Nasıl da güler yüzlü sevecen oluvermişlerdi son günlerde. Kardeşlik, demokrasi diyen dillerinden bal damlıyordu. Savaşın bitirilmesi konusunda herkesi karşısına almış, kararlılık mesajları vermişlerdi. Böyle birden bire biraz garipti elbet ama yine de pek çoğumuz neredeyse inanıyorduk! Başkanlık da sana helal olsun! diyecektik hatta.  

Belki bu tılsım bozulmasın istendiğimizden kimilerimiz, miting alanı olarak ilin merkezi ve en büyük meydanı olmasının yanında, iş ve emek mücadelesinde tarihi öneme sahip, manevi değeri olan Taksim Meydanı için direten sendikalara, içimizden "canım başka bir yerde yapıverseniz no’lur ki?” bile dedik saf saf…
Ama İstanbul 1 Mayıs Meydan Muharebesi kuvvetli bir çimdik attı ve AKP’nin ileri demokrasisine uyandık!
Sadece yasaklı Taksim Meydanı değil, bütün İstanbul abluka altındaydı. Sıkıyönetim ilan edilmişti adeta ve polis, jandarma el ele alınan kararı uyguladı.
Kentte toplu ulaşım durdurulmuş, pek çok yol trafiğe kapatılmış, metro, tramvay, metrobüs, otobüs, vapur tüm araçlarda kontak kapattırılmıştı.
Yetmemiş, Taksim’e giden Unkapanı ve Karaköy köprüleri açılarak araç ve yaya geçişi tamamen imkansız hale getirilmişti.
Güya, Taksim Meydanı'ydı yasaklı olan ama Taksim’e 3-5 kilometre uzakta ve aşılması fiziki olarak imkansız köprülerin gerilerinde toplanan emekçileri bile gaz bombası, tazyikli sular ve coplarla yerlere serdiler.
İşlerini kaybetmek korkusuyla, "bayram benim neyime" deyip işlerine gitmeye çabalayan emekçiler ve işçiler ve hatta başına bir şey gelmesin diye evlerinden çıkmayan "sade” vatandaşlar da aldılar paylarını bu gazlı sıkıyönetim uygulamasından.
Hastanelere bile gaz bombası atıldı. Yüzlerce kişi yaralandı, zarar gördü…
İstanbul valisi soyadı gibi mutluydu. Siyasetin merkezi İstanbul’dan duyurmuştu mesajlarını. Zafer kazanmış, sadece işçileri emekçileri değil bütün İstanbul’u dize getirmişti kendince. Temsil ettiği kapitalizmin, faşizmin çıkarı neyi gerektiriyorsa onu yapmış iş, ekmek, özgürlük, demokrasi mücadelesine saldırmış, işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin omuz omuza mücadelesini engellemişti. Parmağını İstanbul’dan Diyarbakır’a özgürlük, demokrasi, hak, hukuk isteyen herkese sallamıştı.
Nitekim açıklamasında; estirilen devlet teröründen memnuniyetini dile getirdi sık sık. Yaralanan polislere eyvahlandı, yaralanan sivilleri marjinal grup üyesi olarak andı ve suçlu ilan etti. Atılan gaz bombası ile başından yaralanıp halen komadan çıkamayan Dilan Alp, kafasında kırıklar olan ve beyin kanaması geçiren Meral Dönmez için tek söz bile etmedi.
Vali mutluydu ama sendikaların, işçi ve emekçilerin Taksim ısrarı, yüzündeki maskeyi düşürmüş sırtlan sırıtışını ortaya çıkarmıştı. Anlaşıldı ki; işçi ve emekçilerin Taksim’e sokulmaması ne devam eden inşaatla ne hükümetin basit bir siyasi kararı ile açıklanamaz. Ya da başka bir deyişle; Taksim Meydanı’nı, Gezi Parkı’nı ortadan kaldırarak yerine Kışla mimarisi içinde alışveriş merkezi ve oteller yapma projesi ve bu yasakçı anlayış aslında, hükümetin diktatörlük özlemini göstermesi yanında, Taksim’in ruhunu öldürmeyi, 77 1 Mayısını, Taksim Meydanı'nda ki İntercontinental Oteli'nde dörtyüzlü günlerini gördüğümüz büyük işçi direnişlerini de hafızalardan silmeyi amaçlıyor.
Her şeye rağmen ve ısrarla, 1 Mayıs İşçi ve Emekçilerin Birlik ve Dayanışma Günü kutlu olsun! Bijî Yek Gulan!