İstanbul Atatürk Havalimanı’nda meydana gelen bombalı saldırı sonucu onlarca insan yaşamını yitirdi, yüzlerce insan da yaralı.
Katliam sonrası yapılan açıklamalar ise memleketin, hükümetin ve yalakalarının ne kadar pespayeleştiğinin fotoğrafını bir kere daha ortaya koydu.
İstanbul’un göbeğinde tamamen sivillere yönelik katliam gerçekleşirken yurdum insanının büyük bir bölümü Survivor yarışmasına kitlenmiş, “kim elenecek?” diye merakla televizyon karşısında bekliyor. Geri kalanlar da bir yandan havalimanı bölgesinde oturan yakınlarını telaşla arıyor, bir kısmı havalimanında seyahat eden yakınlarından haber almanın paniğini yaşıyor. Televizyonlarda ise katliama ilişkin hiçbir şey yok. Gezi sürecinde de gençler ölürken bize penguen belgeseli seyrettirmişlerdi.
Patlamanın hemen ardından yayın yasağı geldi. Yayın yasağı bir durumu gizlemek için konulur. “İnsanlar katledilmiş, bu yayın yasağı da nereden çıktı?” diyenlere cevap, AKP milletvekili Şamil Tayyar’dan geldi: “Yayın yasağını eleştirenler umarım böyle bir patlamada can verirler” dedi. Zaten biz eleştirenler o patlamalarda ölüyoruz, yasaklayanlar da kırmızı koltuklarında paşa paşa yaşıyor.
Şamil Tayyar’ı yalnız bırakmayan diğer AKP milletvekillerinden Kerem Ali Sürekli, “Atatürk Havalimanı’mızda iki adet patlama meydana gelmiş. Diplomatik olarak aldığımız her galibiyetten sonra bir olay. YILMAYACAÐIZ” diye paylaşırken, yine AKP milletvekili Metiner, Atatürk Havalimanı’ndaki katliamın sorumlusunu Kemal Kılıçdaroğlu olarak ilan etti ve Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısında yaptığı konuşmanın saldırıyla bağlantılı olduğunu ileri sürdü.
Erdoğan’ın başdanışmanı Burhan Kuzu ise, “Atatürk Havaalanı’nda patlama oldu. Ne kadar hain varsa bu ülkenin başında bela. Ancak hava alanı gibi oldukça korunaklı bir yere nasıl girilir?” dedi. Valla Sayın Kuzu bunu biz değil, siz bileceksiniz. Havalimanlarında x-ray araçlarından geçerken üzerimizdeki kemer, saat hatta saçımızdaki tokaya varana kadar ötüyoruz, demek ki bombalar ötmüyor ya da öttürülmüyor.
Memleket kan gölüne dönmüş, Erdoğan’ın danışmanı Yiğit Bulut, patlamanın İsrail ve Rusya ile olan anlaşmayı engellemeye yönelik olduğunu, patlamayı haber yapan gazetecilere de, “Patlama haberlerini yapmak boyunuzu mu büyütüyor” demekten utanmıyor. Hiçbir gazeteci, ölüm haberleri yapmayı tercih etmez ama ortada masum insanların katledilişi varsa ve katliamı da sizin “öfkeli çocuklarınız” yapıyorsa birilerinin bunu söylemesi, yazması lazım. Gerçi sizin sözcülerinizden biri olan Orhan Miroğlu, “IŞİD terör örgütü değildir” demişti vakti zamanında.
Erdoğan’ın gözdesi Gülben Ergen ise onlarca insanın ölümüne azıcık üzüntü duyacağına “turistler kaçacak” diye açıklama yapıyor.
Başbakan Binali Yıldırım patlamaya ilişkin, “Güvenlik zaafiyeti yok” diyor. Belçika, Fransa saldırısında “sizin istihbaratınız yok mu” diye çıkışmayı biliyorlardı ama!
Bütün bu saldırı ve katliamların nedeni bunlara destek veren hükümetlerdir. Barbar, vahşi çetelere destek veren, “El Nusra neden terörist oluyormuş?” diye soran bu zihniyet, bugün yaşananların tek sorumlusudur. Silah sevkiyatlarını yapıp, lojistik destek sunmanın sonuçlarıdır masum insanların katledilmesi.
IŞİD’e “terör örgütü” bile diyemeyenler, IŞİD’e her türlü geçiş izni verenler bugün IŞİD gibi faşist bir örgüte karşı mücadele eden Kürtleri vuruyor.
Tarih elbet hesap sorar.