masallarının, mesellerin, kitabelerin, tabletlerin diliyle son sözümüz sizedir ey okuyucu. "Biz özgür değilsek, siz, siz özgür değilseniz biz özgür değiliz." Diyordu.
***
İnsan ne kadar çabalasa da, duygu ve mantık ikilisi arasında sağlam bir denge kurmak zordur içeride. Her ikisini de dozajında kullanıp birbirlerinin görev mahallerine müdahale etmelerini engellemek o denli kolay değil. Ama özellikle siyasi mahkumlar bunu başarmıştır her dönem... Zaman zaman hüzün yoklasa da acı zorlasa da yüreğin kapakçıklarını, umuda toz kondurulmaz...
İşte binlerce yıllık antik sur içinde, Saray Kapısı’nda tahta kılıcıyla adaleti savunma hayaliyle büyüyen o küçük çocuk, yıllar sonrasında da bu uğurda tüm zorluklara, bedellere rağmen diz çöküp pes etmiyor. Yaptığım tüm çalışmaların arkasındayım" diyor.
Sevgili Muharrem, kısa mesafeli duvarlara bakmaktan bozulduğunu söylediğin gözlerinden öperim.
Tahta kılıçlı şövalye
Avukat, insan hakları savunucusu ve yazar… Zor, özveri gerektiren onurlu bir mücadeleden geliyor. 2008'de İHD Diyarbakır Şube Başkanı, Kasım 2008'de İHD Genel Başkan Yardımcısı görevlerini üstlendi... Sevgili Muharrem Erbey’den söz ediyorum. Dört yıldan fazladır tutuklu bulunduğu Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nden bianet aracılığıyla bir mektup göndermiş hepimize.