Bin yıl süreceği idda edilen 28 Şubat benzeri toplum mühendislikleri, daha on yılını bile doldurmadan kendini tarihin çöplüğünde bulur. Halka dayanmayan, halka meydan okuyan “İyi Planlar” yoktur artık!
Daha düne kadar kibirinizden kimseyi yanınıza yaklaştırmazken; her şeye muktedirken, bir anda “başçalan”, olursunuz, ne olduğunu daha siz bile anlamadan her şey bir anda tersine dönüverir, alay konusu ettiğiniz kimselerin oyuncağı olursunuz.
Türkiye siyasetini bir tür tahterevalli oyununa çevirdiler; bir birini iterek kalkarak, küfür ederek, oyunda yer kapmaya çalışıyorlar. Art niyetli, yetişkinlerin iğrenç, bütün toplumla alay eden salınmalarıyla karşı karşıyayız. 28 Şubat’a onun bin yıl sürmesine itiraz ederek iktidara gelenler; kendi bin yıl sürmesini istedikleri toplum mühendisliği projelerini bütün toplumun gözüne sokarak uygulamaya geçirmekte bir bahis görmediler. Tıpkı 28 Şubatçılar gibi toplumla alay ettiler; oyunu alarak geldikleri halkı küçümsediler.
AKP iktidarı, başlangıçta Türkiye’de oldukça dar olan demokrasinin çerçevesini birazda dışardan zorlamayla genişletmiş olmakla birlikte; bunu gerçekten demokrasiye inandığı için değil kendi egemenliğine alan açmak için yapmış; sonrasında belli bir güce ulaştığını düşündüğünde ise frene basmış eskiyi aratmayan antidemokratik uygulamalara dümen kırmıştır.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: “Türkiye’nin egemenleri muazzam bir yönetememe durumu yaşamaktadırlar!” Hatırlarsanız AKP öncesi var olan “DSP/MHP/ANAP” hükümeti korkunç bir yolsuzluk batağına saplanmış, toplumsal karşılığı yerlerde sürünen bir haldeyken, tabiri caizse iktidarı bırakıp kaçmak zorunda kalmıştı. Hemen sonrasında birazda uluslararası görevlendirme ile AKP hükümet olmuştu. Aradan daha henüz on yıl geçmişken, aynı akıbeti AKP yaşamaktadır.
Hem “AKP” hem de “Kemalistler” Osmanlı’dan günümüze devreden aynı geleneğin farklı yorumlarla devamcısıdırlar. İnsanlar atalarından yalnızca bilinci değil “deliliği” de devralırlar. Aynı kendini dev aynasında görme; iktidarı ele alınca hemen en yakınından başlayarak bütün toplumu fethetme deliliğini “Türkiye’deki egemenlik ilişkisinin bütün bileşenlerinde görürsünüz. Bunu kendileri de bildikleri için iktidara gelince yapışır ve bir daha gitmek istemezler! İktidarı başkalarına karşı suç işleyebilmenin bir aracı olarak görürler! Neredeyse tamamı iktidarı gerek birbirlerine gerekse de bütün topluma karşı suç işlenmiş olarak neredeyse bırakıp kaçmışlardır. AKP de bu geleneğin devamcısıdır! AKP’de artık tası tarağı toplama dönemine girmiştir, eskiden bir bakışıyla rakiplerini korkutan, sindiren Tayyip Erdoğan bundan sonra artık mazidir ve iktidarını uzattıkça daha da gülünç duruma düşecektir.
Öyleyse ne olur? Hemen kestirmeden bir Bonapart bulunur. Cumhurbaşkanı’nın halk tarafında seçilmesi de bu durumu kolaylaştıran bir rol oynayacaktır. Söz konusu çabalara içerden ve dışarıdan başlandı bile! Türkiye’nin “Charles de Gaulle”u aranıp bulunacaktır. Bu süreç artık normal seçimlerle bir partinin gidip bir başkasının gelişiyle dikiş tutmaz. Siyaseten sorumluluk taşımayan, toplumun tamamı tarafından sevilmesi gerekmeyen, bu sevgiye de gereksinim duymayan, siyasetten gelmeyen, siyasal gelecek kaygısı taşımayan bir “De Gaulle”. İlker Başbuğ işte bu role hazırlanıyor. Son otuz yıldır süren “kirli savaşı saymazsak” hiçbir savaşa katılmadığı halde kendisi artık “Silivri Gazisi”dir! Hem de Tayyip Erdoğan gibi Otel/Cezaevinde değil “Silivri”de iki yıl cezaevinde kalmıştır. Hatta kim bilir belki bu role bu yolla hazırlanmıştır; bu bizim gibi fanilerin bilebileceği bir şey değil!
Ancak kim olursanız olun; kime dayanırsanız dayanın; artık bu memlekete toplum mühendisliği yapamazsınız. Kimseye artık ayar veremezsiniz. Yıllarca mücadele vermiş; iç ilişkilerini muazzam demokratikleştirmiş, bütün Kürt coğrafyasında umut haline gelmiş Kürt hareketini ve halkını görmemezlikten gelemezsiniz. Gerek güvenlik kaygılarınız, gerekse de ekonomik çıkarlarınız sizi “ABD/AB ittifakına” doğru itecek; ulusalcılığınız havada kalacaktır! Batı bloku Türkiye’yi burjuva demokrasisi üzerinden kendine bağlamak ve bura üzerinden; Rusya, Çin ve İran üzerindeki baskıyı artırmak istiyor. AKP Hükümeti bu noktadaki ödevlerini yerine getirmemiştir. Onca; Ergenekon davaları ve ekonomik desteğe rağmen demokratik reformları yapmakta ayak diretmiş, “Kürt sorununu ben çözerim” üzerinden toplumu rehin almaya kalkışmıştır.
Müstakbel “De Gaulle”ümüzü de başat olarak bu görevler beklemektedir: “Burjuva Demokratik reformlarla Türkiye’yi Batı ittifakına daha çok bağlamak ve “Kürt sorunu” çözmek!”
Tahterevalli!