Geçen hafta köşemizde, CSU'nun uyum politikaları çerçevesinde son müthiş (!) icadı 'Yabancıların evde de Almanca konuşması' önerisine yer vermiştik. Gelen tepkilere istinaden, fikir yumuşatılmış, Almanca konuşmanın zorunluluktan öte, teşvik edilmesi gerektiği vurgulanmıştı. Ayrıca Almanya'da aşırı sağın yükselişine de değinmiş, Pegida adlı oluşumu da isimce anmıştık. Bu hafta da aynı minvalde gelişen olaylardan dolayı Almanya'da aşırı sağcıların örgütlenmeleri konusuna devam edeceğiz, ki bu konu halihazırda en önemli gündem maddesi arasında yer alıyor.
Ortadoğu'da savaşın ardından, yurtlarını terk eden milyonlarca mültecinin adreslerinden biri de Avrupa ülkeleriydi. Almanya da haliyle mültecilere kucak açtı. Zaten göçmenlerle başı belada olan ve bir türlü uyum politikasında tutarlılık gösteremeyen Almanya'nın derdi gelen mültecilerle beraber ikiye katlandı. Ülkede 'yabancı' sayısının artmasıyla beraber, bir köşede hali hazırda bekleyen aşırı sağcı oluşumlar da, daha aktiv bir şekilde harekete geçti. Gelen mültecilere, özel, 'hoşgeldiniz' karşılaması hazırlayan bu grupların arkasına sığındığı enstrümanları ise 'İslam karşıtlığı' oldu. Mülteci yurtları önünde yapılan eylemler dışında, geçen hafta daha taze bir olay yaşandı. Bavyera eyaletinde bulunan Nürnberg kentine yakın bir köyde mülteciler için hazırlanan (eski binaların yenilenmesi ile oluşturulan) bir yurt, kimliği 'belirlenemeyen' kişiler tarafından kundaklandı. Çıkan yangında binalar kullanılamaz hale geldi. Yangının ardından, kundakçılar tarafından bina duvarına 'kundaklama' imzası olarak spreyle gamalı haç işareti bırakıldı. Almanya'da aşırı sağcı vakaların giderek arttığını söylemiştik. 2013 yılında 11 bin 761 aşırı sağcı suç vakası kaydedildi. 574'ünün şiddet unsuru içerdiği ve 561 kişinin yaralandığı bilgileri var, ki rakamların daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Amadeo Vakfı'nın verilerine göre ise bu yılın sadece ilk yarısında mülteci karşıtı, 155 gösteri ve 36'sı mülteci yurtlarını hedef alan 52 saldırı düzenlendi. Bu olayların en çok vuku bulduğu yerler, Berlin, Saksonya ve Kuzey Ren-Vestfalya (NRW) eyaletleri.
Bu aşırı sağcı gruplar kendilerini kamufle etmek adına, geçen aylarda Holiganlar ile birlikte sokaklara inmişti. Şimdi de başka bir yapılanma ile meydanlara indiler. Aşırı sağcıların kalelerinden olan Dresden merkezli örgütlenen Pegida- Patriotische Europäer gegen die Islamisierung des Abendlandes- yani; Batı'nın İslamlaşmasına Karşı Yurtsever Avrupalılar- tek derdinin, 'Almanya'nın islamlaşması tehdidine karşı' örgütlenmek olduğunu ifade ediyor. Pegida sözcüsü Lutz Bachmann, (Alman medyasında, aralarında uyuşturucu ticareti de dahil olmak üzere, bazı suçlardan mahkum olduğu haberleri çıktı) oluşumlarının felsefesini ise, "Kimse gündeme getirdiğimiz meseleleri ele almaya cesaret edemiyor. Hemen Nazi damgası vuruluyor. Radikal düşüncelerle işimiz yok" sözleri ile ifade ediyor.
Kendilerini Naziler'den farklı gösteren, aşırı sağcı, muhafazakar ve daha bir sürü sıfatla tanımlayabileceğimiz bu oluşum, birçok ilde ise değişik isimlerde örgütleniyor ve bazı siyasilerden de destek alıyor. Bunlardan biri, Almanya İçin Alternatif (AfD) partisi. Öyleki AfD Brandenburg Eyaleti Teşkilatı Başkanı Alexander Gauland, Spiegel dergisine bu hareketin doğal müttefikleri olduğunu söyledi. Bu kadar hassas bir konuda haliyle tepkilerde yükseldi. Başbakan Merkel bu oluşumu ve mitinglerine katılanları sert bir dille eleştirdi. NRW İçişleri Bakanı Ralf Jaeger, Pegida'lıları 'takım elbiseli Neo-Naziler' olarak tanımladı, ki bu tanım aslında onlara çok uyuyor. Çünkü kendilerini Naziler'den farklı gösteren bu grubun katılımcıları, holiganlarda gördüğümüz gibi normların dışında bir görüntü çizen insanlardan değil, bilakis toplumun orta ve üst sınıfından destek alıyor, fakat mitingleri ve sloganları Nazilerle benzerlik gösteriyor. Bu oluşuma karşı İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere de kaygılarını dile getirdi, fakat Maiziere bu insanların endişelerini de anlamak zorunda olduklarını ifade ederek aslında orta bir yol çizdi.
IŞİD'in katliamları ile birlikte, toplumsal duyarlılık arttı ve dünyanın her yerinde IŞİD'a karşı gösteriler yapıldı. Halkın duygularından yararlanan bu grupların propagandası da, 'İslamlaşma korkusu'. Aslında genel anlamda bir yabancı düşmanlığı besliyorlar. Kaldı ki, mitinglerine katılım her geçen gün daha da artıyor. Hatta Pazartesi günkü mitinglerine onbinler katıldı. Ayrıca bu oluşumlara karşı yapılan gösteriler ise onlarınkinden zayıf kalıyor. Ve ahval böyle iken, acaba Maiziere gibi onların endişelerini mi anlamalıyız, yoksa 'yabancılar' olarak biz mi endişelenmeliyiz?