Tabii bu kıvılcımın alt yapısını oluşturan bir gerçeklik mevcuttu Türkiye’de. Otuz yılı aşkındır Kürdistan’da süren savaş ve Kürt halkının direnişi Türkiye’de bir mücadele geleneği yarattı. Bu mücadele demokratik talepleri netleştirdi, insan, doğa, kadın, inanç gibi olguların yaşamın temelini oluşturduğu düşüncesini aşıladı. Demokrasinin, farklılıkların kendini ifadesi ve katılımı olarak tanımladı. Yıllardır Kürt halkının verdiği bu görkemli mücadelenin bedeli ağır oldu. Kürt halkı ve dostları devletin en acımasız yönelimlerine, katliamlarına, sürgünlerine ve işkencelerine maruz kaldı. Kürdistan coğrafyası yakıldı, yıkıldı. On binlerce Kürt ‘mülteci yaşamlara’ mahkum oldu. Fakat Kürt halkı mücadelesinden de vazgeçmedi. Tüm bunlar ‘terörle mücadele’ adı altında yapıldı. ‘Terörle mücadele’ adı altında, toplum sindirilerek maddi, manevi tüm ihtiyaçları savaşa endekslendi. İnsanların yürekleri, beyinleri vicdanları savaşla bağlandı. Toplumun çelişkileri donduruldu. Bölünme paranoyası altında korku sarmalı oluşturuldu.
İşte Gezi Parkı’nın yarattığı direniş rüzgarı biriken bu çelişkiler, arayışlar ve ihtiyaçların toplam sonucu olarak ortaya çıktı. On yıllardır biriken talepler; silahlar susunca kendisini dışa vurdu. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın başlatmış olduğu çözüm süreci, Türkiye devleti ve hükümetinin savaş argümanını elinden aldı. Siyasi mücadele perspektifi ile başlayan çözüm süreci, Türkiye’de yıllardır hasır altı edilmiş olan tüm talepleri gün yüzüne çıkardı. Yani takke düştü kel göründü adeta. Şimdi bu kele bir derman gerek. Demokratik bir anayasa sadece kelin değil, Türkiye’nin bütün sorunlarının dermanı olacaktır.
Türkiye’nin demokratikleşmesinin ön şartı olan Kürt sorununun çözümü için de artık hükümetin adım atması gerekmektedir. Kürtler, barış sürecinin gelişmesi için ellerinden gelen bütün hassasiyeti göstermektedir. Ancak şimdiye kadar devlet somut bir adım atmadı. Ancak Türk yetkililerinin adım atmaması, oyalaması; hükümeti ve devleti bu kez kurtaramayacaktır. Kuzey Kürdistan’da uzun yıllardır aşılan korku duvarı, şimdi Türkiye’nin geneline yayıldı. Tıpkı Kürdistan’da ölümüne sokaklara çıkarak taleplerini haykıran Kürt halkı gibi artık ‘her yer Taksim, her yer direniş’ sloganı ile birlikte polisin saldırısı bilinerek ve beklenerek meydanlar dolmaktadır.
Meydanlar dolmakla da kalmamış, insanlar bu meydanlarda yeni bir yaşam kültürü oluşturmaya başlamışlar bile.
Yine diğer önemli bir yan; Kürt halkının mücadelesine sessizliklerin itiraf edilmesidir.
‘Yıllardır Kürtlere uygulanan polis saldırısına gözlerimizi kapattık’ diyen gazetecilerden, ‘Kürtleri hiç anlamamışız diyen’ eylemcilere kadar toplumun değişik kesimleri konuştu, yorumladı, empati kurdu. Türkiye’nin demokratik kesimleri belki de ilk kez bu denli bir birine yaklaştılar ve tanıdılar birbirini. Neden mi?
Çünkü artık Türkiye Kürdistanlaştı. Türkiye’nin her köşesine yayılan eylemlerdeki polis saldırıları, Kürt halkının yıllardır maruz kaldığı yaklaşımlardı.
Ve şimdi Kürdistanlaşan Türkiye gerçeğinde çözüm bekleyen sorunların da ortaklaşması gerekmektedir, öyle de olacaktır.
‘Yüzde ellilik kesimi zor tutuyorum’ diyen bir başbakandan, demokrasi güçlerinin fazla beklentisi olamaz. Bazı çevreler bu tehdidi yeni keşfediyor gibi yaklaşsalar da, yadırgamadım şahsen. Çünkü şimdiye kadar gördüğümüz devlet yetkilileri ve iktidarları tam da Erdoğan’ın davrandığı gibi davrandılar ve Türkiye’nin değişik kesimleri, farklı dönemlerde karşı karşıya getirdiler. Ama hiç biri, bu gün halen gündemde olan sorunlara çözüm getirmedi. AKP Hükümetinin de devlet ve iktidar tavrı ile hareket etmesi halinde Türkiye’nin demokratikleşme sorunlarını çözemeyeceği kesindir. Dolayısıyla önceliğin demokratik talepler etrafında birleşerek mücadelenin güçlenmesi daha sonuç alıcı olabilir.
İzmir mitingine katılan bir eylemci; ‘neden bu eyleme katıldınız, ne kazandırdı bu meydanlar?’ sorusuna ‘geleceğim için katıldım, burada yurttaş olmayı, yurttaş sorumluluğunu öğrendim’ diyordu. Evet Türkiye’de yurttaş sorumluluğu ile hareket etmeyi öğrenen demokrasi güçleri varlığını hissettirdikçe devletin bu güçleri göz ardı etmesi de beklenemez.
Toplum tercihini yaptığı yeni yaşam kültürü ve sistemine meşru direnişi ile hayat kazandıracaktır. Devlet diktasına rağmen, muşruiyeti tartışma konusu olan Erdoğan’a rağmen...
Takke düştü kel göründü
Uzun bir aradan sonra Türkiye; doğusundan batısına direniş rüzgarı ile sarsılıyor. Gezi Parkı’nı koruma adıyla başlayan dalgalanma; içerisine cumhuriyet tarihinin biriktirmiş olduğu talepleri de alarak yayılıyor. Türkiye’nin bütün farklılıkları kendi talepleri ile meydanları doldurdu. Gezi Parkı eylemi Türkiye’nin demokratik kesimleri için bir kıvılcım niteliği taşıdı.